Marc Ribot ve Dünyanın Aslında Biraz Da Ufak Olması

Hepimiz güzel manzaralı terasları, nedensizce kokan güzel papatyaları ve Tom Waits’in en azından bir şarkısını severiz. Hatta hayatımızda en az bir tane defalarca dinlediğimiz Tom Waits şarkısı vardır diyerek görüyor ve yükseltiyorum. Keza asıl meselem Tom Waits’in en sevdiğim 10 şarkısı listesi yapsam, bu on şarkının, en az yedi ya da sekizinde Marc Ribot’un gitarist olması ile kardeş.  Bu minvalde, Tom Amca’nın en sevdiği gitar tonlarından biri de yazının baş rolü.

Marc Ribot için en güzel benzetme “kalabalıkta öylesine bir diyaloğa ortasından kulak misafiri olup, anlamaya çalışmak” olabilir. Küba’dan, Klezmer’in köklerine, Haiti’nin dingin taraflarından, Şair Erkek, Şirin Kadın Şanson Fransızlara, oradan Orta Amerika’nın Heritage kasa gitarlı Blues’undan, İngiliz Trip-hop’una dek gruplarının büyük çoğunluğu Ribot’nun müzikal algısından bir şeyler edindi, değişti, devindi. Kısaca, Ribot’nun çaldığı albümlerin ortak noktası, gitarları onun çaldığını birkaç kere dinleyince anlamak, anlayınca da en az albüm ve grup kadar bu mükemmel adamın takipçisi olmak sanırım. Başta 85 çıkışlı Rain Dogs’ta Waits’in sesine adeta iade-i itibar olan gitar tonları, Black Keys’in Attack & Release’inde “So He Won’t Break”in solosu, Madelaine Peyroux’nun 96 çıkışlı Dreamland’inin tüm telli referans niteliğindeki partisyonlar, Costello’nun 80’li yılları, Jim Jarmusch filmlerinin soundtracklerindeki ufak dokunuşları derken liste uzayıp gidiyor… Aslında bu çalışmalar dışında Ribot’nun Ceramic Dogs adlı projesi, yapı itibariyle John Lurie’nin Marvin Pontiac’ı andıran inanılmaz bi iş olmuş. 2008 yılında çıkan tek albüm bir Doors cover’ı ile açılıyor. Şarkının agresif yanı, Ribot’nun kankalarından John Zorn’un karakterinden de referansları barındırmış. Zaten albümün genelindeki “12 şarkıda seyr-i alem” hissiyatı funk, raggea, cajun hatta kapanıştaki Eno-esk ambient türleri arasında gidip gelerek Ribot’nun neden müzik tarihi için bir dipnot gibi duran müthiş bir tez konusu olduğunu anlatır cinste.

Dur bi ya ne anlatıyorum hemen duyalım:

Bu ikinci üçüncü dinleyişimde “Malena seni hiç görmedim, hiç bi kitapta da sana böyle güzel seslenen gitarlar duymadım. Hem zaten kitaplarda müzik çalmaz” acımasızlığındaki ütopik şarkıyı ilk duyduğumda “Rain Dogs’dan artan kumaşla yapılmış” hissiyatı her tarafımı sarmıştı, sonra da feryat figan yaptı bi şişirdi… Ki zaten Ribot’ un bu projedeki halinden ötürü flashbackler sunmasının sebebi, diğer elemanların  lisede beraber çalan genç kankalar olması sanırım. (bu arada grubun basscı Shahad Ismaily  geçtiğimiz haftalarda Arkaoda’da Tsu! Projesine transfer olduğunu da resmen duyurdu)

Ayrıca, Ribot’nun “müzikte en sevdiğim şey” dediği “çalarken dans et” şarkısı Pinch’i de yakalayıcı kıvamından ötürü es geçmemek gerek.. İnsanı “e oturmaya mı geldik” e sevk etmiyor değil…

Bu albüme dair söylenebilecek son söz ise herhalde bittiği an, petrole alternatif gibi, popa ya da popüler diğer türlere alternatif olarak, onları daha ileriye taşıyacak ufak nüansları dinleyicisine vermiş olması.

Bye bye.

Author: Onur Yener

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir