L’illusionniste

Bir illüzyonist olan Tatischeff’in (Jacques Tati’nin gerçek adı) sahnesi rock’n roll dedikleri türden müzik yapan bir grup genç tarafından ele geçirilmiştir. Öyle ki Tati sırası geldiği halde sahneye bile çıkamaz. Genç müzisyenler müzikholün sahibinin cebini doldurdukları için Tati’ye de yol görünür. Nerede ekmek varsa oraya koşturan birisidir Tati. Ekmeğini taştan çıkartır derler ya, öyle bir tip işte. Günün birinde yolu İskoçya’nın bir kasabasına düşer. Gösteri yaptığı barda temizlikçi olarak çalışan Alice cehaletinden dolayı Tati’nin yaptıklarını gerçek sihir zanneder ve onun peşine takılır. Birlikte Edinburgh’a giderler. Tati kendisine bile zor bakıyorken bir de Alice çıkmıştır başına. Doğru dürüst yiyecek bir şeyleri bile yokken kılık kıyafet alır Alice’e. Tabii bunları öyle şekillerde takdim eder ki hepsinin sihir sayesinde olduğunu zanneder Alice. Bulunduğu konuma aldırmadan da habire istemeye devam eder. Tati ise birçok meslektaşı gibi intiharın eşiğinde değildir ama meteliğe kurşun atmaktadır.

Eğlence sektörünün diğer figürlerini de görürüz filmde. Herkesi güldüren mutsuz palyaço klişesi burada da karşımızda ama işin ucunda Chomet olunca yadırgamıyor insan. Gelenekselin modern olana karşı savaşını ve onun karşısındaki naif çabalarını anlatıyor film. Bir bakıma kendi macerasını da anlatıyor Sylvain Chomet. 3D’nin, bilgisayar destekli filmlerin alıp başını yürüdüğü bir animasyon piyasasında geleneksel yollarla, elle çizerek, iki boyutlu filmler üretmeye devam ediyor Chomet. Her horozun çöplüğü belli, Chomet’ninki de burası demek ki. Tatischeff’in doyduğu yer mesela. Laf dinlemez tavşanının da orman. Alice ise her halükarda diyarında zaten.

Filmin hikayesi Tati’nin yıllar önce yazıp çekmecesinde beklettiği bir senaryoya dayanıyor. Zamanında sahne sanatlarıyla uğraşmış birisiymiş sanırım Tati. Hikayenin temelinde de kızından uzak kalışı yatıyormuş. Bir nevi baba-kız hikayesi anlatan film Tati’nin kızına adanmış. Senaryoyu Chomet’ye gönderen de kendisiymiş ama henüz görüşemeden kanserden ölmüş kadın.

Bana kalırsa çektiği bir avuç filmle tapılası birkaç sinemacıdan birisidir Sylvain Chomet. Les Tripllettes de Belleville gibi bir şahanenin ardından sıradaki işini izleyebilmek için üç yıl bekledik. Tour Eiffel, Paris je t’aime’in en iyi bölümlerinden birisiydi. Bundan dört yıl sonra da bu film geldi işte. İzleyicinin doksan dakika boyunca temelinde “insanlık” yatan yardımseverlik, iyilik, güzellik, hoşgörü gibi insancıl durumlara maruz kaldığı çok iyi bir animasyon L’illusionniste. Bir tabak sıcak çorbayla intihardan vazgeçenlerin filmi. Hem göze hem kulağa hitab ederken içimize de işliyor.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir