Leyla Erbil – Cüce

EŞİK

“Elinizdeki kitap ne anlatıyor?” sorusuna kolay kolay cevap veremeyeceğiniz bir roman Cüce. O kadar çok şey anlatıyor ki bir çırpıda şunu anlatıyor demek mümkün olmuyor. Ancak kitabı okuyup aklınızda kalan metni nadasa bıraktıktan sonra kitaba her dönüşünüzde satır aralarından, cümlelerden hatta kelimelerden farklı göndermeler farklı eleştiriler bulup çıkarmanız mümkün oluyor. Döne döne, sıkı bir okuma gerektiren bir roman Cüce.

“Yazarın Notu” bölümüyle başlayan kitap Ahmet Oktay ve Tülay Börtecene’ye armağan edilen asıl metin ile devam ediyor. “Yazarın Notu” asıl metne hazırlık niteliğinde. Bu bölümde Leyla Erbil, yazlık komşusu Zenîme Hanım’ı bizlere tanıttıktan sonra onun geçmişinden, kendisi ile olan ilişkisinden bahsederek Cüce’yi oluşturan metnin Zenîme Hanım’ın kaleminden çıktığını, bu metni onun intiharı üzerine düzenleyip yayımladığını anlatıyor. Zenîme Hanım’ın “dağınık notları” böylece bir kitaba dönüşüyor. Bu sayede Zenîme Hanım, hem içten içe istediği hem de tiksindiği medyanın içine girerek “sevgili okur”larıyla buluşmuş oluyor.

Sisli bir günde gazeteciyi bekliyor Zenîme Hanım. Hiçbir yere bağlı olmayan, soysuz köksüz anlamı taşıyan adının anlamı Zenîme Hanım’ın kişiliğini veriyor gibi. Zenîme Hanım hiçbir yere ait olamamış, olmak istememiş, ait olmaya inanmamış birisi. Kendisi de dile getiriyor bunu: “… onlardan da değilsin sen, sen hiçbir yere ait değilsin, aitsiz kimliksin sen, “Aitsiz Kimlik!”.”[1]

Yaşadığı dünyadaki sisteme inanmayan, onu kıyasıya eleştiren birinin bu sisteme ait olamayışı yadırganacak bir durum değil elbette. Ama Zenîme Hanım içten içe bu sisteme dahil olsun ister, “sevgili okur”ları olsun, bir kitle onu sürekli takip etsin… Bunun için çağırır gazeteciyi, kendi deyimiyle bu “unutuluş oyun”una bir son vermek için. Bu sisteme de dâhil olamayacağını anladığında ise odasına girer kapıyı kilitler ve dışarıdan gelen seslere kulak asmadan ölümün sıcak uykusuna bırakır kendini. Nedir peki dışarıdan gelen sesler? Neyi ifade eder? Cüce Menipo’nun yani gazetecinin “malzeme”si yeterli olmuş, çalışması büyük ses getirmiştir anlaşılan(!) “Zirve”ye çıkan, çıktığında ise daha da yukarı çıkabileceğini; ancak bunun bir sonu olmadığını fark eden Zenîme ise bu çalışmanın sonunda hiçliğe daha da yaklaşır. Aynalar karşısında kaybettiği suretini hiç seçemez artık, son bir çaba ile tırmandığı bereket sembolü ağacın üst dallarından kopardığı “yasak meyve”yi paylaştığı “cüce”nin ardı ardına ona verdiği cevaplar onun sona gidişini hızlandırır. “…çünkü kimse içinden çıktığı çirkeften leke almadan gezinemez bu gezegende…”[2]

Medyanın ve tüketim toplumunun eleştirisi kitabın her sayfasına hatta neredeyse her satırına ustalıkla sindirilmiş olsa da öldürücü darbe –kanaatimce- gazetecinin geldiği son bölüm. Gazeteci gelir gelmez acelecidir, yetişeceği bir yer olmasa da zamana yetişmek zorundadır sanki. Söyleşi yapmaz örneğin bu şekilde çalışmadığını söyler. Fotoğrafları çekerken oradan buradan konuşacaklar ve resimlerin altı gazetecinin hayal gücüne bağlı olarak doldurulacaktır besbelli(!)  Gazetecinin, Zenîme Hanım’ı, evi, bahçeyi malzeme olarak değerlendirişi, sürekli “zirve”yi arayışı Zenîme ile birlikte oluşu da medyanın ustaca yapılmış eleştirisidir. Zenîme ile beraber oluşlarında hiçbir duygusal paylaşım yoktur gazeteci açısından sadece tensel zevk önemlidir onun için. Birlikte olduktan sonra beş çayını karısıyla beraber içmek üzere yola koyulur “cüce”. Sadakatsiz, ne yaşanırsa yaşansın “kürkçü dükkân”ına dönülen, alışkanlıklar üzerine kurulu basit ilişkilerle alay eder Leyla Erbil.

Siyaset de payını alır eleştiri oklarından. Zenîme’nin bilinçakışı, gazetedeki haberler ve televizyon aracılığıyla geçmişin ve bugünün siyasi olayları, toplumun bunlara verdiği tepkiler/tepkisizlikler eleştirilir.

Zenîme’nin savaş açtığı durmadan öldürdüğü; ancak hiçbir zaman kurtulamadığı karıncalar roman boyunca kitap sayfalarında da dolaşıp durdular. Karıncalar neyi simgeliyor romanda? Zenîme onlardan nefret ediyor ve tiksiniyor. Bununla beraber bir türlü kurtulamıyor karıncalardan en olmadık zamanlarda karşısına çıkıveriyor bir tanesi. Karıncalar çalışan, toplayan, düzeni, beraberliği ve bir bakıma gücü simgeleyen bir unsur olarak kullanılmış olsa gerek. Bu şekilde ele alındığında toplumda gücü elinde tutan kesim için kullanıldığı düşünülebilir.

Zenîme Hanım’ın gazeteciyi beklerken düşündükleri, bilinçakışı, iç konuşma ve geriye dönüşlerle devam eder. Modernizm akımının anlatım tekniklerini kullanan Leyla Erbil’in metni aynı zamanda postmodern özellikler de taşımaktadır. Leyla Erbil’in üslûbu da üzerinde durulması gereken diğer önemli nokta. Devrik cümlelerin hâkim olduğu üslûp, zaman zaman tekerlemeyi, zaman zaman şiiri hatırlatarak  sadece bir cümleyi bile tekrar tekrar okumanızı sağlamakta.

Zamanın ne içinde ne dışında olan düşünceleri ile daima arafta, eşikte kalan Zenîme, ölüm ile o eşiği atlamayı amaçlamıştır belki. İçine giremediği zamanın dışına çıkarak, eşiğinde kaldığı hiçliğin kapısını aralayarak…


[1] Leyla Erbil, Cüce, Kanat Kitap, İstanbul 2008, s.29.

[2] age, s. 23.

Author: Nihan Abir

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>