Lebanon

Son zamanlarda sıkça düşündüğüm ve aramızda tartıştığımız şeylerden biri “anti-militarist bir film nasıl olmalı?” sorusu. Son yıllarda çekilen hiçbir filme rahatlıkla anti-militarist demek mümkün olmuyor. İşgaller artarken nedense savaş filmleri muğlâklaşıyor, artık kimse savaşa karşı çıkmıyor da askerlerin psikolojisini anlamaya çalışıyor. Ne söylediği anlaşılamayan ya da bilerek gürültüye getirilen filmler çekiliyor. Amerika’dan çıkan Irak işgaliyle ilgili filmler askerlerin oraya neden “boşuna” gittiklerini sorguluyor, birilerini öldürseler sorun yokmuş gibi bir söylemin peşinden gidiyor ( ilk akla gelen “Jarhead”). Ya da yine askerlerin orada “boşuna” öldüğünü anlatan filmler geliyor (en son örneği “The Messenger”). Son yıllarda İsrail’den de geçmişle hesaplaşma filmleri gelmeye başladı, ama bu filmlere de savaş karşıtı demek zor. Çok tartışılan “Beşir ile Vals”ten (Vals im Bashir) sonra İstanbul Film Festivali’nin programında yer alan “Lübnan” (Lebanon) da öncülünün yolundan gidiyor. Yönetmenin kişisel deneyimlerine dayanarak çekilen 1982 Lübnan işgali, yine o deneyimlerin kişiselliğinin kurbanı oluyor.

Film bir tankın içindeki dört askerin savaş deneyimini anlatıyor. Bu karanlık ve pis mekânda bildiğimiz emir komuta zinciri kırılmıştır, bu dört asker ölüm korkusunda eşittir, elleri tetiğe gitmez, sadece hayatta kalmaya çalışırlar, savaşla ilgileri yok gibidir. Tamamen şaşkındırlar ve tek istedikleri bir an önce evlerine dönmektir. Yönetmen bu askerlerin psikolojisini vermede oldukça başarılı, tankın dışında olanların korkunçluğunu göstermede de. Ancak bu film de tıpkı suçu Hıristiyan Falanjistler’e atan “Beşir ile Vals” gibi yapıyor ve neden orda olduklarını bilmedikleri için İsrailli askerler burda da masum oluveriyorlar birden. (Tavuklarını taşırken boşu boşuna öldürülen yaşlı adamın ölümü bile askerlerin korkusuyla meşru hale getiriliyor.) Ve yine film, “The Hurt Locker”ın düştüğü hataya düşerek savaşı bir iş, tamamlanması gereken bir görev gibi gösterip tankın dışında olan biten hiçbir şeyi sorgulatmıyor askerlerine. Savaş zor ve tehlikelidir, bir an önce de bitirilip uzaklaşılmalıdır.

Sanırım askerlerin deneyimlerine odaklanan filmler yapıldıkça daha fazlasını izleme şansımız olmayacak. Ancak birileri çocuğunu kaybetmiş ve savaşın ortasında çırılçıplak kalan kadının hikâyesini anlatırsa gerçek bir savaş karşıtı film izlemiş olacağız. Ancak öyle bir filmin adı Lübnan/Kosova/Irak olmayı hak edecek.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir