Le tableau

Amerikan animasyonları sektörü domine etmeseydi böyle filmler o kadar da önem kazanmazmış gibi geliyor bana. Böyle bir şeyi nadiren izlemiş ve izleyecek olmak “iyi” olana yüklediğim anlamı da sorgulamama yol açıyor.

Tastamamlar, Yarımlar ve Eskizlerin yaşadığı bir tablodayız. Tastamamların diğerlerini ötelemeleri üzerine her üç statüden de birer kişi yola koyulup ressamı aramaya başlarlar. Amaçları ona tabloyu tamamlatmaktır. Bu macera esnasında tablodan tabloya girecek, yeni çizimlerle tanışacak ve aradıkları şeyin çok da uzakta olmadığını keşfedeceklerdir.

Kendi işimizi kendimizin görmesi gerektiğini öğütleyen, yaratan-yaratılan ilişkisini sorgulayan, ayrımcılığın her türlüsünün nasıl da gereksiz olduğunu anlatan, konumu ne olursa olsun hepimizin “bir” olduğunu vurgulayan şahane mi şahane bir canlandırma sineması örneği. Hem de bunları herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir sinema diliyle yapıyor. Kapalı değil, kucak kucak açılmış izleyenine. Seksen dakikasına bol keseden serpiştirmiş her şeyinden. Onlar dünyalarını daha güzel bir yer yapmak için uğraştıkça ben de düşündüm durdum neler yapabilirim diye. Güldüm, ağladım, korktum, sevindim. Bittiğinde kuvvetlice alkışladım. Salondan çıktığımda kalabalığa hemen karışmadım, biraz daha sinemadan çıkmış insan olayım diye.

Şimdiye kadar yapılanların en iyilerinden olabilir. Acil durumlarda camı kırmalık. Emeği geçenlerin duacısı olmak lazım.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir