Le Concert

Yahudi müzisyenlerle çalıştığı için işinden olan şef Andrei Filipov, Bolşoy Orkestrası’nda temizlikçi olarak çalışmaktadır. Ama aklı Çaykovski’de ve yarım kalan Paris konserindedir. Temizlik yaparken karşılaştığı Paris’ten gelen konser davetine Bolşoy adına gizlice cevap verir ve kendi ekibini toplayarak konseri organize eder. Sahte pasaportlarla girilen Paris’te zaten güçlükle bir araya gelmiş bu orkestra hemen dağılır. Öte yandan Andrei’nin özellikle istediği, orkestraya eşlik edecek ünlü genç kemancı Anne-Marie Jacquet ile ilgili de bir sır vardır. Her birinin Paris’e gelme nedeni ayrı olan bu grupta Andrei’nin nedeni de arkadaşı Lea’ya olan borcudur.

Açıkçası film Rus toplumuna, komünizme ve kapitalizme dair eğlenceli eleştiriler barındırıyor. Ancak filmin, grubun Paris’e gelmesiyle yer yer “Ruslar Paris”te gibi ucuz bir komediye dönüşmesinden biraz rahatsız oldum. Elbette filmlerin gerçekliğini sorgulayacak değilim, ama bir kez bile prova yapmamış bu ekibin konser akşamı birdenbire olağanüstü çalması ister istemez filmin inandırıcılığına gölge düşürüyor. Aslında müziğin sadece bir duygusal eğitimmiş gibi algılanması da bir rahatsızlık nedeni benim için. Bütün filmler neredeyse müziğin yalnızca bu yanıyla ilgilenip teknik yeterlilik ve disiplinli çalışma kısmını unutuyorlar. Sadece herkesin içinde saklı olan ve birdenbire ortaya çıkan müzikle ilgileniyor sinema. Ben Anne-Marie Jacquet’ye bakıp çalmaya başlayabilen sokak müzisyenlerini anlayamıyorum sanırım. Tabi bu muhteşem konser, filmin duygusal ve etkileyici bir sona ulaşması açısından faydalı olmuş, ama ben artık müzikle ilgili bu tezlerden sıkıldım. Fazlasıyla duygusal bir anımda elime keman alsam çalabilecekmişim gibi düşündürüyor bu filmler, daha önce biraz armonika çaldıysam tamam, daha ne istiyorum. (Belki iyi bir klasik müzik dinleyicisi olmadığımdan anlayamıyorumdur, Fazıl Say’ın film hakkındaki görüşünü çok merak ettim.)

Eli yüzü düzgün ama çok özel bir film de değil Le Concert. Ancak gerçek Bolşoy Orkestrası’na el hareketi yapan Andrei’nin rengârenk orkestrası hakkında, “Paris’te kaçak cep telefonu satmak, ya da hemen bir işe girmek” gibi şeyler yapmaları dışında daha çok şey öğrenebilseydik… En azından içinde müziğin önemli bir yer tuttuğu filme uygun olarak bu insanların içinde saklı olan müziği hissedebilseydik iyi olurdu, çünkü bu haliyle o müziğin nereden çıktığını ben anlayamadım.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

2 Comments

  1. Dün akşam izleyebildim filmi, sıcağı sıcağına yorum yapayım. Film ciddi olmaktan korkan bir yapıya sahip. Hikâyesini çekinmeden anlatmaya başladığı anlarda hemen komedi unsuruna başvuruyor ve ciddiyeti yitiriyor. Aslında konu gayet iyi ve bence çok daha iyi bir şekilde anlatılabilirmiş ama şu haliyle sadece eğlenceli vakit geçirmeyi sağlıyor.

    Filmde durum biraz farklı olsa da (müzisyenlik geçmişi vs.) müzik konusunda sanırım Fazıl Say “biz bu duygusal saçmalıklarla uğraşmaktan bıktık” diyebilir :) Kolektivizm müzikte kusursuz uyumu yakalamak için yeterli olmamalı, 2-3 kişi bile provasız beraber çalamıyorken 50 kişilik orkestralar için fantastik kalıyor. (Gerçeklik müdahalesi yapmıyorum ama bu rahatlık, her şey olur hayalleri bazen rahatsız edici olabiliyor.)

    Ayrıca sinemanın geldiği şu son noktada Fransızca konuşan Rusların Fransızlarla Fransızca anlaşamaması da kim ne derse desin geriyor beni. Ben hala ana dili İngilizce olan Nazilere alışamadım, bir de Fransızca konuşan Ruslar eklendi. Biraz daha özen ve düzenle gayet iyi bir film olabilirmiş, olmamış.

  2. Ben çok sevdim bu filmi, öyle böyle değil :) Hiç prova yapmadan öyle güzel bir konser verebilmelerinin gerçekliğini de sorgulamamıştım açıkçası. “Adamlar doğuştan yetenekli ve ilahi bir güç geldi onlara orada” falan diye geçiştirmiştim :) Orkestra için adam topladıkları sırada o kişilerin müzisyen kimlikleriyle alakalı az da olsa fikir verildiğini düşünüyorum. Klip gibiydi o sahneler.

    Fransızca konuşan Ruslar kafamı karıştırdı biraz. Dublaj mı yapmışlar acaba falan dedim. Kulak tırmalayıcı bir durum vardı orada. Hele ki bağırıştıkları sahnelerde…

    Komedi ile dram arasında gidip gelen yapısı da hoşuma gitti. Bu iki duygu durumu iyi bir şekilde yedirilmiş filme. Güldürdüğü kadar hüzülendirdi de beni. Finali de kurgusal açıdan çok beğendim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir