Otoriteye Karşı Sanat: Land Art


Land Art, Arazi Sanatı

Galerilere, salonlara, duvarlara kısacası “kapatılmış alanlara” sığma çabasına bir tepkidir Land Art.  Bir yönden de doğanın tahrip edilmesine, tahrip edilen alana yani sit olmaktan çıkmış olana yeniden vitalite özelliği kazandırıma amacını taşıyor. Kendinden sonrakilere var olduğunu belirtmek isteğiyle yapılmış duvar resimleri ya da günümüze değin kendini koruyabilmiş kalıntıların mirasçısı olarak bakılsa da daha ziyade doğanın  sanat oluşu üzerinde duruyor ve metropollere gittikçe yerleşen endüstri alanlarına tepkisini ortaya koyma yolunu seçiyor.

Hayat bulduğu 1960-1970 döneminde siyasi ve felsefi yaşamın etkisini gösterirken minimalizmi de kendine destek alıyordu.

Galeriyi terk etmek, otoriteye karşı çıkmak demektir. Sanat sınırlanmıyor, tüm boyutları, zamanı ve mekanı da üstleniyor. Materyalini daha çok doğadan seçmesiyle de ekoloji ve sanatı baskıya ve tahribe karşı sunulan yapıtta bir araya getiriyor. Bu sanatın yapıtları genellikle taşınamaz olduğu için satılabilir olma özelliğini de kaybediyor yani kapitalizm – sanat ilişkisine kendi içinde karşı çıkıyor. Bunun en tutarlı öreneklerinin sahibi alanları, binaları sarmalayarak tekrar açıldıklarında onların yeniden keşfini sağlayan Christo Vladimirov Javacheff yapıtlarını icra ederken kendisine sponspor olmak isteyen tüm şirketleri geri çeviriyordu.

Arazi Sanatı’nın öncülerinden Robert Smithson  müzeleri hapishanelere ve bakım evlerine benzetmiş koğuşların yerini galerilerin aldığının üstünde durmuştur. Eleştirmenler ise bu koğuşları gezip sanat eserlerinin iyileşip iyileşemeyeceğine karar veren mecralardır. Ona göre sit niteliğini kaybetmiş yani doğa ve insan eliyle harap edilmiş, endüstrinin hakimiyetine maruz kalmış yerler sanatçının eliyle yeniden değer ve canlılık kazanıyordu.

Mehmet Yılmaz’ın metin çevirilerinden oluşan Sanatın Felsefesi Felsefenin Sanatı kitabında Robert Smithson,  kültürel kapatılmışlığı sanatçıdan kendi kapatılmışlığını istemekten ziyade bir küratörün kendi sınırlarını bir sanat sergisine dayatmasıyla ortaya çıkması olarak tanımlamıştır. Kapatılmışlığın içinde kalan sanatçı B.F.Skinner’ın fareleri gibi yaratıcılığından yani özgürlüğünden uzaktır.

Bu sanatın diğer öncüleri ve bu sanatla ilgili eserler veren Joseph Beuys, Andy Goldsworthy, Walter de Maria, Dennis Oppenheim, Michael Heizer, Mel Chin ve  Carl Andre gibi sanatçılar yapıtlarında şekil, alan, materyal ve  felsefe ayrımına gitmiş olsalar da hepsinin ortak amacı sanatı kapitalizmden, kapalılaştırılmaktan ve değer yargılarından uzakta protest olarak yapıtsallaştırmaktır.

Author: Bensu Aydin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir