Ladri di biciclette

İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya’sında geçen bir ‘tanıklık’ filmi Bisiklet Hırsızları. Özel kanallarda defalarca gösterilmiş olması, pek çok sinemasever tarafından bilinmesi bir yana, sinema tarihinde ‘neo-realizm’in startını veren bir başyapıt olarak kabul görmesi dolayısıyla spoiler endişesi yaşamıyorum.

Afişçilik yapabilmesi için bir bisiklete sahip olması gereken Antonio’nun ve küçük yaşta ellerine gres yağı bulaşmış oğlu Bruno’nun gözünden, sefalete ve açlığa şahit oluruz. Hayatını idame ettirebilmesi için ihtiyaç duyduğu tek araç olan ‘bisiklet’ini çaldıran fakir bir adamın mücadelesi bu. Sevgisini gösteremediği oğlu Bruno’nun ve elbette savaş yorgunu İtalya’nın fotoğrafı.

Yeni-Gerçekçilik akımının öncülerinden yönetmen Vittorio De Sica bu filmde Antonio rolünde gerçek hayatta da bir işçi olan Lamberto Maggiorani’yi, oğlu Bruno rolünde de gerçek hayatında gazete satan Enzo Staiola’yı kullanarak iliklerimize kadar pür gerçekliğe gömüyor bizi. Oğluna gözleri önünde aşağılanan, utanca boğulan Antonio’nun gözyaşlarını izlediğimiz final sahnesiyse izlediklerim içerisindeki en kısa, en vurucu ve en dramatik olandı diyebilirim.

Film boyunca hep “iyi” olarak bildiğimiz Antonio’nun en sonunda “kötü“ye kayması ise aklıma Tarık Akan – Kahraman Kıral ikilisini yani Canım Kardeşim’i getirdi dersem yanlış olmaz.

Yazacak hem çok şey var, hem de çok az şey var sanki.

Tam bir tanıklık, tam bir dram Bisiklet Hırsızları. İzlememiş olanlar şanslı mı şanssız mı bilemedim.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

1 Comment

  1. İzleyenler, kesinlikle şanslıdır diye düşünüyorum.
    Yılını da yazalım, 1948.
    Son sahne beni de ağlatmıştı.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir