Kutlama / Festen

PROJE EKİBİ
Işık: Alaz Köymen
Kostüm: Deniz Marşan, Başak Dizer Fransez
Dekor Uygulama Teşekkürler: Can Taşkent, Koray Malhan, Emre İzer
Proje Takımı: Özge Erdem, Seda Yıldız, Tevfik Şahin, Su Olgaç, Nurcihan Yücel, İdil Alkut Malhan, Tuğçe Altuğ, Gözde Kocaoğlu, Hakan Kurtaş, Tuğrul Dağ, Gökçen Kalender.
Işık Operatörü: Alaz Köymen Ses Operatörü: Hakan Kurtaş
Mekan Yönetimi: Ayşegül Beyazdağ, Necla Koca
Grafik Tasarım: Emre Çıkınoğlu
Uygulama ve Baskı Öncesi Hazırlık: Hatice Çavdar, Spot

1998 yılında Thomas Vinterberg tarafından çekilen ve Dogma 95’in ilk filmi olan Festen, 2004 yılında David Eldridge tarafından tiyatro sahnesine adapte edildi. 22 Ocak 2011 tarihinden itibaren de Ece Dizdar çevirisi ve Murat Daltaban rejisiyle Dot Tiyatro ekibi tarafından Türkiye’de oynanıyor.

Oyun büyük bir ailenin, babalarının 60. doğum günü kutlaması için bir araya gelmesini ve yıllarca saklanan bazı sırların ortaya dökülmesini anlatıyor. Büyük ailelerde olan “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışının en aşağılık halini görüyoruz burda. İkiz kardeşi Linda’nın intiharından sonra babasının geçmişte yaptıklarına dayanamayan Christian’ın yıllarca içinde biriktirdiklerini kusma ve rahatlamasını anlatıyor oyun. Ancak bu kusma ilk etapta beklenen tepkiyi yaratmıyor, aile fertleri ve dostları Christian’ın anlattıklarını önce bir şaka gibi geçiştiriyor, ondan sonra işi onun “garip çocukluğuna” yıkmaya çalışıyor fakat en sonunda Linda’nın mektubunu bulan ve okuyan kardeşi Helene’in de katkısıyla gerçekle yüzleşiyorlar. Çocuklarının hayatını mahveden bir baba, her şeyi bilmesine rağmen susan bir anne ve bütün bunları şu anda öğrenip gerçekliğine inanamayan kardeşleriyle büyük bir savaşa giren ve iyi mücadele edip kazanan Christian!

Konuyu kısaca yukarıdaki gibi özetledim. Daha fazla şey söyleyebilirim, üzerine çok ciddi tartışmalar yürütebileceğimiz son derece etkileyici bir konu var. Ancak oyuna yeni gidecek olanlar ve filmi izlememiş insanlar için konuyu bilmemek bence kritik bir önem taşıyor zira Christian’ın ilk konuşmasında yaşattığı etkiyi azaltmak istemiyorum, oyunun en etkileyici yeri olduğunu söyleyebilirim.

Oyun büyük ve şeffaf bir çadırda oynanıyor. Öncelikle dış mekanda başlıyor ve kısa bir süreden sonra içeriye geçiyorsunuz. Etkileyici ve farklı olan bu giriş kısmı oyunun bütünlüğüne herhangi bir zarar vermiyor, böyle bir giriş çok iyi düşünülmüş. Tek yatakta anlatılan üç giriş hikâyesi de son derece etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Masa düzeni, dekorun kısa zamanda değişebilmesi ve bu değişimin de hizmetkar rolündeki oyuncular tarafından yapılması hiç müdahale yokmuş izlenimi yaratıyor. Dış mekanın hikâye anlatımında etkili bir unsur olarak kullanılması da bizim tiyatromuz için yenilikçi bir yaklaşım. Sürekli “merak” ediyoruz ve izlediğimizin sadece bir “oyun” olduğunu belli edecek tüm unsurlar ustaca törpülenmiş. Filme tamamen bağlı kalan, neredeyse hiçbir yerini atlamayan, iyi yönetilen ve sahnelenen bir oyun olmuş Festen. Sadece kullandıkları müzikler konusunda birkaç şey söyleyebilirim, şarkıların sözleri olmasaydı bu sözlerim de olmazdı aslında. Elvin Aydoğdu ve sesine bir şey demiyorum ama şarkıların sözleri olmadan bu hikâyenin daha iyi yürüyeceğini düşünüyorum. Gayet iyi başlayan High and Dry ve No Surprises vardı, bilindik şarkılar olmaları sözlerle ilişki kurmaya çalışırken bir anda oyundan kopmanızı sağlayabilir, bir de artık rica ederim Creep herhangi bir yerde kullanılmasın. Çok yapışkan bir şarkı ve bana göre bu hikâyede gerçekten bir yeri yok.

Genel olarak oyuncuları beğendim, “farklı bir oyuncu olsaydı” düşüncesini aklıma getirecek derecede sırıtan bir performans görmedim, biraz özele indirirsem;

Christian rolünde Cemil Büyükdöğerli var, açıkçası oyun başladığında ilk düşüncem bu rolün altından kalkamayacağı yönündeydi. İlk konuşmasından sonra gözlerini gördüm ve bu rol için ideal adamlardan birisi olduğuna karar verdim. Çok iyi bir iş çıkartmış. Ailenin deli çocuğu rolündeki Michael karakterini ise Rıza Kocaoğlu oynamış. Gerçeği en zor kabul eden ve bu zorlu aşamayı en agresif geçiren Michael için yine iyi bir seçim olmuş, dinamik ve enerjik bir performansı var. Şebnem Bozoklu ailenin farklı ve başına buyruk kızı olan Helene rolünde, bana pek etkileyici gelmese de oyunu beraber izlediğim arkadaşlarımdan geçer not aldı. Köksal Engür aile babası Helge rolündeydi, bu yaştan sonra yerlerde sürünüp dayak yedi, sadece tebrik etmek gerekir.

Gelelim Park Bravo, Damat / Tween, Nine West, Inglot, Austin Reed ve Koleksiyon ana sponsorluğunda bu oyunu sahneleyen Dot Tiyatroya! Maalesef ki şu haliyle ve fiyatlarıyla sadece belli bir kesimin izleyebileceği oyunlar yapıyorlar. Ömür Gedik, Ferhat Göçer ve Hande Ataizi ile izledim oyunu, yanımdaki teyzeler de Boston’a gitmenin artık çok daha kolay olduğundan bahsediyorlardı. Tiyatro kesinlikle daha ucuz olmalı, herkesi sahiplenmeli ve herkesi salonlara çekmeli. İnsanoğlu neredeyse var olduğu günden bu yana tiyatro yapıyor, zaman içerisinde tiyatro çok fazla bir değişim göstermedi, oyunun yönü değişti, sahnedeki bakış farklılaştı ama her zaman insanı çekti ve yakaladı. Yeni dönemin farklılaşan kapitalist dünyasında bir sanat olarak var olma mücadelesine rekabet üzerinden giren tiyatro artık daha fazla merak satmaya yöneliyor. İyi tanıtımlar, sağlam bütçeler, güzel ulaşım imkanlarıyla parası olana hitap eden bir “müşteri” anlayışı tiyatroyu ele geçiriyor.

Dot için bunları söyleme sebebim kesinlikle ortaya konulanın ucuz bir merak satma çabası olması değil, öyle yapanlar da var ancak Dot başarılı bir ekiple iyi oyunlar sahneye koyan bir topluluk. Daha fazla izlenmesi pek mümkün değil, zaten oyunlarına yer bulmak kolay değil ancak daha farklı kesimden insanlara ulaşmaları kendi ellerinde. Herkese hitap edebilirler “gerçek yetişkinlere tavsiye sert içerik”lerini topluma da kabul ettirebilirler, pek kolay olmasa da en azından bunun için çabalayıp gelen tepkileri göğüsleyecek bir duruşları olabilir. Şu halleriyle tatlı bir zeminde istediklerini yapan ancak sertlikten kaçan bir yapıları var. Dot ve Dot’un açtığı yoldan ilerleyecekler topluma gelmezse biz devlet tiyatrolarında “dal yaprak” duyunca gülüp eğlenen izleyicilere, heyecansız ve yenilikten korkan yönetmenlere mahkûm kalacağız. O yüzden bu güzel oyunun yazısını Dot’a seslenerek bitireyim; biz her yerdeyiz, sizi de bekleriz!

Author: Burak Kartal

Share This Post On

3 Comments

  1. Son zamanlarda izlediğim en güzel oyunlardan hatta belki de en güzeli. Festen’i izledikten sonra diğer Dot oyunlarını da gidilecek oyunlar listeme ekledim.

  2. Festen, Dot’un izlediğim ilk oyunuydu. İnanılmaz etkileyici ve inandırıcıydı. Oyunculuklar, dekor ve mekan şahaneydi. Diğer oyunlarını da en kısa zamanda görmek için sabırsızlanıyorum.

  3. Festen çok güzel bir oyun olmuş. Çok iyi düşünülmüş, kurgulanmış, emek verilmiş bir iş olduğu her halinden belliydi. Burak’ın Dot’a seslenişine katılıyorum, keşke her yerde olsalar…

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir