Kredi Kartı-Vak’aaaaa

Tiyatro takip eden ama özellikle Tiyatro izleyicisi olmayan kesim tarafından bilinen adıyla “Uğur Polat’ın Son Oyunu” şeklinde tanımlanabilir. Kredi Kartı Va’ka birden fazla “a” harfi barındıran, tek perde olsa da iki ayrı bölümden oluşan ve sanılanın aksine “Kredi Kartı” konusunu bir vaka olarak işlemeyen Devlet Tiyatrolarının yeni oyunu. Cüneyt Çalışkur’un yazdığı ve yönettiği oyunda Uğur Polat ve Çağ Çalışkur rol alıyorlar, aslında iki kişilik bir oyun değil, Çağ Çalışkur sadece ilk bölümde sesiyle Uğur Polat’a eşlik ediyor.

Oyun tamamen metin ve oyuncunun başarısı üzerine ilerliyor. Aslında “ilerliyor” demem maalesef ki izleyicinin sadece koltuğunda kalmasını sağlıyor anlamına geliyor. Tiyatroyu Tiyatro yapan dekor, ışık, kostüm vs.. bu oyuna dâhil değil. Adından ötürü ciddi bir kredi kartı eleştirisi izleyeceğimizi düşünüyordum ancak durum pek öyle değil. Kazanmadığımız paraları harcamamızı sağlayan, isteklerimizle bilincimizi tek potada eritip şuursuzluğa yelken açtıran kredi kartları ciddi ve sağlam bir eleştiriyi hak ediyorlar ama Cüneyt Çalışkur bu konuyla ilgilenmemiş. İlk bölümde karakterimiz çağrı merkezi çalışanları ile sayısız diyaloğa giriyor ve bu diyaloglar takip etmesi keyifli olan ve zekice dile getirilmiş cümlelerden oluşmuyor. Sürekli konuşan ve çoğu zaman tekrarlarla insanı yoran bir oyuncuyu yine sinir bozucu olan bir ofis ortamında izliyorsunuz. Bu durumda Uğur Polat’ın gösterebileceği en iyi performans bile tekrarlardan ve basit diyaloglardan ötürü vasata bile yaklaşamıyor. İkinci bölümdeyse Uğur Polat narsisist bir karakteri canlandırıyor ve burada da sürekli doktoru ve arkadaşları ile diyaloglarını dinliyoruz.

Sahneye konan her oyuna saygım vardır ve sonuna kadar koltuğumda kalmayı görevim sayarım. Ancak ilk defa bir oyundan kaçmayı ciddi ciddi düşündüm, yine de saygım ağır bastı ve sonuna kadar dayandım. Diyaloglar gerçekten oldukça ucuz, izleyiciyi hala “Barack Obama – Başak Başak” gibi basitliklerle güldürmeyi denemek ve maalesef başarmak pek marifet değil. Özellikle Uğur Polat gibi bir oyuncuya eliyle yuvarlak işareti yaptırıp “telefonda ibne mi olunur” şeklinde bir replik okutmak hoş değil ve yine ekliyorum, marifet değil.

Bir oyuna gitmeden önce oyunun size vaat ettiklerini tahmin etmek için oynayan oyuncuları, yönetmeni ve genelde konuyu ele alırsınız. Burada da Ben Ruhi Bey Nasılım gibi eşsiz bir şiirden son derece başarılı bir oyun yaratan Cüneyt Çalışkur ve oyundan sonra en azından benim aklımda Ruhi Bey olarak yer eden Uğur Polat var. Konu da eleştirilmeye çok müsait kredi kartları.. Daha iyisi olmasa da en azından iyi bir oyun beklemek bir izleyici olarak sanırım en doğal hakkım. Bu kadrodan böyle bir oyun çıkmasına gerçekten şaşırıyorum ve üzerine alacak herkese soruyorum: “Siz Ruhi Bey nasıldınız? Bu nedir, nasıldır?”

Author: Burak Kartal

Share This Post On

10 Comments

  1. Cüneyt Çalışkur, Ben Ruhi Bey Nasılım’da yönetmen olarak çok başarılıydı. Sahne yönetimi, dekor, ışık, hele de oyunculuk düşünülürse şiire yakışır bir oyun sergilenmişti gerçekten, izlerken hayli şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

    Ama bu son oyuna bakarak, Çalışkur’un oyun yazarlığının yönetmenliği kadar iyi olmadığı kanısına vardım. Bence anahtar nokta bu. Sivri bir şeyler yapmaya çalışıp Polat’ın yeteneğine de güvenerek ucuz bir metin çıkarmış ortaya. Yaptığı işten memnun mu acaba, bunu merak ediyorum.

    Önceleri Uğur Polat’ın (ki çok iyi bir oyuncudur) oyun metninden memnun olup olmadığını da merak ediyordum aslında ama oyuncuların yuvarlak ağızlı “ne olursa olsun farklı ve ezber bozan bir metindi, böyle enteresan bir işin içinde olduğuma seviniyorum” yorumlarından birini daha duymak istemediğim için bu merakımdan hemen vazgeçtim.

    Bence Çalışkur böyle* yazmasın, öyle** yönetsin.

    * Kredi Kartı Vak’a
    ** Ben Ruhi Bey Nasılım

  2. Uğur Polat gibi bir oyuncuyu böyle sığ bir oyunda görmekten utandığımdan sahneye pek bakmamaya çalıştım oyun boyunca. Baktığım kısımlarda gördüğümse onun da kolaycılığa kaçan bir oyun sergilediği oldu, ki haklıydı belki de, böyle düz bir karaktere katabileceği hiçbir şey yoktu.

  3. Gitmeyi düşünürken son anda vazgeçtim bu oyunu izlemekten, şu yazıyı okuyunca da iyi ki gitmemişim diyorum. En azından Uğurum Polatım Ruhi Bey’liğiyle kalsın zihnimde. İlk aklıma gelen hali o olsun hep :)

  4. Çok Güzel bir oyundu, yukarıdaki ilk eleştrinin tam tersi şeyleri söyleyebilirim oyun hakkında.

    İnsanlar gerçekten yanıltan şeyler söylemekten ise 6 Tl verip gitmelerini teşvik etmek, yorumun yorumu ile yerine kendi yorumunu kazandırmak daha bilinçli olurdu doğrusu…

    Bu mantalite yüzünden sinema ve tiyatro ve dahası yerlerde ülkemizde…

    Harika bir oyun olmuş, tavsiye ediyorum gidin ve beğenmeyecekseniz de izledikten sonra beğenmeyin…

  5. Açıkçası kimseyi çok kötü bulduğumuz bir şeyi izlemeye teşvik etmemiz mümkün değil tramvay durağı yazarları olarak. Yazıyı okuduktan sonra gitmek isteyen zaten gidecektir, kimsenin gitmeyin dediği yok. Ama keşke izleyici çekmeyip kaldırılsa da daha iyi oyunlar izlesek artık. Ancak, her verilenle yetinip üstelik her oyunu ayakta alkışlayan seyircilerle işimiz çok zor sanırım, daha çok kötü oyunlar, oyunculuklar izleriz.

  6. Yazı ve yorumlarda beğenilerimize yer verdiğimiz gibi, olumsuzluklara da değinmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eleştiri, her ikisini de hakkını vererek yapmak anlamına gelir çünkü.

    Tiyatronun güçlükle ayakta durduğu ülkemizde, biraz daha gayret gösterilse, iyi işler ortaya çıkarmak için daha çok emek sarfedilmiş olsa, durum farklı olurdu ve tiyatro oyunları daha da rağbet görürdü eminim.

  7. oyunu bugun ızledım ve ugur polata üzüldüm. özellikle ikinci perde çığlık atacaktım. sığ bir metin, luzumsuz bır yuvarlak sahne, ıkı perdeymıs gıbı duran ıkı perdeyı ayırmada kullanılan garıp muzik, daha neler neler beni ruhı beyden sonra utandırdı..

    ugur polat nıye soyunur, nıye kendını bu oyun ıcın paralar bılemedım…

    yuzune ısık almak ıçın sahnede surundugu sahne katlanılmazdı..zaten muzıkten lafları da anlamadım, anlamak ıcın caba sarfetmedım…

    dt bu sezon bır cok yenı oyun sahnelıyor ama metin de yenilenemiyor. (yangın duası* haric)

    oyundan çıkıp pasalımanındakı parkta oturup az şekerli kahve için.. falınıza oyundakinden daha iyi bakarım:)

    *berkun oya’nın gecen sezondan deli deli oyunu…

  8. herkesin havalı havalı pozlarla oyuna bok atması beni son derece sinirlendirdi.

    Bence oyun son derece eğlenceli ve çağ hanımın müthiş sesiyle uğur polatın oyunculuğuyla dün cevahirdeki sahnede tüm salonu büyüledi.

    Her gördüğü şeye bok atan ekşi sözlükteki asosyal dangalaklara uymayın beyler.

    İzleyin beğeneceksiniz ama objektif bir gözle izleyin buradaki aristokratların boktan yorumlarıyla değil.

    Sevgiler

  9. “Erman Toroğlu” isimli birinden de tiyatro yorumu aldık ya tam oldu :)

  10. “Sahneye konan her oyuna saygım vardır ve sonuna kadar koltuğumda kalmayı görevim sayarım. Ancak ilk defa bir oyundan kaçmayı ciddi ciddi düşündüm, yine de saygım ağır bastı ve sonuna kadar dayandım.” Evet, bu iki cümle oyun hakkındaki düşüncelerimi tam olarak özetliyor.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir