Korkuyu Beklerken

İnsanlar bunu ona neden yaptınız! Nasıl bu kadar yanlış anladınız, kötü uyarladınız, vasat yorumladınız? Bir Oğuz Atay karakterini tekdüze bir ses ve oyunculukla nasıl canlandırdınız, bunu içiniz nasıl kaldırdı? Onu hiç anlamadıysanız bu işe neden kalkıştınız?

Ankara Merkezli “Öteki Tiyatro”, Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” öyküsünden yaptığı uyarlamayı oynuyor. Oyun sigara yasağıyla gündeme gelmişti, merak edip uzaktan ilgilenmiştim. Üç günlük İstanbul turnesi sırasındaysa, biraz tereddütle de olsa (kötü Oğuz Atay yorumlarına katlanamadığımdan gitmeden önce çok düşünüyorum) gidip gördüm. Oyun iki perdeydi, perde arasında salonun bir kısmı çıktı. Kalanların bir kısmıysa uyudu ya da uyumaya çalıştı.

Oyunu gerçekten neresinden tutup anlatmalı bilmiyorum. İzlerken her şey yanlış geliyor. Müzik seçimi yanlış, giysi seçimi yanlış, bana kalırsa uyarlama zaten tamamen yanlış, bu kadar zengin bir metne yaptıkları eklemeler de kabul edilemeyecek kadar kötü –hele inşaat işçileri üzerinden yapmaya çalıştıkları ucuz komikliklere hiç katlanılmıyor. Ama en kötüsü de bariz olan yanlışlar; mesela Oğuz Atay’ın öyküsünden projektörle yansıtılan alıntılardaki dilbilgisi yanlışları. Çıkarken izleyicilerden biri; “Böyle bir oyunda dilbilgisi yanlışı olur mu, uyarsam mı acaba?” diyordu, umarım uyarmıştır.

Korkuyu Beklerken’in kahramanını elleri titreyen, kekeleyen, sakar ve korkak biri olarak dümdüz oynamak ne kadar da kolay bir yöntem değil mi? (Erdem Şenocak’ı Hikmet Benol yorumu nedeniyle bir kez daha tebrik etmeli.) Olabilecek en kolaycı yola sapılacaksa neden Oğuz Atay seçilir oynanmak için? O kitaplarında bütün zor yolları, çıkmazları seçmişken üstelik.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

5 Comments

  1. kimse kötüye kötü demiyor ki, kimse eleştirmedikçe daha kötü oyunlar da çıkmaya devam edecek sonuçta. hatta kötü demeyi bırak, her yerde çok güzel şeyler yazmışlar oyun hakkında.
    hadi edebiyat ve sinemada daha şanslıyız, en azından zevkine güvendiğimiz eleştirmenler vs. var. tiyatro neden bu kadar zavallı kaldı ben onu anlamıyorum. herkes tiyatro yapmaya hevesli, tiyatro öve öve bitirilemiyor, hatta tiyatroya gitmek sanki bir statü simgesi gibi algılanıyor vs. halk tiyatroya gelmiyor diyorlar, sonra aman gelmesin sadece entellektüeller yeter vs. diyorlar, sonra ortaya çıkan oyunlar bunlar.

    tramvaydurağındaki tiyatro yazılarını okuduğumda ne kadar çok tiyatro topluluğu olduğunu gördükçe şaşırıyorum. ama gidecek üç beş oyun anca bulabiliyoruz.

    aslında aynı şiir gibi. nasıl ki şiir okuyucusundan çok şair(!) var, bu da aynı hesap.

  2. Öncelikle paylaşımınız için teşekkür ediyorum.
    Sinirden titrediğinizi görür gibiyim. Maalesef bazen bilinçli olarak eserleri katletmek için yapılırcasına kötü oyunlar sergileniyor. Bu oyunları burada yorumlayarak, eserin orjinaline karşı görevinizi en iyi şekilde yaptığınıza inanıyorum.
    Samimi yorumlarınız için tekrar teşekkür ederim.

  3. Oyunu hem Ankara’da, hem de İstanbul’da izleme fırsatı buldum.

    Nezaket Kartal’ın oyuna dair bazı eleştirilerinin dikkate alınması gerektiğini, bazılarının da pek elle tutulur olmadığını düşünüyorum.

    Özellikle “inşaat işçileri” sıfatıyla gelenlerin tutumlarının yavanlığı ve sahnede sürekli kalan oyuncunun kimi zaman çok tekdüzeleşen yorumu can sıkıcı olabiliyor.

    Fakat bunları, oyunun tümünün bıraktığı etki göz önüne alındığında, önemli kusurlar olarak görmüyorum.

    Bu tür bir oyunda “dekor” ve “kostüm”ün “yanlış” bulunması çok tekdüze bir seyir alışkanlığına delalet ediyor olabilir. Zira oyunun bu unsurlar üzerinden seyirciye göstermeye kalkıştığı hiçbir şey yok. Oğuz Atay’ın süslü kelimelerden, cümlelerden bilerek kaçınması gibi, sahneleyenler de bu tür yan süslerden kaçınıp, “özdeki” dışında hiçbir şeyi (bazen başrol oyuncusunu bile) vurgulamak istememişler.

    Bunlar bir yana…

    Sanırım Nezaket Kartal’ın eleştirisi, oyunun, Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” hikayesinin sahneye “aynen” taşınıp taşınamamış olmasını (ve sadece bunu) dert edinmiş. Bu yüzden kendi sevdiği “yazı”dan ve “yazar”dan vazgeçememiş. Seyredilenin bir “yorum” olduğu ıskalanmış. Oysa tiyatro edebiyatı doğrulamaktan vazgeçeli 100 yıldan fazla oluyor. Aslına sadakat, eleştiri sahibinin gözünü o kadar döndürmüş ki, projeksiyona yansıyan yazılarda “dilbilgisi yanlışları” olmadığını, “metnin kendinde” öyle yazdığını bile atlamış (zira bir dönem “yapmaya” değil, “yapmağa” diye yazardı bazı insanlar).

    Başrolü üstlenen oyuncuda da Oğuz Atay’ı görmek istemiş olacak ki, yazarın anlattığı “hayatta başarısız”lardan biri daha olan “O”nun fazla titrek olmasından rahatsız olmuş; fakat sonraki bir yorumda söylendiği gibi, adrenalin yüklendiğinde kendisinin sinirden “titremesi” mübah görülmüş.

    Falan, filan…

    Açıkçası ben oyunun başarılı, hiç değilse “yeterli” olduğu fikrindeyim. Oyunu perde arasında terk edenlerden ya da “zorla” seyredenlerden değilim yani.

    Oyunculuğu (bazı kısımlar dışında) başarılı buluyorum. Başkaları da öyle düşünmüş olacaklar ki, oyun kadrosundan iki kişi, iki ayrı kurumdan ödül almışlar.

    Birçok konuda uyuşamasam da, Nezaket Kartal’ın eleştirisinin oyun sahipleri tarafından dikkate alınmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Fakat diğer iki yorum sahibinin oyunu izlediklerinden şüpheliyim. Onların yorumları çok genel konularda laflamak için yazılmış sanki. Yoksa söz konusu oyunun “Ayşegül Yüksel” gibi bir “büyük kalem sahibi” başta olmak üzere birçok akademisyen tarafından izlenip yorumlanmış olduğunu ve yazdıklarının o kadar da “kötü” olmadığını gözden kaçırmazlar, kendi sinema ve edebiyat tutkularını ifade etmek için bu oyunu malzeme etmeye kalkışmazlardı.

    Özetle, madem ki “her yerde çok güzel şeyler yazmışlar oyun hakkında”, acaba başka hiç kimse Oğuz Atay’ı okumadığından, bilmediğinden, oyunu doğru dürüst izlemediğinden ya da tiyatrodan “sizler kadar anlamadığından” mı böyle olmuş?

    Ve tekrar soru işareti koymak istiyorum: ?

  4. Öncelikle bu tamamen kişisel bir yazı ve evet Oğuz Atay karakterlerini benim nasıl gördüğümle ilgili. Ben hiçbir Oğuz Atay karakterinin böylesine düz olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca öykünün tamamen ve aynen sahneye aktarılmaması değil benim sorunum, inşaat işçileri gibi bölümlerin gereğinden uzun olması, basitlik taşıması gibi şeyler, ve en önemlisi öykünün özünü bozan bir uyarlamayla sahneye konması. Dekor ve kostüm gibi şeylere takılmak da “tekdüze bir seyir alışkanlığı”nın tersine yine karaktere yakıştıramamakla ilgili görüşlerimdi. (Mistik çağrışımlı müzikler dinlediğini düşünmüyorum mesela.) Karakter sahneye çıktığı ve ilk konuştuğu anda bu benim için bir Korkuyu Beklerken oyunu değildi. Bu kadar basit değildi çünkü hiçbir şey. Dediğim gibi bu benim kişisel görüşüm. Hiçbir ödül de bu fikrimi değiştiremez. Ülkemizde verilen ödüllere, desteklere dair ciddi şüphelerim var çünkü.

    Ayrıca bahsettiğim yazım hataları sadece benim gördüğüm ve bahsettiğiniz türden hatalar da değildi. Oğuz Atay’ın bütün “her şey, hiçbir şey ve bir şey” gibi sözcükleri yanlış yazdığını mı düşünüyorsunuz yoksa? O yazıları aktaran kişiye/mankene değinmiyorum bile.

    Bu yazıyı iyi ki ben yazmışım da salonu öfkeyle terk edenlerden biri yazmamış o zaman diyorum. Onlar benden daha çok titriyorlardır muhtemelen.

    Not: “Her yerde iyi şeyler yazmışlar hakkında” çünkü artık kimse kötüye kötü demiyor arkadaşımızın dediği gibi. Beğenilerin iyice yüzeyselleştiği bir çağda yaşıyoruz. Eleştiri de anlamını kaybetti.

  5. “acaba başka hiç kimse Oğuz Atay’ı okumadığından, bilmediğinden, oyunu doğru dürüst izlemediğinden ya da tiyatrodan ‘sizler kadar anlamadığından’ mı böyle olmuş?

    Ve tekrar soru işareti koymak istiyorum: ?”

    “Sen herkesten daha mı çok biliyorsun” tavrına en çok Oğuz Atay kızardı sanırım.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir