Korkma Ben Varım

Anaokulunun bahçesindeydik. Mavi ata binmiştim. Kuçukardi kızlarla ip atlıyordu. ”Gel” dedim. Geldi. Ne dersem yapar. Ben de onun dediklerini yaparım. Kuçuradi kurbağa buldu. ”Bak, kurbağa” dedi bana. ”Aferin oğlum” dedim. Köpeklere ”oğlum” denir. Kurbağayı cebime koydum. Zil çaldı. Okula girdik. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Vildan öğretmen çok korktu. Sırtını duvara yapıştırdı. Ağzını kocaman açtı. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Bağırdı hemen. ”Onu buraya kim getirdi!” dedi. Neşe bana baktı. Ben de ona baktım. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Vildan öğretmen seslendi. Dedi ki: ”Nasrettin Beeey!” Böyle titredi. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. En alt katta televizyon seyrediyor. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Kurbağa zıplıyordu. ”Vırak vırak” dedi. Vildan öğretmen ağladı. Gözünden su aktı. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Kurbağanın kalbi durdu. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Korkunca kalp hızlı atar. Ben, çok dikkatli bakınca, hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Duran şeyleri de oynatıyorum. Yani, telekinezi yeteneğim var. Nasrettin Bey geldi. Kurbağaya baktı. ”Ölmüş” dedi. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. Öyle gitti.

Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. Leyla Abla üzülüyor. Ben akvaryumda balık olsun istemiyorum. Roket Ali çizgi filminde gördüm, uçak deniz düşmüştü. Akvaryuma uçak, araba, motosiklet koyalım istiyorum. O yüzden balıkları durdurdum. Hepsi öldü.

Annem de ölmüş. Beni doğururken. Onu ben öldürmedim. Annemi hiç hatırlamıyorum.

Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. Hep telefonla konuşuyordu. Onun da kalbini durduracaktım. Vazgeçtim. Ben şimdi beş yaşındayım.

Murat Menteş’in ikinci polisiye-macera türü romanından en sevdiğim karakter olan Gerçek Tehlike’nin sihirli dünyasından alıntıladım. Gerçek, rol icabı yer yer Enver Paşa ismini kullanan Hayati Tehlike’nin oğlu oluyor. Romandaki diğer karakterler kimi okuyucu tarafından sevilir sevilmez, ama romanı okuyan herkesin Gerçek’i seveceği de şüphe götürmez bir gerçek.

”Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.” girişiyle zaten göklerde gezen beklenti çıtanızı daha da göklere çıkararak, pis bir tebessüme sebep oluyor Murat Menteş daha okumaya başlamadan. Kitap tam bir curcuna, söylendiği üzere karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. Sayfalara serpiştirilmiş kahramanların başlarından geçenlere şahit olurken adeta sözcüklerin mermi olarak kullanıldığı ateş hattında sipersiz kalıyorsunuz. Evet, bu kitabı okurken diğerlerinde de olduğu gibi gözünüzü kapatıp parmağınızı rastgele bir yere dokundurduğunuzda yazmayı dilemiş olacağınız cümlelerden örülü bir kaşkol doluyorsunuz boynunuza. Hikaye ve birbirinden fantastik karakterler sizi sarıp sarmalayarak bütün soğuk iklimlerden koruyorlar.

Yazar bu kitapta elini biraz bol tutup hiçbir masraftan kaçınmayarak yaklaşık olarak üç romanlık malzeme kullanmış. Rolleri gereği kızgın kumlardan serin sulara atlayan karakterler elbette ki bir paydada birleşiyorlar ancak bu paydada toplanana kadar da deyim yerindeyse yemedikleri halt kalmıyor. Hikâyedeki cinayetlerin sayısı iki elin parmaklarını geçerken siz bu kayıplara aldırmıyorsunuz bile. Dedim ya yazar karakterleri bol tutmuş, kaleminden figüran yağıyor.

Genel hatlarıyla kitabın konusundan bahsedecek olursak; sevgililik mevhumunun iyice yozlaşması sonucu ilan-ı aşk’ın Gönül İşleri Bakanlığı’nın onayına dayandırıldığı bir zamanda, aşkı bu heyet tarafından onaylanmayan bir zat-ı muhteremin ortalığı kan gölüne çevirmesi sonucu birbirine giren olaylar örgüsünün, aşk, entrika, yalan, ihanet, intikam ve ölüm soslarıyla zenginleştirilmesi halidir.

Ersin Karabulut’un da misafir sanatçı olduğu, içinden çıkıp başka bir dünyaya gitmek istememeye sebep olan bu karmaşadan bir düzen yaratma çabasına girmeyen kitap, bir Murat Menteş klasiği haline gelerek okuyucuyu keyif yağmuruna tutan alıntılarıyla bezenmiş. Sayfa sayısında cimrilik yapılmadığı için ayrı bir mutluluk veren keskin virajlarla dolu bu kitapta, hatrı sayılır derecede eski Çin atasözlerinin bilgeliğine kulak verilmiş. Ve eski bir Çin atasözü der ki; ”Kıyıya vuran ejderha, hamsilerin maskarası olur.” Hep açıklarda olunması dileğiyle.

Author: Selin Ozdemir

Share This Post On

7 Comments

  1. Kitabı zaten sevmiştim, bu alıntı ve üzerine cilâ gibi gelen yazı ile sevgim katlandı. Hoşgeldin hem. : )

  2. Paramparça aşklar ve köpekler gibi kitap :) Karmakarışık kurgusu, saçma sapan karakterleriyle güzel! Alper Canıgüz ve Menteş sayesinde absürtü sevmeye başladım.

    Ayrıca evet, hoşgeldiniz, nice güzel yazılara :)

  3. Henüz geldiğim için kibarlık diz boyu =)

    Alper Canıgüz’ü Fırat’tan aldığımdan beri okumaya fırsat bulamadım, ama en kısa zamanda onu da bünyeye katacağım.
    Tekrar hoşbuldum. =)

  4. Eline, diline sağlık :)

  5. Eleştiri okuyup kitabı seçeceğime, kitabı okuyup sayesinde size takıldım.. iyi de ettim.. güzel yazı teşekkür ettim ayrıca da..

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir