Korhan Futacı ve Kara Orkestra#2

Kara Orkestra’nın albümünü geçen sene bu zamanlarda artık olmayan İstiklal Kitabevi’nden almıştım. İlk dinlediğimde gürültüsü ve ruhani havası biraz fazla gelmişti dürüst olmam gerekirse… Dışarı dönük zamanlarımdı keza. Herşeyi buluyor, elimi boynuna atıyor ve öyle yürüyordum. Eee normal ki bu bahsi geçen zamanlar ilk evime yeni girdiğim zamanlardı. Koltuklar demir atmaya ramak kala, kalebodurların arası da daha pırılpırıldı. Duvarlar yeni boyanmış, pencere camları büyük eve merhaba temizliğimizi beklemekteydi. Albümü taktım dinledim… Karmakarışıklığın ilk adımı olarak ardından kayboldu CD.

Zaman geçti ve artık kalebodurların arası daha grimsi… Duvarlar delikanlı olsa yeni kiracıya mı boyatılacak, yoksa şimdikiler mi diye iddiaya girerdi kuvvetle muhtemel. Ve en ufak odaya demir atan koltukların batığını ilk kez kaldırdığımda altından çıkan CD Korhan Futacı ve Kara Orkestra’nın ki idi…

Gelelim bu hikayelerdeki en az yer kaplayan maddiyatın içindeki dev manevi hazineye…

Korhan Futacı’yı ilk duyduğum, bildiğim DANdadaDAN’dan beri bayağı severim. Kafasındaki bütün kaotik şeyleri tane tane karıştırır durur atmosfere. İyi de yapar. Bu albümde de bütün kişisel karmaşasının güzel bir tezahürü var keza. En başındaki ilk ses, yani “Zor İşler” mesela Futacı’nın saksafon retoriğine harkulade bir başlangıç yaptırmakta. Bu şarkı biraz sabır istiyor ve zorluyor ziyadesiyle ki sonrasında gelecek diğer armoniler ve beraberindeki ruhani vokaller de kendini pek sevdirmek sıkıntısında değil aslen dinleyenine fakat yine de eğer zaman doğru gelirse bu kaos albümündeki “Sarma” “Geleneksel Mahşer Günü” ve “Abra Kadabra” ise isimlerini sırasıyla ezberletip, dinleyeninin hayatında bir zaman dilimini parselleyebilecek kudrette şarkılar. Yanyana ve Futacı’nın armoniyi beraber yakaladığı diğer enstrüman dizgilerinin izinde(mesela Abra Kadabra’daki ilk clean gitarlar) 14 kollu bir deve dönüşen besteler. Ardından gitarlarla işimiz başlayınca  da Painkiller’daki John Zorn’un ruhu dinleyenini kolaylıkla sarabiliyor. Keza bu albümdeki şarkılar hep büyük şarkılar. Eminim buna. Olgun ve büyük şarkılar… “ezip geçen” cinste olmadığı için de albüme bir kimlik-atmosfer kazandıran bu sözcükler-sesler cümbüşü uzun vadede albümün karizmasını da arttırıyor. Bu “cool” şey de haliyle ilgi çekici olarak hayatımızda yer ediyor…

Kara Orkestra’nın albümünde tek farklı bulduğum şarkı ise “Unutulmasın Bu Yaz” idi aslında. Diğer “ağır” şarkıların aksine biraz daha vurucu bir yerde duran; saldırgan ve güzelliğini siyahlığındaki kabartmalardan alan tablolar gibi Orkestra’nın ses sergisinin en güzide yerine kurulmuş. Sözsahibi’nin geçmişine sapladığı ani bıçak… “Sien” ise ‘orkestral’ addedilebilecek bir evren niteliğinde. Ama sözleriyle ve armonileriyle beraber bir evren… “absent göllerinde uçan balıklarla yüzerken sen” diyor. Van Gogh’a gidiyor…

Albümün kapanışı Futacı’ nın fabrikası ‘Atölye’ de kaydettikleri “Episode” adlı episodlu şarkı. Futacı’nın Kujo’sundan geliyor gibi durmuş ama albümle ayrı gayrı düşmemiş güzel bir “güle güle” tabelası olmuş bence…

 

Bu albüm biter, bazı  albümler hayatımızı dalgalandırır ve başka yeni şeyler dinleriz. Peyote’nin abisi Hakan abi vefat etti. Bir röportajında da “Nitelik, müziğin ruhudur.” demiş… Ne güzel büyümüşüm de tanıma şerefine nail olmuşum kendisini…

Author: Onur Yener

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir