Kıskanmak

Nahid Sırrı Örik’in 1937’de Tan Gazetesi’nde yayımlandıktan sonra 1946’da Hilmi Kitabevi tarafından kitaplaştırılan romanı.

Açıkçası bu kitabı da yazarı da bilmiyordum. Zeki Demirkubuz “Kıskanmak” romanını filme çekiyor haberini okumasaydım ne yazık ki hala bilmiyor olurdum. Yönetmenin ilgisini çeken neymiş merakıyla okudum kitabı. Öncelikle hikayenin -belli bir dönemde geçmesi yüzünden de- yönetmenin sinemasına uymayacağını düşündüm, ama sonra kıskançlık iyice derinleşip bir takım entrikaları da gündeme getirince, olaya bir de cinayet eklenince anladım nedenini. Hatta Seniha’nın abisini hapishanede çürütecek kadar güçlü olan kıskançlığının Demirkubuz’un elinde nasıl derin, korkunç bir duyguya dönüşeceğini düşünerek ürperdim bile. Çünkü insanın karanlık taraflarını anlatmayı çok iyi bilen bir yönetmen Demirkubuz, tam da onun elinde sipsivri bir filme dönüşecek bir kitap bu. Seniha bazen o kadar çok Michael Haneke’nin -Elfriede Jelinek’in kitabından uyarladığı- La Pianiste’indeki buz gibi piyano öğretmenini anımsattı ki bana, ondan gerçekten çok karanlık bir film karakteri olacağına eminim.

Seniha abisinin gölgesinde büyümüş, ona harçlık gönderebilmek için Seniha’nın evlenmesine bile izin verilmemiştir. Çirkin olduğunu ve sevilmeye layık olmadığını düşünerek yaşamıştır Seniha ve sevilen abisi Halit’ten nefret ederek. Herkes abisinin güzelliğinden bahsederken bazen bilerek bazen fark etmeden Seniha’nın çirkinliğinin de altını çiziyordur. İçinde kıskançlığın büyüttüğü bir öfkeyle yaşar Seniha. Anne ve babası ölünce abisiyle yaşamak zorunda kalır. Halit kendinden genç ve güzel Mükerrem ile evlendiğinde de onu üzecek bir fırsatın eline geçeceğini düşünerek sevinir. Çünkü güzel Mükerrem Halit’i aldatacak, abisinin onuru kırılacak, öğrendiğinde ya ölecek, ya da birini öldürecektir. Bu sonuca varmak için de gizli gizli destekler Mükerrem’i. Nüzhet şımarık, bebek gibi güzel, okulunu bitiremeyen, geleceği için babasının parasına güvenen bir gençtir. Mükerrem, Nüzhet’e aşık olur. Seniha bir süre olanları izledikten sonra harekete geçer. Halit’e Mükerrem ve Nüzhet’in buluştukları yeri söyler. Halit oraya gider. Mükerrem evde değildir. Ancak Nüzhet biraz da dalga geçerek Mükerrem ile birlikte olduğunu Halit’e itiraf eder. Halit, Nüzhet’i öldürür. Seniha bildiklerini inkar ederek abisinin sadece bir şüphe yüzünden Nüzhet’i vurduğunu söyler. Halit’in yedi yıl hapis cezası almasına neden olur. Mükerrem’in İstanbul’a birlikte gitme isteğini reddeder. Öğretmenlik işi bularak kendi yoluna gider. O yol yalnız ve buz gibidir, ama nefret onu hayatta tutar, abisinin hapiste çürüyor olmasını düşünerek rahatlar. Çıktığında onu sefil ve perişan bir halde kendisine muhtaç bulacağını umut ederek ayakta kalır. Ama olaylar beklediği gibi gelişmez. Halit’in arkadaşları ona iş bulmuşlardır. Hapishaneden çıkar çıkmaz bu işe başlamak üzere yola çıkar. Seniha onun perişan halini görememenin üzüntüsüyle bindiği vapurda İstanbul’a gittikten sonra bir iş adamının metresi olduğunu duyduğu Mükerrem ile karşılaşır. Mükerrem konsomatrislik yapmak için Samsun’a gitmektedir. Halit’in durumunu sorup yardım etmek ister. Halit’in hala seviliyor olması Seniha’yı çıldırtır. Halit’i koruyan sözler etme pahasına Mükerrem’i aşağılar. Bir yandan da artık sadece Halit ondan önce ölürse rahatlayabileceğini anlar.

Seniha’nın bakış açısıyla anlatılıyor roman. Onun kendisi tarafından sürekli vurgulanan çirkinliği ve diğer karakterlerin güzelliği arasındaki çatışma ön plana çıkıyor kitap boyunca. Karakterler öncelikle güzel ya da çirkin oluşlarıyla ortaya konuyorlar. Güzellik bir güç simgesi ve kötülük için bir araç olarak görülüyor. Nüzhet’in güzelliği kendisi için bir eğlence, kadınları elde etmek için kullandığı bir güç; Halit’in güzelliği de aynı şekilde bir zamanlar eğlenmek ve kadınların ilgisi için kullandığı bir özellik; Mükerrem’in güzelliği ise onun kocasını aldatmasına ve daha sonra “kötü yol”a düşmesine neden olan bir zayıflık… Ayrıca güzellik sanki kadınsı bir özelliktir yazara göre. Nüzhet ve Halit’in güzelliğini de belirtirken kadınsı bir tanımlama yapıyor yazar. Halit’in kadın elbisesi giydirilip güzel bir kadına benzetilmesi, Nüzhet ile ilgili de kadın elbiseleri giyse güzel bir kadın olacağına dair vurgu yapılması cinsel kimliklerin değişebilirliğine dair yazarın gizli bir düşüncesini ortaya koyuyor gibi. Kitapta en erkeksi denilebilecek karakter Seniha. Onun Nüzhet gibi ağzı iyi laf yapan birini bile zor durumda bırakacak bir zekası var. Gücünü güzelliğinden değil farkında olduğu, ortaya koymaktan çekinmediği çirkinliğinden, içinde büyüttüğü kıskançlıktan alıyor. Bu özelliği yüzünden de çevresindeki herkesi kendisiyle birlikte yıkıma sürüklüyor.

Kitabın en önemli özelliği derinlikle yarattığı karakteri Seniha ve onun hem kendisi hem de insanlar hakkındaki çarpık, kötücül düşüncelerini aktarmaktaki başarısı. Seniha’nın sevgisizlik, ilgisizlik ve yalnızlıkla büyüttüğü nefreti yüzünden tamamen kötü bir dünya var kitapta; iyi diyebileceğimiz hiçbir karakter yok, herkes ikiyüzlü, çıkarcı, güzel ya da çirkin olarak tanımlanıyor, herkesi bu zehirli dilin aracılığıyla tanıyoruz. Belki karakterlere bu yanlı bakış yüzünden onları çok da iyi anlayamıyoruz. Ama bu da Seniha’nın kendi çirkinliğinden ve nefretinden başka bir şeyi görmediği saplantılı dünyasına denk düşüyor. Gerçekten dinlediği, anladığı kimse yok, insanlarla arasında aşılmaz gibi görünen bir mesafe var. Sadece Halit’in mahvolduğunu görme isteğiyle hareket eden kendisini her türlü haz ve duyguya kapatmış biri o. Belki Türk edebiyatının en karanlık ve etkileyici karakterlerinden biri.

Böyle karanlık bir kitabın nasıl da karanlık bir filme dönüşeceğini düşünüp şimdiden sabırsızlanıyorum.

Son sözlerse Yıldırım Türker’den: “ ‘Kıskanmak’, güzelliğin sıradan faşizmi üstüne bir haykırıştır. Ya da çirkinliğin intikamı. Ama yanılmıyorsam, beni en çok sarsan, Nahit Sırrı’nın Türk romanında, hele o zamanlar asla denenmemiş bir durumu yansıtmadaki başarısıdır. O, bir sürüklenme halini anlatır. Bir kimsesizliği. Bir tutunamamışlığı. Seniha, sürüklenmeye; o hayatın akışında bir özne olamayanın neredeyse yarı düşsel varoluşuna bir son verebilmek için kötülüğe sarılır.”*

*Yıldırım Türker “Bir Cihan Kaynanası”, Radikal Gazetesi 06/12/2008.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. filme nasıl yansır bi görelim mutlaka giterim diye düşünüyorum.hayattan bir kesit

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir