kırık midyeler

İstanbul’a 2001de geldiğimde gittiğim ilk yer Kumkapı’daki öğrenci yurduydu. Bildiğimiz kartpostal İstanbul’a pek de benzemeyen Kumkapı ekim soğuğunda buğulanmış camları ile içimi üşütmüş idi. Seyfettin Tokmak’ın ilk uzun metraj filmi Kırık Midyeler de mekan olarak Kumkapı’yı seçen İstanbul’dan bir kaçış hikayesi. Filmin başında çocuk oyunculardan Hakim arabanın içinde öpüşen çiftlerin yanına giderek “buğu lazım mı abi der.” …..yoldan geçenler sizi görmesin diye” diyerek de aslında kendi İstanbullu olmalarının görünmezliğini anlatır belki de…

Hakim ve Feyso İstanbul’da yaşayan, Mardin’den çalışmaya gelmiş çocuk kahramanlarımızdır.. Kaldıkları pansiyon terkedilmişlerin , ötekilerin birlikte yaşadıkları bir mekandır. Yaşça büyük olan Hakim para biriktirip Almanya’ya kaçmayı hayal eder. Bunun için hayatında ilk kez midye yapıp satmaya dahi çalışır.

Truffault’un 400 darbesindeki Antoine’yi andıran Hakim’in arada doğaçlama ilerleyen oyunculuğu yönetmenin oyuncu yönetimini iyi kotardığına gösterirken, kast çalışmasındaki özeni yan rollerin Feridun Koç, Volga Sorgu verilmesinden de anlıyoruz

Ara ara hikayenin gidişinde birden gelişen olaylar,  filme çok hizmet etmeyen yan hikayeler ve gereksiz müzik kullanımı gibi dertleri olsa da Kırık Midyeler derdini eli yüzü düzgün anlatan iyi bir ilk film. Özelikle görüntü yönetimi, ışık kullanımı ve özenli sanat tasarımı filmi bu yılın iyi yerli filmlerinden biri yapıyor.

Son dönemde yönetmen Belmin Söylemez’in Şimdiki Zamanı’nda da gördüğümüz ve tekrar işlenmeye başlayan Türkiye’den kaçma/gitme  hikayeleri/isteği  çevremde son zamanlarda  en çok duymaya başladığım sitemler… Gördüğüm her üniversiteyi bitirmiş hatta yüksek lisansı yapmış Türkiyeli “bu ülkeden gitmek lazım” diyor. Ükenin vaat ettiği geleceksizlik bu mevzunun sinemamıza yansıyacağına delalet olsa gerek.

Author: Metin Akdemir

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir