Kelebek ve Dalgıç Giysisi

Le scaphandre et le papillon filminden olayı bilenler biliyordur. Bilmeyenler çaktırmasınlar, bir ara bakıversinler neymiş, ne değilmiş diye. Öncelikle kitabın içeriği hakkında üç beş kelam etmek niyetinde değilim. Sevdiğime gönül açılımında bulunduğumda “Seni seviyorum!” dediğim zamanki gibi bir içtenlikle söylüyorum ki: Okuyun bu kitabı! Öyle çok vaktinizi almaz. Zaten otobüste başlasanız son durağa gelmeden yarılamış olursunuz. Okuyun, başka bir güzellik daha katmış olursunuz yaşantınıza. Kitapçılarda veya sahaflarda var mıdır, bilmiyorum ama idefix’in stoklarında görünüyor. Olmazsa ben birkaç güne kadar Taksim’deki Atatürk Kitaplığı’na bırakmış olurum kitabı. Oradan alabilirsiniz. (Armudu pişirip ağzınıza düşürüyorum.)

Jean – Dominique Bauby’nin sol gözünü bir kere kırptığında “Evet”, iki kere kırptığında “Hayır” anlamına gelecek şekilde, kendisine söylenen ya da gösterilen harfleri imleyerek dikte ettirdiği kitabı. Haliyle yazım süreci açısından hayli dikkat çekici. Burada Claude Mendibil’in de hakkını teslim ediyor Bauby. Minnetlerini sunuyor. “Bu sayfaların yazılmasında oynadığı büyük rol, onları okurken anlaşılacaktır” diyor. Sonra da dünyaya açılan tek kapısı olan sol gözü ve zihniyle nasıl da dalgıç giysisi içindeki kelebekten farksız olduğunu anlatmaya başlıyor.

Nefes almak kadar heyecanlanmaya, sevmeye ve hayran olmaya da ihtiyacım var. Bir arkadaşın mektubu, bir kartpostalın üzerindeki Balthus tablosu, Saint-Simon’dan bir sayfa geçen saatlere bir anlam veriyorlar. Ama hep tetikte olmak, uyuşuk bir kabullenmeye kapılmamak için düdüklü tencerenin patlamaması için bir subabı olması gibi bir doz öfke ve nefret saklıyorum, ne çok ne az.

Sahi, günün birinde yaşadıklarımdan hareketle yazacağım tiyatro oyunu için “Düdüklü Tencere” iyi bir isim olabilir. Oyuna “Göz” ve tabii ki “Dalgıç Elbisesi” adını vermeyi de düşündüm. Konuyu ve dekoru zaten biliyorsunuz. Dekor, olgunluk çağındaki aile babası Bay E.’nin ciddi bir damar tıkanıklığının başına açtığı locked-in syndrome’la yaşamayı öğrendiği hastane odası. Oyun, Bay E.’nin hastane çevresindeki maceralarını; karısı, çocukları, arkadaşları ve kurucularından biri olduğu reklam ajansındaki ortaklarıyla sürdürdüğü ilişkilerini anlatıyor. Hırslı, daha doğrusu küstah ve o zamana kadar başarısızlığa uğramamış Bay E. hüznü öğreniyor, etrafında güvendiği her şeyin yıkıldığını, yakınlarının birer yabancı olduklarını fark ediyor. Bu yavaş dönüşüme yakından tanık olmamız ise, Bay E.’nin iç konuşmasını seslendiren bir arka plan sesle mümkün olacak. Geriye oyunu yazmak kalıyor. Son sahne şimdiden hazır. Dekor, ortadaki yatağı çevreleyen ışık dışında alacakaranlığa gömülü. Gece ve herkes uykuda. Birden, perde açıldığından beri hareketsiz olan Bay E. örtüleri atıp yataktan fırlıyor, gerçekdışı bir ışıkla sahneyi dolaşıyor. Ardından ışıklar sönüyor ve Bay E.’nin iç konuşması arka ses son defa duyuluyor… “Kahretsin, rüyaymış.”

Kelebek ve Dalgıç Giysisi

Jean – Dominique Bauby

Çeviren: Burçin Gerçek

Arion Yayınevi

 

 

Author: Akin Cetin

Share This Post On

2 Comments

  1. kadıköy’deki bir sahaftan almıştım bu kitabı. elbette filminden daha güzel ama film de bir uyarlamaya göre hayli başarılı. yeniden hatırlamak güzel.

  2. Ben de filmiyle kitabını ayrı ayrı çok sevdim. İkisi de şahane.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir