Karins Ansikte


1984 yapımı 14 dakikalık bu kısacık belgeselden bile Bergman hakkında bir şeyler öğrenebilmenin mümkün olduğunu görüp şaşırıyorum izlerken. Öğrenmek sözcüğünü duysa sinirlenebilirdi belki yönetmen, bu nedenle hissedebilmek demeli.

Annesi Karin’in yüzünün peşine düşüyor Bergman bu belgeselde, müzik ile birlikte fotoğraflar üzerinde dolaşıyor. Onun  gözlerine, ellerine, yakasındaki iğneye dokunup geçiyor. Her zamanki incelikli kamerasıyla bir şeyler arıyor gibi. Daha derine inmeye, kimselerin göremediğini görmeye uğraşıyor sanki -sinemasında hep yaptığı gibi. Sonra “hastalık” Karin’i ele geçirince değişen yüzünün de peşine düşüyor Bergman, onun fotoğraflarda tanınmaz hale geldiğini söylüyor, sadece yaşlılığın değil, başka bir şeyin izlerini de arıyor belli ki. Yine aklımıza filmlerindeki hasta insanlar ve onların kapalı kapılar arkasında insandan başka bir şeye dönüştüğü geliyor hemen. Adı konmayan hastalıklar yüzünden ölüme giden Bergman insanlarını hatırlıyoruz. Neden olduğunu anlıyoruz bu merakın, anlıyoruz değil de seziyoruz aslında. (Aklımda hep onun “filmlerimi anlamanızı değil duyumsamanızı istiyorum” sözü dolaşıyor bu yazıyı yazarken) Çok iyi tanıdığı bir yüzü bile değiştirebilen karanlık ve güçlü bir şeye dokunmak, onun gizine biraz da olsa ulaşmak istiyor neredeyse tüm filmlerinde. Belki bütün o yakın planların nedeni de biraz burda saklı. Her şeyin en derinine bakma isteği, kabuğu aşıp bir şeyi gerçekten görebilmek arzusu.

Bergman sineması üzerine düşündürmek bir yana, benim için tek başına sinemanın anlamı olabilecek bir yönetmenin izlerini annesinin yüzünde aramak deneyimini yaşattığı için bile sevdim bu kısacık belgeseli. Ayrıca sorularıma yeni sorular eklediği ve onun sinemasına olan merakımın hiç dinmeyeceğini hatırlattığı için de.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir