Karanlık Oda

Hakan Bıçakcı’nın son kitabı Karanlık Oda önceki kitaplarının sessizliğine oranla daha çok konuşuldu. Ben de biraz bu nedenle merak ederek, biraz da yayınevi değiştirip İletişim’e geçmesi nedeniyle okuyabildim kitabı. Geriye dönük bir okuma da yapmaya çalıştım, ancak sadece üç kitabını bulabildim. Oğlak Yayınları’ndan çıkan önceki kitapları şu anda tükenmiş görünüyor. Açıkçası benim için Hakan Bıçakcı, Barış Bıçakçı kitaplarının kitapçılarda daha az bulunduğu dönemlerde alfabetik yakınlık yüzünden gördüğüm, ancak merak edip okumadığım bir yazardı. Galiba biraz da onun kitaplarının her yerde karşıma çıkması ancak aradığım Barış Bıçakçı kitaplarının bulanamaması yüzünden biraz kızgındım kendisine. Ama okuyunca fikrim değişti. Hatta şimdi onun kitaplarını bulamadığıma üzülüyorum.

Biraz kişisel bir giriş yazısından sonra geleyim Karanlık Oda’ya. Öncelikle kitabın kahramanının fotoğrafçı olması benim için özellikle bir ilgi nedeni. Karakterin sürekli detayları fark eden, gözlem gücüne sahip biri olması olay örgüsünü de derinlikli hale getirmiş. Ayrıca bu, kitabın oldukça sinematografik olmasını da sağlamış. Karakterin çevresine bazen gerçekten vizörden baktığı hissine kapılıyoruz. Özellikle düğün fotoğrafçısı olduğu dönemlerde çektiği fotoğraflardan keşke bir sergi açılsa gibi fantastik bir sergi düşü bile kurdum okurken. Çok özel, önemli sanılan bir günün aslında herkes için ne kadar aynı olduğunu bir fotoğrafçının gözünden görmek düşüncesi bana çok heyecan verici geldi.

Gündelik hayatın görmeyi bilen bir göz için nasıl da karanlık olabileceğini fark eden ve ettiren bir roman kahramanı fikri benim için zaten ürkütücü, Hakan Bıçakcı da bu ürkütücü detayları başarılı kadrajlarla yansıtınca çok iyi bir roman çıkmış ortaya. Kendisinin de söylediği gibi: “Gerçeküstü diyebileceğimiz bir atmosferi son derece gerçek nesneler, ortamlar ve insanlarla kurmaya çalışıyorum. Dikkat çekmeyen ve sıradan insanların zihninde dönenlere dikkat çekmeye, onların sıradan hayatlarının içinde belirsizlikten beslenen tuhaf delikler açarak sıradışı sıçramalar yapmaya çalışıyorum.”* İyi ki öyle yapıyor.

Biraz da Bıçakcı’nın okuyabildiğim önceki kitaplarına dair bir iki şey söylemek istiyorum. İlk kitabı “Romantik Korku” fazla telaşlı bir kalemle yazılmış gibiydi. Keşke bu kadar acele etmeyip fikrinin tadını çıkarsaymış diye düşündüm okurken. “Rüya Günlüğü” ve “Boş Zaman” ise daha fazla sevdiğim kitaplar oldular. Aynı telaşlı üsluba başvurduğu oluyordu bazen, ancak sakin sakin anlatmayı seçtiği anlarda daha etkili ve daha ürkütücü oluyordu üslubu. Artık, hem yazarın yeni kitabını merakla bekliyorum, hem de bulamadığım önceki kitapları da İletişim’den çıkar umudu taşıyorum.

Not; Yukarda görüldüğü gibi kitabın kapak fotoğrafı da çok iyi seçilmiş. O kadar ürktüm ki bu adamın derin gözlerinden okuduğum süre boyunca kitabı ters kapatıp bir yerlere bırakmak zorunda kalıyordum.

* Notos, Şubat-Mart Sayısı, S:84

 

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. Bazen söylemek istediklerine konudan bağımsız bir şekilde alan açıp konuşuyor yazar. Normalde okur bunu pek sevmese de benim çok hoşuma gidiyor, yazarla birebir diyalog kurduğumu hissediyorum. Bu alanlarda dolaşmayı çok sevdim. Beklediğimden daha fazlasını buldum diyebilirim :)

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir