Kapanışı Morrissey Yaptı

2012’nin Temmuzu bütün çılgınlığıyla devam etmekteydi ve bu ayın muhteşem bitişinin Morrissey ile yapılacağı aylar öncesinden karara bağlanmıştı. Brit-Pop’un koca ağızlı adamı altı sene sonra İstanbul’a geliyordu. Heyecan haliyle doruktaydı.

The Smiths’i çok severim ki bu Morrissey’i de sevdiğim anlamına gelir. Konser haberini ilk duyduğumda heyecanlıydım, ardından umutsuzluk geldi. Solo kariyerinin en iyi albümü You’re The Quarry’den sonra taş çatlasa tek elimin parmaklarıyla sayabileceğim sayıda iyi şarkı yapan Morrissey zaten yıllardır müzikten çok söylediği sözler, girdiği tartışmalar ve son olarak NME ile kapışmasıyla gündemde kalmıştı. Bütün bu müzik dışı etkenlerin yanı sıra Morrissey’in solo kariyerinin en güzel şarkılarını (The More You Ignore Me, Now My Heart Is Full, Irish Blood English Heart, First of The Gang To Die, Let Me Kiss You) yazan adam Alain Whyte’ın hem kayıtlardan hem de konserlerden elini ayağını çekmesi benim için umut kaybı yaşamak için yeterli sebeplerdendi.

Bir gün öncesinde yediğim “okyanus lokumu” ismi verilen şeyin midemde oluşturduğu kasırga az kalsın konsere gidemememe neden oluyordu. Baş ağrısını dünyanın en güzel ilacı Majezik ile tamamen atlatsam da sıkıntı büyüktü, zorunlu olarak işten izin alıp uyuyarak enerji toparladım. Oysaki okyanus lokumunu “Ocean Spray” sanmıştım. (Yengeç bacağıymış!)

Bütün aygınlığımı savuşturduktan sonra mekana gitmemiz gerekiyordu. Gittik. İçeri girdik. Biletix’in random yer seçicisi hiç de fena olmayan bir yer seçmişti aslında. Tam yerimi yadırgadığım anları geride bırakırken Kristeen Young isimli hanımefendi sahneye çıktı. Büyük bir çoğunluğu playback ile ve kulak tırmalayan elektronik zırvalarla geçen konser için kesinlikle Morrissey için olan en kötü başlangıç olduğunu düşünmekteyim. Yine bu ön-müzisyenin Morrissey tarafından bizzat davet edilip turne boyunca çaldığını öğrenmek ise daha üzücü. Bu kadar zevksiz olma Moz! Kristeen Young hakkında en güzel yorum Morrissey-Solo forumundan gelmiş “Breathtakingly awful. Surely there are other careers she would be more suitable for.”

Kristeen Young sahneden indikten sonra Morrissey için hazırlıklar yapıldı ve hiçbir şey anlamadığımız introdan sonra elinde Türk bayrağıyla sahneye çıktı. (Sanırım bu konuda Burak daha ayrıntılı bir yorum yapacaktır) How Soon Is Now ile başladılar. İhtişamlıydı, çok iyiydi. Ama bu konserin zincirlere vurulmuş aslanlar gibi izlenemeyeceği de çok açıktı. Everyday Is Like Sunday’in bitişiyle insanlar aşağılara inmeye başladı, bu furyadan ben de nemalanıp You’re The One For Me, Fatty ile birlikte biletimin bana sağladığının üç katı pahalı bir yerden izlemeye başlamıştım bile. Morrissey’i yakından izlemek güzel. Morrissey sürekli seyirciyle cilveleşir haldeydi, sürekli bir dokunma isteği, yerde yuvarlanmalar. Evdeki kedim toplamda son bir ayda onun kadar yuvarlanmamıştır yerde herhalde. Oysaki Morrissey’in bir kedi gibi sempati avına çıkmasına çok da gerek olduğunu düşünmüyorum. Bu hareketleri büyük egosuna bağlantılı olarak bir ritüele dönüştürme çabasından başka bir şey değil. Kusura bakmayın ama Morrissey sahnede o eski samimiyetiyle durmuyor.

Hmm, sanki biraz ağır konuştum! Burdan konserden zevk almadığım anlaşılmasın. Ouija Board, Maladjusted ve I’m Throwing My Arms Around Paris’in konser şarkıları olmadığını yazacaktım. En azından boş konuşmamış oldum. Setlist nereden bakarsanız bakın zayıftı. You’re The Quarry’den sadece tek şarkı çalınırken, Ringleader of Tormentors ve Years of Refusal’dan toplam 5 şarkı çalınması anlamsızdı. Daha kısa fakat Irish Blood English Heart, First Of The Gang To Die, Please Please Let Me Get What I Want, The Boy With The Thorn in His Side’lı bir konseri daha çok severdim.

Bana göre konserin en güzel dakikaları Still Ill, Meat Is Murder (özellikle sonundaki gürültülü bitiriş etkiliydi, ayrıca açıdan dolayı göremesem de arkada güzel bir video döndüğü söylendi) ve bu gürültünün zarifçe Let Me Kiss You ile bağlanması oldu. (Şimdi burada Let Me Kiss You’yu ucuz bir aşk şarkısı kıvamına getirmeye çalışan ısrarlı seyirciden de bahsederdim de! neyse) Ama keşke o bis’in son şarkısı I Will See You In Far-Off Places olmasaydı be Steven Patrick!

Bu yazıyı okuyanlar çok ruhsuz bir insan olduğumu düşünebilir. Gerçekten tahmin edemeyeceğiniz kadar çok seviyorum Morrissey’i. Keşkelerle dolu geçen bir konserin ardından baktığımda çok sevdiğinin kusurunu daha iyi görmek de diyebilirim düşüncelerim için. Damon Albarn, Brett Anderson, James Dean Bradfield ve Murray Lightburn ile birlikte en sevdiğim indie vokallerinde en üstte duranının azıcık hayal kırıklığına uğratmasının üzüntüsü biraz büyük olabiliyor. Bu hayal kırıklığında biraz da Antony Hegarty ve The Dears’ın mükemmel ötesi performanslarının kalıntıları da var şüphesiz.

(Dip not: Boz Boorer konsere kadın elbisesiyle çıkmıştı, Gaynor Tension olarak tanıtıldı bize. Orada gülen bir tek ben olunca çok yalnız hissettim kendimi)

Author: Anıl Okay

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir