Kærlighed på film

İzledikten sonra, izleme kararımla gurur duymamı sağlamış Ole Bornedal yönetiminde bir şahaser Kærlighed på film (aka. Just Another Love Story): Başka Bir Aşk Hikayesi.

2007 yapımı bu “arzuladığına dikkat et” mesajlı film-noir, ardışık 3 alternatif aşk sahnesi ile açılıyor. İlkinde, kaldırımda kanlar içerisinde yatan bir adam görüyoruz. İkincisi, kaldırımda yatan adamla karısının, bir gece sevişmesinde küçük kızlarına basılmasıyla sona ererken, üçüncü aşk sahnesinde bambaşka iki insanla karşı karşıyayız: Elinde silah bulunan bir kadın, ve kadının onu göğsünden vurmasını bekleyen bir adam. İşte hikaye başlıyor..

Jonas (Anders W. Berthelsen), yani adamımız, bilimsel destek birimi için çalışanve ölüleri kareleyen bir fotoğrafçı.. Karısı Mette (Charlotte Fich) ve iki çocuğuyla sıradan bir hayat yaşıyor. Maddi sıkıntılardan ötürü sürekli aksayan bir arabaları var ve o araba, bir gün herkesin hayatını tepetaklak edecek bir yerde bozuluyor: Julia (Rebecka Hemse)’nın kazasında. Histerik kadın yarı-sarhoş bir şekilde arabadadır ve önünde hemen sağa çekmiş olan aile aracını kıl payı sollayarak bir başka araçla çarpışır. Gözlerini hastanede açtığında görme duyusunun %90’ını yitirmiş, ölmesi beklenen bir yaralıdır. İşte, kaza anında kendisine gizemli gözlerle bakan bu kadını aklından çıkaramayan Jonas’ın hastaneye onu görmeye gitmesi ile her şey birdenbire karmaşıklaşacaktır. Çünkü Julia’nın İskandinavya’da bir yayınevi sahibi olan zengin babasından tutun da tüm ailesi, onu, Julia’nın Kamboçya’da tanıştığı esrarengiz sevgilisi Sebastian (Nikolaj Lie Kaas) zannetmektedir. Ve Jonas, tercihinin ona ne getireceğini kesinlikle bilemeyeceği, gizemli fakat bir o kadar da çekici bir kumar oynar.

Danimarka yapımı Kærlighed på film, 2003 yılında çekilmiş Reconstruction‘la benzer tatta, biçimcilik ve kurgu açısından eş düzeyde bir film. Hatta kadrosunda çok sevdiğim Reconstruction’ın başrol oyuncusu Nikolaj Lie Kaas’ı da barındırıyor ve benzerlik sayısını giderek arttırıyor. Psikolojik, sosyolojik ve hatta edebi açından dahi irdelenebilecek muhteşem bir tabana oturtulmuş film bize, “doğru arzula!” diyor. Belki bunun yanında çok fazla şey diyor ama bende en büyük etkisi bu alandan oluyor: arzu. Önüne geçilemez bir dalga, kemikleşmiş tüm alışkanlıklarınızı ve mecburiyetlerinizi ve sorumluluklarınızı bir ânda silip atmayı göze alıp alamayacağınızı sorgulatıyor. İşte Jonas, tutkulu bir aşkla bağlandığı Julia için sadece ailesinden değil, kendinden, kendi bilinen kimliğinden, onu o yapan her tür şeyden feragat edebilecek biri olduğunu da bu arzu sayesinde anlıyor. Bu onun zayıflığı mı yoksa ölmeden gerçek bir şey yaşama isteği mi, sadece izleyenler bunu isimlendirebilirler; ama yapmayacağım.

Bence film, Mobius Strip kavramına da, subliminal kavramına da ucundan dokundurmuş; başladığı yerde bitmesiyle ilkine, bitişi ardından düşündükleriyle de – yine bence- ikincisine referans veriyor. Evlilik ile ilgili muazzam bir tanımı var üstelik:

Evlilik yeni bir arabaya benzer. Ön bahçenin dışında kullanmaya başladığında heyecanlı olursun; tamamen yenidir. Zamanla ilgini kaybedersin. Yıkamazsın artık. Paspasları süpürmezsin. Boş şişeleri koltuğun altında bırakırsın. Tek istediğin yeni bir araba almaktır. Eğer düzenli biri olsaydın, haftada bir kere: 1-) Arabayı yıka. 2-) Süpür. 3-) İç kısmı nemli bir bezle sil. 4-) Tekerleklerin ortasını yıka. Her zaman araban yeni kalırdı.

Sokakta.. yerde yatan ve ölüme çok yaklaşmış bir adam.. yağmur yağıyor ama hiçbir his yok.. bir kadın, olmazsa olmaz..

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir