Jeux D’enfants

Benimle Oynar Mısın?

2003 yılı yapımı, yönetmenliğini Yann Samuell’in üstlendiği senaryosunu ise Jacky Cukier ve Yann Samuell’in kaleme aldığı orijinal adıyla Jeux D’enfants, izleyicilerin bir kısmını kendine hayran bırakıp en iyi filmleri arasına aldırmaya başarırken, kimi izleyicilerin ise Amelie benzerliği, bir çok filmle bağlantılarının olması, fazla masalsı yapısı dolayısıyla eleştirilerine hedef oluyordu.. Türkçe’ye “Cesaretin Var mı Aşka” olarak çevrilen filmi kesinlikle Türkçe dublaj izlememenizi öneriyorum.
Filmin konusunu kısaca anlatacak olursak, Julien ve Sophie iki çocukluk arkadaşıdır. Julien’in annesinin hastalığı ve babasının otoriter yapısı, Sophie’nin ise Polonyalı oluşu ve diğer arkadaşları tarafından ırkçı saldırılara uğraması iki çocuğu en iyi arkadaş yapar. Julien ve Sophie’nin fazlasıyla cesaret ve biraz da delilik gerektiren oyunları filmin ana konusunu oluşturuyor diyebiliriz. Bu oyunu “Doğruluk mu Cesaret mi?” oyununun sadece cesaret üzerine kurulmuşuna benzetebiliriz. Yıllar boyu oyunu sürdürecek olan büyüyünce diktatör olmak isteyen Julien ve kayısılı turta olmak isteyen Sophie’nin arasında hepimizin de tahmin edebileceği gibi duygusal bir yakınlaşma olacaktır. Filmin belki de en büyük eksilerinden biri, film boyunca karakterlerin yaşadıkları tutku ve hayatlarına odaklanmamız yerine bize sürekli hadi artık birleşsinler dedirtmesi diyebilirim.

Filmin fanatikleri kabul etmese de bir yerden sonra iki karakterin yaşadıkları aşk git gide Hollywood aşklarına dönüşüyor ve iki karakterin beraber olduğu sahnelerin devamında başlarına ne geleceği az çok tahmin edilebiliyor. Oynanan oyunun aralarındaki aşka ket vurması hatta bazen tamamen adileşmesi başlarda insanı güldüren bu oyunun ileride izleyicinin git gide canını sıkıyor. Tüm bunlar filmin devamı için gerekli olsa da bazı sahneler gerçekten abartılmış. Filme yapılan eleştirilerden biri de çekim tarzı ve konusu itibariyle Amelie’ye benziyor olması, çekim tarzı ve konunun işleniş tarzında Amelie ile filmin benzerlikleri olsa da konusu itibariyle filmin Amelie’ye benzediğini söyleyemeyeceğim. Amelie insanı baştan sona mutlu eden ve güldüren bir film olmasına rağmen, Jeux D’enfants insanı ağlatabilecek, sinirini bozacak hatta Julien’i boğazlama isteği uyandıracak sahnelere sahip.

Oyunculardan bahsedecek olursak, küçük Julien (Thibault Verhaeghe) ve küçük Sophie (Joséphine Lebas-Joly) takdire sayan bir performans sergilemişler. Özelikle küçük Julien kadar tatlı bir küçük oyuncu görmediğimi söyleyebilirim. Sophie’nin oyunculuğunun da Julien’den aşağı kalır yanı yok. Küçüklerin bu mükemmel oyunculuğun da Yann Samuell’in de büyük payı olduğunu kamera arkasında kurduğu şu cümleyle anlıyoruz: “Çocuklarla anlaşmak için çocuk gibi davranmak gerekir”.

Genç Julien’in (Guillaume Canet) ise diğer oyunculara göre biraz zayıf kaldığını ama yine de rolünün gerektirdiğini yaptığını söyleyebiliriz. Genç Sophie’yi ise “Big Fish” ve 2008 yılında “Môme, La” filmiyle aldığı Oscarla şu sıralar ünü iyice artmış olan “Marion Cotillard” canlandırıyor. Film içinde “La vie en rose” adlı mükemmel parçanın bir çok versiyonunu dinlememiz ve Marion Cotillard’a Oscar’ı getiren filmin Edith Piaf’ın hayatını anlatan ve Amerika’da “Vie en rose, La” adıyla sinemalarda yerini almış olmasını da küçük bir ayrıntı olarak söyleyelim. Buradan Marion’un hayatını en fazla etkileyen şarkının “La vie en rose” olduğunu düşünmek pek de yanlış olmaz.

Filmin sonu bir çok seyirciye göre açık bırakılmış fakat filmin ilk sahnesi ve sonu düşünüldüğünde ruhun sonsuzluğunu işleyen bir final yapılmış olduğunu düşünüyorum. Yine de insanı çelişkiye düşüren bir çok sahne var diyebilirim.
IMDB notu 7.4 olan bu tatlı seyirliğe 8 veriyorum. Masalsı aşk filmlerinden hoşlanıyorsanız bunu da beğeneceksiniz fakat internetteki yorumları okuyup izleyeceğim en iyi aşk filmi olacak düşüncesiyle izlerseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Son olarak yazıyı yine bir Bülent Ortaçgil şarkısıyla bitiriyorum, “Oyuna devam”

Author: Muhsin

Share This Post On

5 Comments

  1. Bence, sadece “La vie en rose” kullanımı için bile izlenilmesi gereken bir film. Amelie benzerliği, renkler ve anlatım tarzı açısından olsa da konu olarak epey ayrıldığı kısmına katılıyorum. Bence filmi sevmeyip, hatta abartarak nefret edenler Amelie benzerliğini filmin başında kabul edip ne anlattığını dinlemeyenlerdir. Böylesine tatlı olabilecek bir konuda senaristin işi adilik boyutuna varacak şekillere çekmesi ilginç gelmişti, en basitinden film bittiğinde daha fazla gülümseyen bir izleyici olabilirdi koltukta. Ama sanırım bu değildi yaptıkları. Konusu, anlatımı, dilimize soktuğu “Cap ou pas, cap?” kalıbıyla güzel bir film Jeux d’Enfants. (Türkiye’de çıkan Dvd’sinin kapağında “Cesaretin Varmı Aşka?” yazması hiç hoş olmadı, o bitişik -mı ile koleksiyon olmuyor!)

  2. Birçok romantik komedi filmi izledim. Hint filmleri, Kore filmleri, Amerikan filmleri vs… Bu filmin de facebookta BiLemem AşKLar Ne için Biter… isimli şarkıyla klibini görünce izlemek istedim. Çünkü romantik komedi olarak sitem dolayısıyla daha çok asya filmlerini izlemiştim. Biraz daha nesnel düşünebilmek için amerika ve avrupa yapımı filmlerde izlemek istedim. Çok güzel amerikan yapımı filmlere de rastladım ama ben bu filmden nedense nefret ettim :D Ama sözlüklerde olsun, film sitelerinde olsun yorumlara baktığım zaman benim gibi düşünen gerçekten çok az. Acaba sorun bende mi diye düşündüğümde oluyor ama şunu biliyorum. Sorun bende değil. Sorun daha önce güzel bir romantik komedi filmi izlemeyenlerde. Sorun kızın okulda iç çamaşırı giymesinden zevk alanlarda. Sorun böyle psikopat,sapık bir ilişkiye özenenlerde.

    Size altyazını çevirdiğim bir film önereyim. Tollywood(telugu sineması) filmi. Yerel bir hint sineması. Ama izler misiniz bilmiyorum. Çünkü hint filmi. Çünkü oyuncular bu kadar yakışıklı-güzel değil. Çünkü içerisinde kötü sahneler yok. Ama tüm bunlara rağmen izlediğim en güzel filmlerden birtanesi. imdb puanı 8 ama verilen puanların ortalamasını alınca 8.9 :D

    Bommarillu:
    http://www.turkcealtyazi.org/mov/0843326/bommarillu.html

  3. emeği geçen herkese teşekürler

  4. Bu uzun, uzun zamandır gördüğüm en iyi Fransız filmlerinden biri olabilir. Birçok yönden bu Berliner’in en “Ma Vie en Rose” (ve sadece bu film aynı zamanda Piaf şarkısı Zazie en parlak yorumuyla kullandığı için) hatırlatıyor. Bu diğer film çok unutulmaz ve çocuk aktörler de genellikle filmde tasvir zaman çok nadir olan bir benzer olağanüstü karmaşıklığı görüntülemek yapılan aynı Pierre et Giles estetik çok şey vardır.

    Çok nadiren film beni çok bu sürpriz kapasitesine var – ya vb karakterin motivasyonlarını anlamaya çalışırken genellikle öngörülebilir hikayesi ile veya Ama bu film sürekli sonunda, üzerinde bir kavrama almaya çalışırken ve zaman bana çile vardı Ben düşündüm sadece zaman öngörülebilir bir aşk hikayesi oldu … !! Bu nedenle yalnız için ben bunu en dikkat çekici filmi buldum ve şiddetle onu görmeye tavsiye ediyorum.

    Bu film ana akım Amerikan sinemasının severlere hitap olmaz – o bizim her zamanki beklentileri meydan okuyan şekilde çok akıllı. Biz genellikle bir filmi izlerken bitirmek için bekliyoruz ve hiçbir soru var – her şey güzel sarılmış ve özenle yüzden bizim hayatımıza alabilirsiniz var.

    Eğer aniden kendinizi soran bulmak istemiyorsanız “quoi dökün?” Bir hafta sonra veya kafanın içinde Piaf şarkının benzersiz renditions akıldan çıkmayan kaçınması ile uyanma, o zaman bir daha öngörülebilir film kiralamak öneririz.

    Eğer benzersiz bir film ve harika müziği ile sevindi ve perili, dönüşümlü sürpriz olmaktan Seviyorum Ancak, – bu bir göz atın.

  5. Başrollerini marion cotilard ve guillaume canet nin üstlendiği fransızların da güzel bir film yapabileceğini kanıtlayan yann samuel filmi kesinlikle. Hayatımdaki en önemli insanla izlemek için kaldırıp bir kutuya sakladığım ve tekrar tekrar izlediğim halde sitesine haftada en az bir kere girdiğim her seferinde gülümsetmeyi başarabilen yine yeniden asık olma potansiyeli/enerjisi aşılayan film.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir