Jagten

jagten

Çocuklar çok hassas varlıklar. Kimi şeyleri filtresiz aldıkları için duyup görebileceklerine dikkat etmek gerekiyor. Doğru – yanlış, iyi – kötü kavramlarını da muhakeme edemeyeceklerinden berbat şeylere neden olabilirler sonra. Ortaya bir çamur atıldı mı, hedef alınan kişi her kimse, izi elbet kalır.

Görev yaptığı okul kapatılınca kreşte çalışmaya başlayan Lucas çocuklar tarafından deli gibi sevilmektedir. Çevresindeki herkes tarafından sevilip sayılmaktadır Lucas. Yardımsever, dost canlısı, iyi huylu biridir. Kreşe gidip gelişlerde en yakın arkadaşının kızı olan Klara’yla yürümeye başlar. Çünkü evde durumlar pek iyi değildir. Ailesi Klara’yı kreşe götürmeyi ve kreşten almayı unuttuğu için Lucas getirip götürür Klara’yı. O dönem sevgi gördüğü tek insan Lucas olduğu için onu dudağından öper ve cebine kalp şeklinde kurabiye koyar. Lucas dudaktan öpücüğün anne ve baba için olduğunu söyler. Kurabiyeyi de daha çok sevdiği birisine vermesini. Mesela annesine. Bu duruma bozulan ve hayal gücü geniş olan Klara, abisi olacak gerizekalının kendisine gösterdiği bir videonun etkisiyle kreşin müdüresine Lucas’ın erkeklik organını gördüğünü söyler. Yalan kısa sürede yayılır ve insanlar Klara’ya inanır. Diğer çocuklar da benzer şeyler uydurunca olaylar içinden çıkılmaz bir hale gelir. Lucas’ın onur savaşı da böylece başlamış olur.

Çocukları korkunç, yetişkinleri daha da korkunç buldum filmde. İnsanların canlarından kanlarından olanları koruyup kollamak için dünyanın geri kalanına canavarmış gözüyle bakmalarını anlayabilirim. Kendi kanlarından olmayanlara güvenmeyebilir, sorumluluk sahası kısmen daha dar olanların kendileri gibi düşünemeyeceklerini düşünebilirler. Bunu anlayabilirim. Fakat Lucas’ın yardımsever, dost canlısı, sevilen birisi olarak tanınmasına rağmen birinin de çıkıp “Aga bu nedir!?” dememesi şaşırttı beni. Koskoca kasaba dışladı durdu herifi. Bu açıdan yer yer fazlasıyla karikatürize edilmiş buldum filmi. “Bu kadar da olamaz canım!” dedim. “Çocuklar yalan söylemez!” diye inat ettiler. Zihinlerine eken tohumu kendi kendilerine yeşertip durdular. Bu da biraz handikapı olmuş aslında filmin. Klara anlattıklarının gerçekleşmediğini, hepsini uydurduğunu söylemesine rağmen ilk ihtimale kendilerini inandırıp linç girişimlerine devam etti aileler. “Çocuklar yalan söylemez” deseler de inanacakları şeyi yine kendileri seçtiler.

Hemen herkesin yumuşak karnı olan bir konuda sert bir film yapmış Thomas Vinterberg. Ajite edilmeye ve seyircinin algısıyla oynamaya müsait bir konuyu sağa sola sapmadan anlatmış. Lucas’ı izleyenin gözünde de zan altında bırakıp “Acaba?” dedirtecek sahneler eklemeyip olayı dallandırmaması ve polisiyeleştirmemesi sevindirdi beni. Bu haliyle ve değerini bir tık arttıran kapanışıyla tam da Vinterberg’in arkadaşının söylediği şekliyle ayakkabının içindeki taş gibi olmuş Jagten. Kuzey sineması deyince akla ilk gelenlerden olan Mads Mikkelsen de özellikle market ve kilise sahnelerinde tavan yapan oyunuyla gücüne güç katmış filmin.

 

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir