İstanbul Sahneden Çekiliyor

Bir makas, bir bıçak ve bir balta… Aslında hepsi aynı göreve hizmet eder; ancak her birinin insanlarda bıraktığı etki farklıdır: Biri şiddet ifade eder, biri korkuyu hissettirir, diğeri ise belki sadece bir görev içindir. Amaçları birdir; ama görünüşleri farklı… İnsanlar da böyledir. Özünde hepsi insandır; ama kimi cahildir, kimi sinirli; kimi heyecanlıdır, kimi zeki. Sonunda hepsi aynı yerde bulunur: İstanbul.

Önceleri İstanbul, şehir insanlarının evi iken, şimdi her türden bireye kucak açar. Her birey kıyafetiyle gelir; duygularıyla ve kültürleriyle… Her bir yanından farklı anlayışlar taşar İstanbul’un. Kimi çiçek yetiştirir balkonunda, kimi insan öldürür. Kimi sokakta sakız çiğnerken, kimi büyüklerinin yanında konuşmamayı tercih eder. Sonuçta hepsi bir aradadır. Bir araya gelen bu kültürlerdir İstanbul’a kimliğini kazandıran. Ama o kadar farklıdır ki bu kültürler, bir araya gelmeleri sonunda içinden çıkılmaz bir hal oluşturur. Tıpkı İstanbul’un şu zamanda kendini bulmaya çalıştığı gibi.

Birçok anlayış vardır ortada, birçok ses. Her biri kimliğini ortaya koyar. Aralarından seçmek gerekir, bazen de kendi kimliğini oluşturmak. Zordur benlik oluşturmak: Yeniden doğmaktır, yaşama yeniden başlamak. İnsan kendi çabasıyla açar gözlerini hayata. Ama İstanbul farklı; onu hayatla buluşturan çok farklı yerlerden gelenlerdir. Zordur benlik oluşturmak: Karar vermektir seni bekleyenlerin önünde. İstanbul düşünüyor: Geçmişinde uyum sağlayan medeniyetlerin niye bu kadar hırs yaptığını anlayamıyor; İstanbul bekliyor: Karar vermek için neyi esas alması gerektiğini bulmaya çalışıyor ve İstanbul duruyor: O bu kadar insanın gözü önünde, kendine olan saygısını yitiriyor ve geri çekiliyor. İstanbul’un bu durumu bütün topluma yansıyor aslında. İnsanlar fark etmese de duygular değişiyor ve baş düşman stres sahneye çıkıyor. Hiçbir gücün enerjisi yetmiyor onu haklamaya. Meydanı boş buluyor ve tozu dumana katıyor. Zor oluyor İstanbul için, her zamankinden daha zor. Yoruluyor ve artık dayanamıyor. Her şeyden vazgeçiyor. Sonunda o da kendini kaybediyor.

Ortak fikirler lazım ona; çağdaş, ileri görüşlü ve her zaman haklı. Bir büyük lazım ona; güç veren, cömert ve yaşama tutunan. Bir aşk lazım ona; benliğini geri getiren…

2010

Author: Buse Fazlıoğlu

[ 06.06.1993 ]

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir