İstanbul Hatıralar ve Şehir

Zenginler-Fakirler, Akıllılar-Aptallar, Patronlar-İşçiler, Erkekler-Kadınlar.. Türkiye’nin her yerinde bunlar ve bunlara benzeyen keskin bir “onlar-biz” ayrımı var ve olmaya devam edecek. Konumu ve karmaşasından ötürü ülkenin genel özeti kabul edebileceğimiz İstanbul’da da bu ayrımı yaşadığımız her dakika tüm hatlarıyla hissediyoruz, herkes “öteki”ne farklı bakıyor, kendinden olanı da kolayca ayırt ederek yanına alıyor.

Orhan Pamuk, ben ve benim gibiler için her zaman “biz”in karşısında sert duran “onlar”ı temsil etmiştir. Zengin bir hayat, Boğaz’dan izlenen İstanbul, güzel okullar ve yüksek yaşam standartları.. Onların bize çabasız gelen hayatının kısa bir özetidir bu.

Orhan Pamuk’un yazarlığına bakışım da tıpkı yazarın benim doğup büyüdüğüm küçük İstanbul köyü olan Eyüp’e bakışı gibiydi; “mükemmel ama korunmuş mükemmelliği yüzünden itici.” Yazdığı her cümlede daha iyisini arayan, kötü bir şey olmamasına rağmen metinde izini çok fazla bırakan ve seçilmiş cümleleriyle doğallıktan uzaklaşan bu yazarı bir türlü sevememiştim, “biz”in karşısında yer almasından ve okumayı sevdiğim edebiyatı yapmadığından bende pek fazla şansı kalmamıştı. Ancak işin İstanbul tarafı, şehre bakışı ve hatıralarını anlatışıyla en azından insan ortak paydasında yakınlaşmamızı sağladı.

“İstanbul Hatıralar ve Şehir” adından da anlaşıldığı gibi Orhan Pamuk’un İstanbul serüvenini anlatıyor. Serüven dediğime bakmayın, aslında pek maceracı bir yapısı yok, geçmişten günümüze büyük bir yolculuk da gerçekleştirmiyor, geçmişin içinde anları değerli kılan anıların oluştuğu yerlerde kalıyor. Pamuk, boğaz kıyısındaki “farklı” hayatı detaylıca anlatıyor, aslında ona yaşaması için sunulan bu hayatı “kendi” yaşamına uyduramadığından zaman zaman kendisinin de söylediği gibi bedeninden iki metre çıkarak durumuna bakıyor ve bazı şeyleri kaldıramıyor. Yazarlar anılarını yazarken genelde tutarsız olurlar, ancak İstanbul şehri Orhan Pamuk için bir dengeleyici unsur olmuş, ne zaman anılarına kapılıp dönüşsüz yollara girecek olsa İstanbul’un sokakları hemen yetişiyor konuya, yavaşlatıyor ve yazının koltuk değnekleri oluyor.

Orhan Pamuk anılarını anlatırken onun gözündeki İstanbul’u büyüten, İstanbul ile büyüyen edebiyatçıları da anmadan duramıyor. Reşat Ekrem Koçu, Ahmet Rasim, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal gibi isimlere de saygı duruşunda bulunarak bir çeşit görevini de yerine getiriyor. (Reşat Ekrem Koçu’nun eşcinsel olduğunu yazması biraz kargaşaya neden olmuştu.)

Yaşadığımız yerlerde geçen yaşamadığımız bir hayat fikri bile bu kitabı okumak için yeterli aslında. Her zaman mükemmellik için uğraşan Orhan Pamuk, bu kitapta belki de anılarının etkisiyle mükemmellikten uzaklaşıyor ve ilk defa aramızda bir samimiyet kurulmasını sağlıyor, bu samimiyetin beni en azından şimdilik “Benim Adım Kırmızı”ya sürüklediğini söyleyeyim, vaktiniz varsa ve İstanbul’u merak ediyorsanız bu kitabı da bir ara okuyun diye ekleyeyim..

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir