İstanbul Film Festivali İçin Geri Sayım Başladı!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda düzenlenen 31. İstanbul Film Festivali için geri sayım başladı. Otuzuncu yılında 150 bin izleyiciyle yine Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali’nin programı her zaman olduğu gibi bu yıl da dopdolu.

Festival sponsorluğunu bu yıl sekizinci kez AKBANK’ın üstlendiği 31. İstanbul Film Festivali, 31 Mart–15 Nisan tarihlerinde yapılacak. Gösterdiği filmlerin niteliği ve çeşitliliğiyle önder konumunu koruyan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemaseverlere 20’nin üzerinde bölümde 200’ün üzerinde filmden oluşan programının yanı sıra ünlü konuklar, usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri, ustalık sınıfları ve konserlerle dolu dolu iki hafta vaat ediyor.

Her zaman olduğu gibi sinemaseverlere oldukça zengin bir içerik sunacak festival programında bu yıl 2011 ve 2012’nin yeni yapımlarından sinemanın unutulmaz klasiklerine ve usta yönetmenlerinin başyapıtlarına seçmeler, Ocak ayında Sundance ve Şubat’ta Berlin’de dünya prömiyerlerini yapan filmlerden, Uluslararası Altın Lale, Ulusal Altın Lale ve FACE İnsan Hakları yarışmalarına, belgesellerden çocuk filmlerine uzanan geniş bir yelpazede filmler izleyicilerle buluşacak. Festivalde, İKSV’nin 40. yılı için hazırlanan “Sinema ve Müzik” başlıklı bölümün yanı sıra “Devrimin Filmini Çekmek”, “Yunanistan’da Neler Oluyor?”, “Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia”, “Aile İçinde” gibi yeni bölümler ve Mark Cousins’in The Story of Film: An Odyssey  / Filmin Hikayesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk adlı 15 saatlik filminin özel gösterimi dikkat çekiyor.

FESTİVALİN AÇILIŞ VE KAPANIŞ TÖRENLERİ

31. İstanbul Film Festivali, 30 Mart Cuma gecesi Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda düzenlenecek Açılış Töreni’yle başlıyor.  NTV’den canlı yayınlanacak törenin ardından, festivalin Sinema Onur Ödülü’nü almak üzere İstanbul’a gelecek Terence Davies’in The Deep Blue Sea / Aşkın Karanlık Yüzü filmiyle, festival resmen başlayacak.

Altın Laleler ve İstanbul Film Festivali’nin diğer ödülleri ise sahiplerini 14 Nisan Cumartesi gecesi CNN Türk’ten canlı yayınlanacak, Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek kapanış töreninde bulacak.

FESTİVAL BİLETLERİ NE ZAMAN, NEREDE?

İstanbul Film Festivali biletleri 17 Mart Cumartesi günü saat 10.00‘da satışa çıkıyor. Sinemaseverler biletlerini Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Kadıköy’de Rexx sinemalarında açılacak gişelerden, Biletix satış noktalarından, Biletix çağrı merkezinden (0216 556 98 00) ve biletix.com‘dan satın alabilecek.

Festivalde bilet fiyatları, tam 15 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için 9 TL olacak. Festivalde hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli fiyat uygulaması bu yıl da devam edecek; hafta içi gündüz seansları yalnızca 5 TL.

Lale Kart sahipleri her zaman olduğu gibi yine biletlerini öncelikli ve indirimli almaya devam ediyor. Üniversite ve lise öğrencileri için hazırlanan PasoFilm! kartı bu yıl da festival boyunca özel avantajlar sağlamaya devam edecek. Festival Sponsoru AKBANK’ın Axess kart sahipleri ise (hafta içi gündüz seansları hariç) Festival boyunca satın alacakları biletlerde %20 özel indirimden yararlanacak.

İKSV, 2007 yılında başlattığı “BitamBiöğrenci” projesinin kapsamını kırkıncı yılından itibaren genişleterek, işbirliği içinde bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle, sanata duyarlı herkesi, kültürel etkinliklere katılma şansı bulamayan öğrencileri sanatla buluşturmaya devam edecek. Sinemaseverler, alacakları biletlere ek olarak 15 veya 50 TL’lik bir katkıda bulunarak, festivaldeki film gösterimlerine 3 ila 10 öğrencinin katılmasını sağlayarak “BitamBiöğrenci” projesine destek verebilecek.

FESTİVAL SİNEMALARI VE SEANSLARI

Festivalin gösterimleri geçen yıl olduğu gibi Beyoğlu’nda Atlas, Fitaş 1 ve 4, Beyoğlu, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda CityLife (City’s) ve Kadıköy’de Rexx olmak üzere 7 salonda yapılacak.

Filmlerin gösterim saatler: 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Festivalin büyük ilgi gören Geceyarısı Sineması gösterileri bu yıl da sürüyor. Festival süresince her cumartesi gecesi 24.00’te bir film izleyicilere sunulacak.

İKSV 40. YIL ÖZEL BÖLÜMÜ: “SİNEMA VE MÜZİK”

Düzenlediği festival ve etkinlikleriyle İstanbul’un kültür ve sanat yaşamında önemli bir rol üstlenen İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2012 yılında 40. yaşını kutluyor. İstanbul Film Festivali de, programında yer alacak özel bir bölümle İKSV’nin 40. yılını kutlayacak. İlk yılında klasik müzik ağırlıklı olan festival programında bir süre sonra film gösterimlerine, tiyatro ve dans performanslarına, sergilere ve güncel müzik konserlerine de yer verilen, yıllar içerisinde bu farklı sanat disiplinlerinin her birini ayrı bir festival çatısı altında toplayan İKSV’nin bu çokdisiplinli yapısını vurgulayan “Sinema ve Müzik” başlıklı özel bölümde, İKSV’nin kuruluş yılı olan 1973’ten bu yana her 10 yıllık dönemden seçilmiş birer müzikal film izleyiciyle buluşacak.

Martin Scorsese’nin iki müzisyenin aşk hikâyesini anlattığı, Liza Minelli ve Robert De Niro’nun başrollerinde yer aldığı 1977 yapımı unutulmaz müzikali New York New York, izleyicileri 1940’ların Amerika’sında caz dolu bir yolculuğa çıkaracak.

Alan Parker’ın Pink Floyd’un müziğinden, sözlerinden, özellikle 1979 yılında çıkan efsanevi albümü The Wall’dan esinlenen müzikal belgeseli Pink Floyd The Wall / Duvar izleyicileri 1980’li yıllara götürecek. 1982 yapımı filmin senaryosu, Pink Floyd grubunun basçısı ve vokalisti Roger Waters’a ait.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. yılına özel bu bölümde 1990’lar Stephan Elliott’ın kiç dans müzikleri, renkli kostümlerle dolu yol filmi The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert / Priscilla, Çöller Kraliçesi, 2000’ler ise Baz Luhrmann’ın Nicole Kidman ve Ewan McGregor’un başrollerini paylaştığı stilize aşk öyküsü Moulin Rouge! / Kırmızı Değirmen filmleriyle yer alıyor.

2010’lar ise en son Cannes Film Festivali’nden bir müzikalle temsil ediliyor. Festival takipçilerinin Aşk Şarkıları, Güzel İnsan ve Hayır Kızım, Dansa Gitmek Yok gibi başarılı filmleriyle yakından tanıdığı, Fransız auteur Christophe Honoré’nin 2011 yapımı filmi Beloved / Sevgililer’de Catherine Deneuve ve kızı Chiara Mastroianni başrollerde oynuyorlar. Geçen yıl Cannes Film Festivali’nin kapanış töreninde gösterilen film 1964 ile 2007 yılları arasında, 43 yıllık bir zaman diliminde bir anne ile kızının aşk hayatlarını anlatıyor.

FESTİVALDE ALTIN LALE HEYECANI

Altın Lale Uluslararası Yarışma

31. İstanbul Film Festivali’nin “Uluslararası Yarışma” bölümünde Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da edebiyat uyarlaması olan 11 film yarışacak. Şakir Eczacıbaşı anısına sunulan Uluslararası Yarışma Altın Lale Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından verilecek 25.000 Avro’luk para ödülüyle destekleniyor. Bu ödülün 10.000 Avro’su birinci gelen filmin yönetmenine, 10.000 Avro’su filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 Avro’su da Jüri Özel Ödülü alan filme verilecek.

Uluslararası Yarışma filmleri, Altın Lale ödülü için festivalin ikinci haftasında izleyiciler ve uluslararası jürinin huzuruna çıkacak. 31. İstanbul Film Festivali Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisinin başkanlığını bu yıl ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan üstleniyor. Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nde Nuri Bilge Ceylan’ın yanı sıra oyuncu Hiam Abbas, yönetmen Brillante Mendoza, yönetmen Corneliu Porumboiu ve gazeteci Elçin Yahşi yer alıyor.

Altın Lale Uluslararası Yarışma’da Julia Loktev‘in yönetmenliğini yaptığı The Loneliest Planet / Yalnız Gezegen, romantik bir dram ile korkunun birleşimi olan bağımsız bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Gael Garcia Bernal‘in başrolde oynadığı film Gürcistan’ın dağlık ormanlarında geçiyor. Yönetmen Julia Loktev, festivalin ikinci haftasında İstanbul’da olacak.

Almanya ve İrlanda ortak yapımı Süper Kahramanın Ölümü / Death of a Superhero, canlı çekimler ile animasyonu yenilikçi bir üslupla harmanlayan dokunaklı, komik, samimi ve fevkalade modern bir film. Bu Filmde Ben Varım ile 2009’da İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan Ian FitzGibbon’ın yönettiği bu roman uyarlamasında Maymunlar Cehennemi–Başlangıç, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden tanıdığımız Andy Serkis de rol alıyor.

Cannes’da “Belirli Bir Bakış” bölümünde prömiyerini yapan Bonzai, Şilili yönetmen Cristian Jimenez’in Optik Yanılmalar’ı izleyen ikinci filmi. Aşk, kitaplar ve bitkiler üzerine kurulu filmin öyküsü, Buster Keaton tarzı Güney Amerikalı bir kahraman etrafında gelişiyor. 2011 yapımı filmin oyuncularından Natalia Galgani festivale konuk olarak katılacak.

Emily Brontë’nin meşhur Viktorya dönemi romanının uyarlaması olan Wuthering Heights / Uğultulu Tepeler yönetmeni Andrea Arnold’un büyük beğeni toplayan Kırmızı Sokak ve Akvaryum adlı filmlerinin izinden gidiyor. 2011 Venedik Film Festivali’nde En İyi Görüntü ve 2011 Valladolid Film Festivali’nde En İyi Görüntü Yönetmeni ile En İyi Çocuk Oyuncu ödüllerini toplayan film alışılageldik hoş dönem filmlerinin ötesinde, 19. yüzyıl Yorkshire’ında bir çiftlik evinde geçen yeni, cesur ve doğalcı bir intikam hikâyesi.

Yeni İran sinemasının en etkili isimlerinden Amir Naderi, Japonya’da,  çektiği son filminde klasik filmlerin sanatsal niteliğini geri getirmeye kendini adamış genç bir sinemacıya odaklanıyor. 2011 yapımı Cut, 2012’de Japonya’da gerçekleştirilen Takasaki Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ve Jüri Özel Ödülleri’ni kazandı. Amir Naderi de festivale gelecek konuklardan…

Prömiyerini Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” bölümünde yapan, Fransız yönetmen Robert Guédigian’ın son filmi The Snows of Kilimanjaro / Kilimanjaro’nun Karları ismini Ernest Hemingway’in ünlü kısa hikâyesinden alıyor. Filmde, işini kaybetmiş olsa da ailesi ve arkadaşları ile mutlu bir şekilde yaşayan rıhtım işçisi Michel’in, silahlı bir saldırıya uğramasından sonra hayatının nasıl değiştiği anlatılıyor.

Karlovy Vary Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ve Kiliseler Birliği Jüri Ödülünü alan Christian Schwochow’un Cracks in the Shell / Kabuktaki Çatlaklar’ı, sahnede kimse tarafından farkedilmeyen bir tiyatro öğrencisinin başrole seçildikten sonra yavaş yavaş kabuğundan çıkışını konu alıyor. Filmin ödüllü oyuncusu Stine Fischer Christensen festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelecek isimler arasında.

Berlin Film Festivali’nde Kiliseler Birliği Jüri Özel Ödülü ve Der Tagesspiegel gazetesi okuyucuları tarafından verilen özel ödülü alan The Delay / Gecikme Uruguaylı yönetmen Rodrigo Pla’nın beşinci filmi. Gündüzleri bir tekstil fabrikasında çalışan üç çocuklu Maria geceleri de yaşlı babasına bakmak zorundadır. Maddi ve manevi olarak bu zorluğa daha fazla dayanamayan Maria, babasını bir yerde terk edip sosyal servisleri arayarak onu bir huzurevine yerleştirme planı yapar. Filmin yapımcısı Sandino Saravia festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelecek.

Ünlü yazar Gabriel García Márquez’in oğlu, senarist ve yönetmen Rodrigo Garcia’nın son filmi Albert Nobbs, başrol oyuncusu Glenn Close ile En İyi Kadın Oyuncu da dahil, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Janet McTeer) ve En İyi Makyaj kategorilerinde Oscar ödüllerine aday gösterildi. Film, doğru düzgün bir iş bulabilmek için erkek kılığına girmiş ve kendi dükkânını açmak için gizli gizli para biriktirmeye uğraşırken kendi kimliğini unutmuş bir kadının hikâyesini anlatıyor.

Uluslararası Yarışma’da Altın Lale için Nikolaj Arcel’in A Royal Affair / Yasak Aşk ve daha önce Reprise / Tekrar filmiyle İstanbul’da Altın Lale ödülünü kazanmış Joachim Trier’in Oslo, 31 August / Oslo, 31 Ağustos filmleri de yarışacak.

Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması

İstanbul Film Festivali’nde “Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması” sponsorluğunu 25 yıldır olduğu gibi Efes üstleniyor. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye’den 2011–2012 sezonunda yapımı tamamlanan filmlerinin bir araya geldiği Türkiye Sineması bölümünde Ulusal Yarışma’nın yanı sıra Yarışma Dışı, Belgeseller ve Yeni Türkiye Sineması başlıkları altında 40’a yakın film gösterilecek.

 Altın Lale Ulusal Yarışma

Festivalde bu yıl, 2011–2012 sezonunda yapımı tamamlanan 12 film, Ulusal Altın Lale ödülü için yarışacak. 31. İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanlığını, yönetmen, senaristi, şair ve yazar Murathan Mungan üstlenecek. Ulusal Yarışma Jürisi festivalde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Müzik ve Jüri Özel Ödülü olmak üzere toplam 9 dalda ödül verecek.

Altın Lale Ulusal Yarışma’da ödül için bu yıl 12 film jüri karşısına çıkacak. 3 tanesinin Türkiye,
4 tanesinin dünya prömiyerini yapacağı yarışma filmleri şöyle:

–      Tepenin Ardı / Emin Alper (Türkiye Prömiyeri)

–      Ben Uçtum, Sen Kaldın / Mizgin Müjde Arslan (Dünya Prömiyeri)

–      İz-Rêç / M. Tayfur Aydın

–      Lal Gece / Reis Çelik (Türkiye Prömiyeri)

–      Can / Raşit Çelikezer

–      Yeraltı / Zeki Demirkubuz

–      Babamın Sesi / Orhan Eskiköy & Zeynel Doğan (Türkiye Prömiyeri)

–      Ana Dilim Nerede? / Veli Kahraman (Dünya Prömiyeri)

–      Yurt / Muzaffer Özdemir

–      Ferahfeza / Elif Refiğ (Dünya Prömiyeri)

–      Şimdiki Zaman / Belmin Söylemez (Dünya Prömiyeri)

–      Nar / Ümit Ünal

FESTİVALİN YENİLERİ

Devrimin Filmini Çekmek

Festivalin bu yılki özel özel bölümlerinden “Devrimin Filmini Çekmek”, özellikle Arap Baharı üzerinden bütün dünyada gerçekleşen halk hareketlerini ve başkaldırış hikâyelerini sinema üzerinden sorgulayacak ve “bir devrimin nasıl filme çekilebileceğini” inceleyecek. Akademisyen ve sinemacı Alisa Lebow, docIstanbul işbirliğiyle, Tunus ve Mısır’dan çıkan güncel devrim filmlerini, Cezayir, Yemen ve Ukrayna’daki geçmiş devrimlerden öyküler anlatan filmlerle bir araya getiriyor. Daha önce çekilen filmlerle günümüz devrim filmlerini bir araya getirerek son aylarda yaşanan olaylara farklı bir bakış açısı getirecek bölüm kapsamında sekiz uzun metrajlı ve bir kısa metrajlı film yer alıyor.

Bölüm kapsamında belgesel sinema danışma kurulu üyesi de olan Alisa Lebow’un moderatörlüğünü yapcağı bir panel de düzenleniyor. 11 Nisan Çarşamba günü, 16.00’da Pera Müzesi’nde yapılacak panelde, bu toplumsal olayları kaydeden, belgeleyen, bu olayların bilfiil içinde yer alan gizli kahramanlarla devrim, sosyal medya ve sinema tartışılacak, “devrimin filmini çekmenin” zorlukları masaya yatırılacak. Panele Kahire’den Mosireen Medya Kolektifi üyeleri tarihçi Khaled Fahmy ile sinemacı Hanan Abdalla, Şam’dan DocBox Festivali’nin organizatörü, sinemacı, yapımcı, arşivci Orwa Nyrabia, Sorbonne’dan İran sineması uzmanı Agnès Devictor, Tunus’tan sinemacı Mourad Ben Cheikh ve Ukrayna’dan sinemacı Andrei Zagdansky katılacak.

Mısırlı belgeselci Hannan Abdalla, In the Shadow of a Man / Bir Erkeğin Gölgesinde’de  kamerasını, sadece cinsiyetleri tarafından tanımlanan rollerle toplumda var olabilen Mısırlı kadınlara çeviriyor. Değişik sosyo-kültürel altyapılardan gelen, farklı yaşlardaki dört kadın Mısır Devriminin hemen ardından yaşanan olayları kendi perspektiflerinden anlatıyor. Mısır’da kadın olmanın ne anlama geldiğini görmemizi sağlayan cesur, içten ve politik olarak patlamaya hazır bir film. Mısır üzerine bir başka belgesel ise 2005 yılında ülkede ilk defa yapılan birden fazla adaylı seçimler sırasında yaşanan ihlal ve kısıtlamaları inceleyen Wael Omar’ın çektiği kısa metrajlı Democracy 76.

Gillo Pontecorvo’nun 1966 yapımı üç dalda Oscar adayı olan efsane filmi Battle of Algiers / Cezayir Savaşı, Venedik’te Altın Aslan ve FIPRESCI, BAFTA’da Birleşmiş Milletler ödüllerini kazandı. Fransa’da uzun süre yasaklı kalan film, tüm Arap Afrika’sındaki bağımsızlık mücadeleleri arasında, taşıdığı emsalsiz bağımsızlık perspektifi ve başarısıyla ayrı bir önemi olan Cezayir Devrimi’ni anlatıyor.

İran’da Haziran 2009’daki başkanlık seçimlerinden sonra sokaklara dökülen yüz binlerce insan vardı ancak dünyaya ulaşan görüntüler sadece amatörlerin cep telefonları ile çektikleri ve youtube ya da email yoluyla yaydıkları videolar oldu. Bu görüntülerden oluşan Fragments of a Revolution / Bir Devrimden Parçalar, tek bir yönetmeni olmayan, el birliğiyle oluşturulmuş, yönetmeni adsız bir dayanışma filmi olarak festival seyircisiyle buluşacak.

Andrei Zagdansky’nin Orange Winter / Turuncu Kış adlı filmi, Ukrayna’da 2004 yılında Turuncu Devrim olarak bilinen protestolara neden olan hileli seçimleri anlatıyor.

Stefano Savona’nın Tahrir–Liberation Square / Tahrir – Özgürlük Meydanı, Heiny Srour’un hem görsel hem politik olarak cesur Leila and The Wolves / Leyla ile Kurtlar ile geçtiğimiz yıl Tunus’da yaşananlara odaklanan Elyes Baccar’ın Rouge Parole / Kızıl Söz ve Mourad Ben Cheikh’in No More Fear / Artık Korkmak Yok filmleri de bu kapsamda gösterilecek filmlerden.

Yunanistan’da Neler Oluyor?

IMF ve Avrupa Birliği muhtıralarının Yunanistan’ı iyice köşeye sıkıştırdığı ve ülkenin ekonomik geleceğinin belirsizliği altında ezilen halkın karamsarlığının iyice arttığı bu dönemde Yunan Sineması yükselişiyle oldukça dikkat çekti. 1970’lerin ve 1980’lerin “Yeni Yunan Sineması” akımından işledikleri konular, farklı stilleri ve yaratıcı çalışma biçimleri ile ayrılan bu yeni akım sinema, Cannes, Venedik gibi uluslararası  festivallerde büyük heyecanla karşılanıyor.  Festival bu yıl politik konulara aldırmadan aile ve insan  ilişkilerini inceleyen, stil ve tür açısından melez, sosyal gerçeklere yenilikçi anlatım biçimleriyle değinen, sağlam ve gerçekçi hikâyelerden oluşan Yunan sinemasına da özel bir bölüm ayırdı. “Yunanistan’da Neler Oluyor?” başlıklı bölüm kapsamında son dönem Yunan sinemasının 5 çarpıcı örneği festival seyircisiyle buluşacak.

2009 yılında Cannes’da ödül alan ve Oscar’a aday olan şok edici Dogtooth / Köpek Dişi filminin yönetmeni Yorgos Lanthimos’un merakla beklenen son filmi Alps / Alpler, ilk kez gösterildiği Venedik Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülü aldı. Bir hemşire, bir sağlık görevlisi, bir jimnastikçi ve koçu bir araya gelerek, yakınlarının isteği üzerine ölen insanların yerlerine geçerler. Filmin hikâyesi en az Köpek Dişi kadar izleyenleri etkileyecek.

Senaryosunu Köpekdişi ve Alpler’in yazarı Efthimis Filippou’nun yazdığı,  Sundance ve Rotterdam’da yarışan L, Babis Makridis’in ilk uzun metrajlı filmi. Film, arabasında yaşayan bir adamın işten kovulmasıyla tüm düzeni değişince kendini ve bildiğini sandığı her şeyi yeniden keşfedişini anlatıyor. Yönetmen Babis Makridis, trajik bir dibe vuruş hikâyesini klişelerden uzak bir anlatımla, iyimser ve absürd bir hikâyeye dönüştürüyor.

Christos Karakepelis, ikinci belgeseli Raw Material / Hammadde’de henüz ekonomik krizin yankılarının ortaya çıkmadığı bir dönemde Atina’nın hemen dışındaki varoşlardaki hayatı inceliyor. Burada yaşayan yabancı kökenli ve Yunan vatandaşları odağına alan film Arnavut’u, Türk’ü, Hintli’siyle bu grubun Atina sokaklarındaki metal ağırlıklı geri dönüşüm maceralarını anlatıyor. Filmde “yabancı” gözünden şehirdeki tüketim çılgınlığının boyutlarını da görme fırsatı buluyoruz.

2008 yılında İstanbul Film Festivali’nin Sinemada İnsan Hakları Yarışmasında gösterilen PVC-1’in yönetmeni Spiros Stathoulopoulos’un son filmi Meteora, Berlin’de Altın Ayı için yarıştı. Bir manastırda birbirine âşık olan bir keşiş ve rahibenin tutku ve  suçluluk duyguları ile karışık aşkını anlatıyor.

San Sebastian Film Festivali’nde hem En İyi Yönetmen hem de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Unfair World / Adaletsiz Dünya’da ironik yönetmen Filippos Tsitos, İstanbul doğumlu Antonis Kafetzopoulos‘un başarılı oyunculuğundan da yararlanarak Yunan toplumunun bugünkü durumunu trajikomik insan manzaraları aracılığıyla aktarıyor. Antonis Kafetzopoulos festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelecek.

Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia

Türkiye ile Çin arasındaki kültürel  yakınlaşmayı ve politik ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan “2012 Türkiye’de Çin Kültürü Yılı” vesilesiyle İstanbul Film Festivali programında özel bir bölüm ayrıldı. Festivalde dövüş sanatçılarının maceralarına odaklanan ve Çin sinemasının en çok film yapılan türü olan WuXia filmlerine yer verecek Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia” başlıklı özel bölümde, akıl almaz koreografilerin, muhteşem bir görselliğin ve hiç durmayan bir aksiyonun vazgeçilmez olduğu bu türün sinema tarihine geçen 8 filmi izleyicilerle buluşacak.

Büyük usta Wong Kar-Wai’nin filmografisinde yer alan tek dövüş sanatı filmi  Ashes of Time / Zamanın Külleri, distopya üzerine güncel düşünceleri antik dönem Çin’ine uyarlayan 1994 yapımı epik bir melodram. Eleştirmenlerin “fırça darbeleriyle yapılan bir tablo” diyerek övdüğü filmine Wong Kar-Wai  14 yıl sonra dönerek kurgusunu yeniledi, renklerini iyileştirdi, müziğini elden geçirdi ve süresini yedi dakika kadar kısalttı.

Ang Lee’nin 2001 yılında Altın Küre’de En İyi Yönetmen, Oscar’larda En İyi Görüntü, En İyi Müzik, Yabancı Dilde En İyi Film, En İyi Sanat Tasarımı ödüllerini alan epik filmi Crouching Tiger Hidden Dragon / Kaplan ve Ejderha etkileyici aksiyon sahneleri, göz kamaştırıcı efektleriyle tam bir görsel şölen.  Film, 19. yy’da ustasının ölümünün intikamını almak için yola çıkan dövüş sanatı ustası Li’nin hikâyesinin anlatıyor.

Bölüm kapsamında Çinli yönetmen Zhang Yimou’nun iki filmi birden gösteriliyor. 2004 yapımı, En İyi Görüntü dalında Oscar’a aday olan bol ödüllü film House of Flying Daggers / Parlayan Hançerler renk, aksiyon, gizem, aşk  ve tutku dolu bir dövüş filmi. Yönetmenin bir diğer ödüllü filmi 2002 yapımı Hero / Kahraman ise savaş, aşk, dönem ve WuXia filmlerine yepyeni bir soluk getiriyor. Film göz alıcı kostümlerinden görkemli görüntülerine ve koreografilerine kadar tam bir aksiyon başyapıtı.

Ronny Yu’nun 1993 yapımı bol ödüllü, kült filmi The Bride with White Hair / Beyaz Saçlı Gelin, düşman klanlara mensup iki savaşçının imkânsız aşkını anlatıyor. Hiçbir zaman aksiyonun bitmediği filmde, gösterişli renkler, muhteşem bir atmosfer ve akıldan çıkmayan koreografiler dikkat çekiyor.

Aile İçinde

İstanbul Film Festivali’nin bu yıla özel bölümlerinden bir diğeri “Aile İçinde” 21. yüzyılda değişen aile kavramını ve ilişkilerini konu edinen filmlerden oluşuyor. Aileye gelenekselin dışında bakış açılarıyla yaklaşan bu filmler, nesiller arası çekişmeler, aile bireyleri arasındaki çatışma ve hatta düşmanlıklar, güçlü ya da zayıf aile bağlarının getirdiği trajediler gibi temalara değiniyor.

Fin sinemasının en önemli yönetmenlerinden Mika Kaurismäki’nin Karamazov Kardeşler’den esinlenen son filmi Brothers / Erkek Kardeşler aynı baba, farklı annelerden doğan üç kardeşin tekrar bir araya gelişinin öyküsü. Yıllardır görüşmeyen ancak babalarının 70. yaş gününde karşılaşan kardeşler, ilişkilerini gözden geçirirken geçmişlerinden acı dolu bazı anıları hatırlamaya başlıyorlar.

Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülü kazanan, bu yılın Yabancı Dilde En İyi Film Oscar adaylarından Footnote / Dipnot, İsrailli yönetmen Joseph Cedar’ın son filmi. Film bir baba ve oğlu arasındaki rekabeti anlatırken aslında nesiller arasındaki büyük farka dikkat çekiyor.

Polonyalı usta yönetmen Krzysztof Kieślowski’nin en başarılı öğrencilerinden Greg Zglinski’nin ikinci filmi Courage / Cesaret, kader, hayatın kırılganlığı ve ahlak üzerine Hitchcock vari bir gerilim. 2011 Gdynia Festivali’nde (Polonya) En İyi Senaryo, En İyi İlk–İkinci Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini almıştı. 2011 Varşova Festivali’nde bu filmdeki tolüyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Robert Wieckiewicz de festival kapsamında İstanbul’a gelecek.

João Canijo’nun son filmi Blood of My Blood / Kendi Kanım, koşulsuz sevgi ve hayatın gerçekleri çakışınca ortaya çıkan aile trajedisini konu alıyor. San Sebastian Film Festivali’nden FIPRESCI de dahil iki ödülle dönen filmin, 2011 Caminhos Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan oyuncusu Rita Blanco festival kapsamında izleyici ile buluşacak.

Fransız yönetmen Ursula Meier’in son filmi Sister / Yukarıdaki Çocuk, İsviçre’de bir kayak merkezinde zengin turistlerden çalarak geçinen Simon’ın ablası Louise ile arasındaki içten illişkiyi anlatıyor. 2012 Berlin Gümüş Ayı Özel Ödülü alan film, uçsuz bucaksız ve epik görüntüleriyle, bir çocuğun portresi üzerinden, görünürde rehaf içinde yüzen bir toplumdaki çelişkileri gözler önüne seriyor.

Antidepresan

İstanbul Film Festivali’nde, 2010 yılında özel bir bölüm olarak yer alan ve izleyicilerden büyük beğeni toplayan “Antidepresan” bölümü, bu yıl da sinemaseverlere hayatı hafife alan, eğlendirirken düşündüren, mizaha ve dünyaya benzersiz açılardan bakan filmlerden oluşan bir seçki sunacak.

2009 yılında Rumba adlı filmle Uluslararası Yarışmaya katılan Belçikalı yönetmen üçlüsü Bruno Romy, Dominique Abel ve Fiona Gordon, son filmleri The Fairy / Aşk Perisi ile yeniden festivalin konuğu oluyor. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan film, bir insan ile bir peri arasındaki imkânsız aşkı, vücut diline dayalı, son derece eğlenceli bir biçimde anlatıyor

Ken Scott’ın yönettiği Starbuck / Benim 533 Çocuğum Var ise hareketli bir Québéc komedisi. Orta yaşlı ve genç ruhlu bir tembel olan David, sperm bankasına yaptığı bağışlar sonucu tam 533 çocuğun babası olduğunu öğrenir ve kimliğini gizleyerek onlarla tanışmaya başlar.

İlk filmi Metropolitan ile Oscar adaylığı alan komedi filmlerinin usta yönetmeni Whit Stillman’ın son filmi Damsels in Distress / Sıkıntılı Hanımlar, Venedik Film Festivali’nin kapanış filmiydi. Film bunalım öğrencilerle dolu bir lisede, öğrencilerin bu ruh hallerini değiştirmeye kararlı üç güzel kızı takip ediyor.

Ole Christian Madsen’in Oscar yarışında ilk dokuz film arasında olan, Danimarka yapımı Superclasico / Büyük Derbi, festivalin Antidepresan bölümündeki filmlerinden… Film, parçalanmakta olan Danimarkalı bir ailenin meşhur derbi maçı  “superclasico” sırasında Arjantin’de geçirdikleri şarap, tutku ve futbol dolu günleri anlatıyor.

ÖZEL GÖSTERİM: THE STORY OF FILM: AN ODYSSEY /

FİLMİN HİKAYESİ: UZUN VE MACERALI BİR YOLCULUK

Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan on beş saatlik görkemli belgesel, The Story of Film: An Odyssey / Filmin Hikayesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk, İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek. Yönetmen Mark Cousins’in beş yılı aşkın bir çalışması sonucunda dünya sinema tarihini bütünüyle gözler önüne seren 900 dakikalık belgeseli, festivalde Pera Müzesi’nin sinema salonunda iki seansta, dört gün boyunca meraklılarıyla buluşacak.

Mark Cousins’in aynı adlı kitabını temel alan film, sinemanın getirdiği yenilikleri keşfe çıkarken sinemacıların hem dönemlerinin tarihi olaylarından, hem de birbirlerinden nasıl etkilenmiş olduklarını inceliyor; sessiz sinemanın ilk günlerinden Hollywood’un doğuşuna ve yıldız sistemine uzanarak, sinemanın Rusya, Japonya, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, İskandinavya ve ABD’deki sanatsal evrimini kat ediyor. Bernardo Bertolucci, Jane Campion, Gus Van Sant, Lars Von Trier, Claire Denis, Stanley Donen ve Claudia Cardinale gibi efsanevi sinemacılar ve oyuncularla söyleşiler içeren bu yapıtla izleyiciler, tüm zamanların en iyi filmlerini kuşatan on beş saatlik sürükleyici bir dünya turuna çıkacaklar.

FESTİVAL BİLETLERİ 17 MART CUMARTESİ GÜNÜ SATIŞA ÇIKIYOR

31. İstanbul Film Festivali biletleri 17 Mart Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren;

–      BİLETİX satış noktaları,

–      BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00)

–      biletix.com

–      Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Rexx Sinemalarında açılacak ana gişelerden alınabilecek.

31. İstanbul Film Festivali’nde bilet fiyatları tam 15 TL; öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için ise 9 TL olacak. Hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli bilet uygulaması bu yıl da devam ediyor. Festival boyunca, hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30 ve 16.00) yalnızca 5 TL olacak. Sinema tutkunlarına ve öğrencilere özellikle tavsiye ederiz.

Filmlerin gösterim saatleri geçen yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Festivalin büyük ilgi gören Geceyarısı Sineması gösterileri bu yıl da sürüyor. Festival süresince her Cumartesi gecesi saat 24.00’te bir film izleyicilere sunulacak.

 
* Festival programı hakkında ayrıntılı bilgiye 10 Mart Cumartesi gününden itibaren film.iksv.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir