Isobel Campbell & Mark Lanegan İstanbul Konseri

Belle and Sebastian’ın kurucu üyelerinden olan Isobel Campbell ile Screaming Trees başta olmak üzere birçok grupla faaliyetleri olan Mark Lanegan’ın bir araya gelmesi adeta “farklı ses renklerinin dostça mücadelesi” gibi bir şey olmuştu. Çok güzel üç albüme imza atan ikili, dün akşamdan sonra diğerlerinin de gayet güzel geçtiğini düşündüğüm onlarca konser verdiler. Dün gece de Salon İKSV’de ilk kez Türkiyeli dinleyicilerinin karşısına çıktılar.

Mark ve Isobel’e sahnede – isimlerini bilmediğim ancak Seattle ve İskoçya’dan olduklarını Isobel’den öğrendiğim- iki kişi eşlik ediyor ve böylece dört kişilik bir grup oluyorlar. Vokallere gitar ve kontrbas destek veriyor, bazı şarkılarda Isobel’in çellosu da devreye giriyor. Mark Lanegan’ın sesi adeta bas gitar gibi, gayet sert ve dolgun bir ses, buna karşılık Isobel’in kırılgan, naif ve ince bir sesi var. İkisinin vokalleri arasındaki bu tezat adeta neden bir araya geldiklerini anlatıyor. Son derece dengeli, düşüşü ve yükselişi belirli harika şarkıları ve muhteşem vokal performansları var.

Mark gayet karizmatik bir insan, hatta sahneye çıktığı andan itibaren tavrı, duruşu ve sesi ile Tom Waits’in gençliğine benzettik. Dinleyiciyle neredeyse hiç konuşmadı, gözleri hep kısık, tek kaşı da daima yukarıdaydı! Sadece bir şarkının girişinde Isobel’e yan yan baktı, onun dışında gözlerini açık göremedim desem yeridir. Ancak konser sonrası imza dağıtırken ters taktığı şapkası ile kafamızda oluşturduğumuz “Genç Tom Waits” imajını yerle bir etti!

Isobel Campbell ise son derece naif bir insan. Kusursuz bir sesi var, şarkı söylerken dinlemek çok büyük keyif. Arada sırada seyirci ile konuştu, daha önce pek pratik yapmadıkları bir şarkıyı (sanırım Eyes of Green) çalarken “hata yapabiliriz, yeni öğreniyoruz” dedi ve neticede çalamayınca da “daha önce hiç Türkiye’ye gelmedim, Jetlag olmadım vs.” bahaneleri üreterek herkesi epeyce güldürdü.

Sahneye 22:35 gibi çıktılar, 00:15 civarında da indiler. Bir kez bis yapıp, biste iki şarkı çalarak geceyi sonlandırdılar. Üç albümü olan bir birliktelik için sahnede yirminin üzerinde şarkı çalmaları çok hoşuma gitti. Sıralama olmadan aklımda kalan şarkıları yazayım; sanırım Seafaring Song ile başladılar, Snake Song, You Won’t Let Me Down Again, Eyes of Green, Revolver, Who Built the Road (Favorim), Come on Over (Turn Me On), Salvation, Something To Believe, Trouble, Sally Don’t You Cry, Ramblin’ Man, (Do you Wanna) Come Walk With Me?, Saturday’s Gone (yine favorim), Honey Child What Can I Do? ve The Circus is Leaving Town çaldılar. Listeye ek yapacak olanları yorumlara beklerim.

Uzun zamandır dinlediğim en sessiz konser oldu. Sahneden dinleyiciye “sessiz olduğunuz için teşekkür ederim” sözü söylendiğinde ilk kez “sarcasm” tabelalarına gerek yoktu. Salon İKSV “ticaretten önce müzik” anlayışı ve seçtiği sanatçıların da etkisi ile iyi müzik zevkine sahip, hangi konserin nasıl dinlenmesi gerektiğini uyarı gerektirmeden anlayabilen güzel bir kitle oluşturdu. Bu konserin böyle güzel olmasında dinleyicinin de çok büyük katkısı vardı. Sanırım mutsuz ayrılan olmamıştır.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. Çok güzel bir konserdi, seyirci de öyle. Ben uzun zamandır böyle dingin bir konserde bulunmamıştım. Salon İKSV hep böyle devam eder umarım.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir