Io Sono L’amore

“Benim Adım Aşk” şimdiden çok sevildi, konuşuldu ve konuşulmaya da devam edecek gibi görünüyor, ancak benim bu filme itirazım var. İyi bir film diyene aksini ispatlamaya çalışacak değilim, ama bence bu fazlasıyla “yapılmış” bir film ve sorunu da burda. Bütün görsel estetiği fazla hesaplanmış ve senaryo eksiklerini de ancak bu harika planlarının gözümüzü boyaması nedeniyle unutturabiliyor.

Emma evlenip İtalya’ya gelmiş ve İtalyanlaştırılmış bir Rustur. Aristokrat bir ailenin parçasıdır. Filmin hemen başındaki, büyükbabanın doğum gününün kutlandığı yemekte bu ailenin nasıl bir arada durduğu belli olur. Ailenin katı kuralları olduğunu ve bu kurallara göre yaşamamanın buz gibi bir etki yaptığını fark ederiz masada. Edoardo geleneksel hale gelmiş bir yarışta yenilerek ailenin başarı tarihine leke sürmüştür, diğer torun Elisabetta ise resimden fotoğrafa geçerek büyükbabayı hayal kırıklığına uğratır. Büyükbaba işi artık oğlu ve torunu Edoardo’ya bıraktığını açıklayınca kısmen de olsa bir rahatlama yaşanır masada. Ancak bu ailede değişim başlamıştır bir kez. Sıra Emma’ya gelecektir. Edoardo’nun yarışta yenildiği aşçı Antonio, aileyle yakınlaşır. Emma’nın değişimi de onun yemekleri ile başlar. Ancak bu değişim biraz ani gerçekleşir. Hatta Emma’nın gözlerini kapatarak yediği, biraz çikolata reklamları gibi, yemek yeme sahneleriyle. Yönetmenin en büyük avantajı sanırım Emma’yı Tilda Swinton’ın canlandırması, yoksa bu ani değişikliği başka bir oyuncu böylesine hissettiremezdi. (Filmin en güzel yanı da onu izlemek.)

Öncelikle aşkı bu kadar yüceltmek ve gerçekliğinden koparmak aşkı ele alan, iyi bir filmde kabul edemeyeceğim bir şey. Bu derece yüceltilmiş bir aşk, romantik komedi türüne yaklaşıp aşkın içini boşaltıyor bana kalırsa. Neyse yine de asıl itirazım filmin biçimine. O kadar güzel planları var ki filmin, film izlediğimizi unutana kadar hayranlıkla izliyoruz. Bu büyüden kurtulabilirsek yan karakterlerdeki eksiklikleri, hikâyenin havada kalmış taraflarını fark ederek sorular sormaya başlıyoruz. (Neden Edoardo’nun Antonio’ya hissettikleri bu kadar önemsiz film için? Elisabetta sadece Emma’ya bir şeyi işaret etmek için mi var?) Bazıları kusursuz bir film diyerek benim düşünceme itiraz edebilirler, ancak benim de itirazım tam da böyle kusursuz görünen sinemaya.

Salon ve seans bilgileri için gencsinema.com‘a bakınız.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. Belki linç edilirim ama yine de söylemeden edemeyeceğim, filmi hiç sevmedim. Bir saniye bile sevemedim, hatta daral geldiğini de söyleyebilirim. Kamera açılarını “ders olacak” diye nitelendiriyorlar, bence de ders çıkarılabilir o açılardan. Gayet zorlama, zaman zaman insanın asabını bozan, çoğu zaman da “işte film izliyorsunuz, sonuçta yaptığımız da bir film” diye bağıran planlar. Aileye de ayrı gerildim zaten..

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir