İletişim’den Ocak 2012 Kitapları

OBLOMOV, İvan Gonçarov, Çev. Ergin Altay, İletişim Yayınları, 585 s., 25,00 TL

İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov’u otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. 19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusya’nın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov… Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı haline gelecek, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra “hâlâ içimizde yaşayan Oblomovlar”dan yakınacaktı… Oblomov sadece sosyal satir değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun keskin bir eleştirisidir. Klasik olmayı fazlasıyla hak etmiş, dünyanın pek çok diline yeni bir kavram kazandırmış İvan Gonçarov’un bu başyapıtını Ergin Altay’ın özgün çevirisiyle sunuyoruz. Gonçarov’un Oblomov’u “lüzumsuz adam”ın en dehşetli örneklerinden biridir.

MURAT BELGE

NİKOLAY GOGOL, Vladimir Nabokov, Çev. Yiğit Yavuz, İletişim Yayınları,  159s., 14,80 TL

Dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük dehalarından biri olarak kabul edilen Gogol, yalnızca Rus edebiyatının kaderini değiştirmedi, aynı zamanda pek çok yazara da ilham kaynağı oldu. Gogol, bir mizah yazarı olarak ünlendi, “gerçekçi” olmakla yaftalandı ama aslında hiç anlaşılmadı. Nabokov, bu zihin açıcı çalışmasında Palto, Burun, Müfettiş,Ölü Canlar gibi ünlü, ama aslında okundukça keşfedilen Gogol yapıtlarını inceliyor. Gogol’ü nasıl anlayabileceğimizi gösteriyor. Edebiyatın ne olduğunu ve ne olmadığını bu metinlerden yola çıkarak kendi alaycı, zeki üslubuyla sorguluyor, sorgulatıyor. “Puşkin’in nesri üç boyutludur; Gogol’ünki ise en azından dört boyutludur. Çağdaşı olan, Öklid’i yerle bir edip, Einstein’ın sonradan geliştireceği kuramların çoğunu bir asır erken keşfeden matematikçi Lobaçevski’yle kıyaslanabilir. Gogol’ün Palto’da sergilediği sanat, paralel doğruların kesişmekle de kalmayıp, solucan gibi kıvrılabileceklerine, karmakarışık hale gelebileceklerine işaret eder; … kendi kendimizle vardığımız fizik ötesi uzlaşımların da var olmadığı Gogol’ün dünyasında, bütün bunlar gayet tabii şekilde olup biter.”

AVRUPA’DA İNSAN HAKLARI, Thomas Hammarberg, Çev. Ayşen Ekmekci,  İletişim Yayınları, 301 s., 19,50 TL

Günümüzde insan hakları, hiçbir zaman olmadığı kadar kabul görüyor ve özellikle Avrupa’nın siyasi retoriğinde şiddetle destekleniyor; ancak somut gerçeklikte, Avrupa da dahil, her yerde ihlal ediliyor. Üzerinde mutabakata varılmış olan standartların istikrarlı bir biçimde uygulanmamasının yanında, yürütmede de aksaklıklar yaşanıyor. Cezaevlerinin aşırı kalabalık olduğu Avrupa ülkelerinin birçoğunda hukukun üstünlüğü ilkesi çiğneniyor ve ekonomik krizlerden en olumsuz etkilenenler, en kırılgan kesimler oluyor. Avrupa’da İnsan Hakları, bu gerçekliği ele alan bir çalışma.  Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, ziyaretleri sırasında gözlemlediği yabancı düşmanlığını, homofobiyi, Romanları mağdur eden ayrımcılığı, çocuk istismarını, kadınlara yönelik şiddeti ve engelli insanları hedef alan haksızlıkları anlatıyor; Avrupa’da halen mevcut olan eksiklikleri tanımlarken bunlara somut çareler öneriyor.

İnsan haklarının hiçbir şekilde hayal ürünü olmadığını savunan Hammarberg, insan hakları açısından ve barışçı, dürüst, adil bir toplum için şart olan değerleri ve normları ortaya koyuyor, insan haklarının gerçekliğe dönüşmesinin ise bir siyasi irade meselesi olduğunu vurguluyor.

RÜYADA UYANMAK, Erdoğan Özmen, İletişim Yayınları, 175 s., 14,50 TL

“Ne metafizik ya da mistik bir varlık alanıdır bilinçdışı ne de ‘hayvani bir doğa’yı çağrıştıran içgüdüsel mahiyettedir. ‘Bir dil gibi yapılanmıştır’ çünkü. Dahası, hem bilinçdışı hem dil aynı kökene sahiptir. Karşılıklı bir bağımlılık içinde birbirlerini baştan varsayarlar. (…) Öznenin bastırdığı şeydir bilinçdışı; ancak sürekli olarak rüyalarda, semptomlarda, dil sürçmelerinde ve başarısız eylemlerde kendini açığa vurur, ‘dile getirir’. Tüm bu görüngüler dilin yapısına sahiptir. Onlar aracılığıyla konuşur bilinçdışı. ‘Bilinçdışının söylemi’nden söz etmemize izin veren kurucu unsurlardır bunlar.”

Rüyada Uyanmak, tam da rüya çalışmasına has bir yaratıcılıkla, insanın en özgür ve en yaratıcı olduğu andaki haline, bilinçdışının kabuğu ile sarılmış rüya haline odaklanıyor. Eyleyiciliğin, insanı bu eyleyicilik için zorlayan “imkânlar”ın üzerinde düşünmeye çağırıyor. Dili, bilinçdışını, rüyayı ve insan olma halimizi yapıcı bir asli özne olarak gözden geçirmeyi tartışıyor.

ÇOBAN VE KRAL, H. Bahadır Türk, İletişim Yayınları, 262 s., 18,50 TL

“Eğer hükümdarlar olmasaydı insanlar birbirlerini yerlerdi! Tıpkı çoban olmayınca sürünün yırtıcı hayvanlar tarafından yenilmesi gibi.”

Ebû Mansur es-Seâlibi, Âdabu’l-Mulûk

Köklü tecrübelerden hareketle egemenlere öğüt ve akıl veren siyasetnameler, Ortaçağ’da Doğu ve İslam siyasal geleneğine ayna tutan metinlerdir. “İdeal bir hükümdar nasıl olmalı?” sorusuna cevap getirirken, aslında tümüyle bir iktidar anlayışının çerçevesini çizerler. Çoban-Hükümdar idealini oluştururken, sürü gibi güdülmesi gerektiğini düşündükleri ahaliye dair bir imge de kurarlar.

H. Bahadır Türk, Batılı örneklerle ortak noktalarına da dikkat çekerek, işte bu imgelerin analizini yapıyor. Siyasetnamelerin eril dilini, insan doğası anlayışını ve siyaset algısını tasvir ediyor.  Bunun yanında siyasal olana dair bir dizi tema inceleniyor kitapta: Hükümdarın “gölgeleri” olan bürokratlar, “istişare”ye verilen anlam, dost-düşman mefhumlarının kurgulanması, savaşın anlamı…

Yönetenlerin yönetilenleri görme biçimini çırılçıplak ortaya koyan siyasetnamelere zengin bir bakış… İktidarın zihniyet yapısındaki devamlılıklara dair irkiltici bir kitap…

TATİLİN SON GÜNÜ, Sabine Ludwig, Çev. Tuvana Gülcan, İletişim Yayınları, 198 s., 10,00 TL

Çalar saatim saat altı buçuğu gösteriyor. Şimdi yeniden uykuya dalmaya değmez. Okul çantam hazır, babam dün karnemi imzaladı, dolayısıyla biraz daha yatakta kalıp keyif yaparken olağan pazartesi sabahı seslerini bekleyebilirim. Yavaş yavaş kaygılanmaya başlıyorum. Bugün herkes uyuya mı kaldı nedir?

Tatilin son günü gelip çatmıştı! 11 yaşındaki Freddy, koca yaz tatilinin göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidivermesi karşısında şaşkındı. Önünde onu bekleyen can sıkıcı işler vardı: Ertesi gün için okul çantasını hazırlayacak, anne babasına karnesini imzalatacak, yatmadan önce banyo yapacaktı. Gece yatağına yattığında, kalbinin en derinlerinden bir dilek tuttu. “Ne olur, yarın Pazartesi olmasın,” dedi kendi kendine. Ertesi sabah uyandığında bu imkansız gibi görünen dileği gerçek olmuştu. Freddy  yeni bir pazar sabahına uyanmıştı.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir