İletişim’den Nisan 2011 Kitapları

BAŞKA KENTLER BAŞKA DENİZLER 3, Murat Belge, İletişim Yayınları, 515 s., 32 TL

Murat Belge, Başka Kentler, Başka Denizler’in 3. cildinde okuyucusuyla birlikte çıktığı seyahate kaldığı yerden devam ediyor. Önceki ciltlerde olduğu gibi bu ciltte de dünyanın dört bir yanına yaptığı seyahatlerden arda kalanları, aynı hoşsohbet üslubu ve incelikli kalemi aracılığıyla paylaşıyor; bir yandan anlatıyor, bir yandan gezdiriyor. Bu seyahatlerin ilk başladığı durağa, Hollanda’ya uğradıktan sonra bu cildin “başrol” payesinin tartışmasız sahibi İtalya’ya seğirtiyor. “Seyyah”ın dediği gibi: “neresine gidersen git, kendini güzel ve ilginç, ayrıca da sıcak ve sevimli bir yerde” bulabileceğin cinsten bir memleket. Rotamız “Eski Kıta”dan devam ediyor, önce Almanya, ardından Danimarka ve Avusturya, çokça Graz. Dönüşte Balkanlar’ı da boş geçmiyor, “eski Yugoslavya toprakları”nı keşfe çıkıyoruz. Seyyah, Ukrayna’dan, Kiyef’ten yolumuzu geçirdikten sonra ABD’ye dönüyor: Boston ve New Orleans sokaklarında orta ölçekte bir gezintiye çıkıyoruz. Ardından Kanada’ya şöyle bir uğruyor, “verimli” topraklara, Ortadoğu’ya geliyoruz. Bu cildin hem sürprizi hem son durağı, denizlerin engin sularında buluyoruz kendimizi. Kitabın isminin yarısı, Kavafis’in ilham yaratan dizelerinin nemli kısmı “başka denizler”de. Aralarında ayrım gözetmiyor, “denizlerini” boylu boyunca önümüze seriyor Murat Belge. Biz de hazır deniz havasını içimize çekmişken şöyle bir soluklanıyoruz ve serinin 4. cildini beklerken keyifli yolculuğumuza kısa bir ara veriyoruz.

YARATAN, Jorge Luis Borges, çev. Peral Bayaz Charum-Ayşe Nihal Akbulut, İletişim Yayınları, 98 s., 10,80 TL

Çeşitli konulardaki bu yazılar (zaman biriktirdi, ben değil, aralarında başka bir edebiyat görüşüyle yazdığım için düzeltmeye cesaret edemediğim eski parçalar da var) umarım konuların coğrafi ve tarihsel çeşitliliklerinden daha az göze batar. Baskıya verdiğim bütün kitaplar arasında sanırım hiçbiri bu küçük koleksiyon kadar kişisel ve düzensiz, silva de varia lección, değil. Kişisel çünkü içinde birçok yansımalar ve araya sıkıştırmalar var.

Borges’in Yaratan’a 1960’ta yazdığı sondeyişten.

Şiirle düzyazının iç içe geçtiği Yaratan’da Borges, hayatının ve metinlerinin olmazsa olmazları sayılan kaplanlardan, rüyalardan, “öteki ben”den besleniyor.  Gerçeküstü bir anlatımla hem felsefi hem edebi bir metin yaratan Borges, “bir koleksiyon” olarak nitelendirdiği bu eserini, kendi külliyatının en kişisel parçası olarak anıyor. Yaratan, Borges’in dünyasına biraz daha sokulmak için bulunmaz bir fırsat.

Kendisi olmakta kararlı olan ve kendi hayatına da (tıpkı uğraşa uğraşa oluşturduğu bir üslup gibi) uğraşa uğraşa oluşturduğu bir kişiliğin görüş açısından bakan Borges’i, kitaplarını okumamış bile olsanız sevmeye başlarsınız.


“BOŞUNA MI OKUDUK?” Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği, Tanıl Bora-Aksu Bora-Necmi Erdoğan-İlknur Üstün, İletişim Yayınları, 352 s., 22,70 TL

“Diploma = iş” denklemi gitgide geçersizleşiyor. Genç işsizliği ve ‘okumuşların’ işsizliği, dünyada da Türkiye’de de istisnai olmaktan çıktı. Zamanımız kapitalizminde işsizliğin yapısal niteliği aşikâr hale gelirken, tahsilli, kalifiye çalışanlar yani “beyaz yakalılar” da güvencesizleşme sürecinin kurbanı oluyor, imtiyazlarını kaybediyorlar. İnsanlara atfedilen ve onların kendilerine atfettikleri ‘anlamın’ iş durumuna göre belirlenegeldiği bir yaşam dünyasında, işsizlik sadece iktisadi olmayan derin bir kriz kaynağıdır.

Elinizdeki araştırma, Türkiye’de beyaz yakalı işsizliğinin sosyal-psikolojik yanına odaklanıyor. İşsizliğin bir sosyal deneyim olarak nasıl yaşandığına ve “hissedilen işsizliğe” bakıyor. Üniversite mezunu işsizler işsizlikle nasıl baş ediyor, hangi yöntemlerle iş arıyorlar? Ne gibi ayrımcılık mekanizmalarına tâbi kaldıklarını düşünüyorlar? Güvencesizleşen hayatta, nelere –mesela aileye– ne kadar güvenebiliyorlar? İşsizlik deneyiminden duygusal olarak nasıl etkileniyorlar? Kendilerini nasıl ifade ediyor/edemiyorlar? İşsizlik deneyiminin orta sınıf ‘değerleri’ ve ‘kimliği’ ile etkileşimi nasıldır? Beyaz yakalı işsizler, işsizlik sorununun kaynağını nerede görüyorlar? Neye, kime kızıyorlar? İşsizlik, onları ‘bir şeyleri düşünmeye’, ‘bir şeyler yapmaya’ sevk ediyor mu?

KPSS ‘belası’, ataması yapılmayan öğretmenlerin sıkıntıları ve mücadeleleri, ‘kullan-at’ tarzı istihdamın belli başlı örneklerinden banka çalışanlarının işsizlik deneyimleri ile ilgili gözlemler de bu sorgulamaya eşlik ediyor. Beyaz yakalı işsizleri dinleyen ve onları konuşturan bir kitap…

AVRUPA VE BATI MİTİ. Bir Tarihin İnşası, Georges Corm, çev. Melike Işık Durmaz, İletişim Yayınları, 364 s., 23,80 TL

Sıradan bir coğrafi kavram olan Batı, zamanla tüm dünya görüşlerini etkileyen bir güce nasıl dönüştü? Yunan ve Roma dönemlerinden itibaren tek bir bütün halinde yaşanmış gibi gösterilen Avrupa tarihi aslında kaç farklı koldan ilerledi?

Avrupa, Ortaçağ’dan itibaren diğer uygarlıklarla kurulan yoğun ilişkiler sayesinde bilimsel devrimi, Aydınlanma’yı ve Endüstri Devrimi’ni yaşarken, bugünkü iktidarına doğru adım atmaya başlamıştı. Yaşanan değişimlere karşı Almanya’dan gelen Aydınlanma karşıtı romantik tepki Rusya’ya sıçrayarak kültürel ve politik gerilimler yarattı. Din, 19. yüzyılın ateşli tartışmalarının da merkezindeydi. Tüm ideolojileri etkisi altına alan antisemitizm, kültürel ve toplumsal marazların ortaya dökülmesine ve neticede Yahudilerin Nazilerce katline yol açacaktı…

Bu olgular ağını ele alan Georges Corm, Avrupa’nın bu karanlık yüzden ibaret olmadığını da hatırlatıyor: Yaşlı kıtanın tarihinde, sanatın, özellikle müziğin ulaştığı nokta; insana ilişkin her gerçeğe duyulan sonsuz merak; gerçekleştirilememiş olsa da, daima düşlenen evrensel ahlak gibi pek çok değer de yer alıyor.

“Batılılar”a yönelik önyargıların dayanaklarını araştıran bu kitap, Avrupa’nın tarihine ilişkin şu temel soruyu soruyor: Mozart’tan Hitler’e uzanan yolda neler oldu? Tarihi yeniden okurken bugün dünyayı sarsan çatışmaları daha açık biçimde görebilmemizi sağlayan bu ilginç araştırma, Avrupa tarihinin saklanan yönlerini sergilerken eksik bırakılan bağlantıları işaret ediyor, “kurgulanmış” olanların ise “büyüsünü bozuyor”.

SOSYOLOJİK DÜŞÜNCE SÖZLÜĞÜ, M. Borlandi-R. Boudon-M.  Cherkaui-B.  Valade, çev. Bülent Arıbaş, İletişim Yayınları, 941 s., 65 TL

Dünyanın değişik bölgeleri ve dönemlerine ait toplumsal olguların benzerlik ve farklılıklarını toplumsal kavramının tanımını ve sosyolojik düşüncenin genel bir resmini sunmak üzere hazırlanan Sosyolojik Düşünce Sözlüğü, 220’den fazla araştırmacı ve akademisyenin birlikte ortaya çıkardıkları bir eser. Toplumsal hayata ilişkin temel kavramların çeşitliliğini ve toplumsal yapının kesintisiz yenilenişini yansıtmayı amaçlayan bu çalışma, sosyolojik düşünce içinde yer alan her tür kavramı, kuramı, araştırma yöntemini, dönemi, akımı ve sosyolojik düşüncenin oluşumuna katkıda bulunmuş belli başlı isimleri bir araya getiriyor.

Sosyolojinin antropoloji, demografi, iktisat, istatistik, siyaset bilimi, felsefe ya da psikoloji gibi başka disiplinlerle ilişkilerini de ayrıntılı biçimde ele alan bu sözlük, sosyolojik düşünceyi bir kuramsal yaklaşımlar listesine indirgemekten özellikle kaçınıyor. Sosyolojik düşüncenin tarihine odaklanan yönüyle ise disiplinin doğduğu günden itibaren gerçekleşen sayısız bölünmeyi, sosyolojik kuramların ve alt-alanların birbiriyle çelişen ve kıyasıya çatışan tezlerini kapsamlı biçimde sergiliyor.

GORMİK GÜMBÜR 1: KÜÇÜK CANAVAR, Guy Bass, çev. Mercan Yurdakuler Engin, İletişim Yayınları, 80 s., 8,90 TL

CANAVAR OLMAK SANILDIĞI KADAR KOLAY BİR İŞ DEĞİLDİR!

Gormik Gümbür küçük, mavi ve tüylü mü tüylüydü. Bir tanecik köpekdişiyle herkesi etkilese de, kükremesiyle hiç kimseleri korkutamıyordu… Gormik dünyanın en korkunç canavarı  olacak kadar yürekliydi, bundan hiç şüphesi yoktu. Ne var ki annesi ile babası, daha küçük olduğunu söyleyip onun evden çıkmasına izin vermiyorlardı. Oysa o, dünyayı bir an önce keşfetmek için can atıyordu…

GORMİK GÜMBÜR 2: HAYLAZ CANAVAR, Guy Bass, çev. Mercan Yurdakuler Engin, İletişim Yayınları, 93 s., 8,90 TL

CANAVAR OLMAK SANILDIĞI KADAR KOLAY BİR İŞ DEĞİLDİR!

Gormik herkesin kendisine hâlâ korkunç bir canavar olamadığını söylemesinden bıkmıştı. Kimse ona bir şans tanımak istemiyordu! Evin etrafını kasıp kavuran gizemli yaratık, Gormik’in
beklediği fırsat olabilir miydi? Ancak bir kaybolup bir ortaya çıkan bu tuhaf yaratığı alt etmek için Gormik’in korkunç olması bile yeterli olmayacaktı…

YOLGEÇEN HANI, Pınar Selek, İletişim Yayınları, 399 s., 22,50 TL

Bir kaçışın hikâyesi ve 12 Eylül’ün ardından gelen şarkılar… Kimliklerinin peşine düşmüş dört genç: Devrime olan inancını asla yitirmeyen ve bu uğurda sevdiklerini terk etmeyi göze alan Elif, hayatının anlamı müziği Fransa’da keşfeden Hasan, küçük bir mahallede masallarla kurduğu dünyasından ve annesiyle yaşadığı evden uzaklaşıp hayata tutunmaya çalışan Sema ve ailesine bakmak için ustası Artin’den zanaat öğrenen Salih…

Bambaşka düşleri, hayatları ve dertleri olan bu dört genci buluşturan ve kaderlerinin kesişeceği bir mahalle: Dostluğu, yoldaşlığı ve sırlarını paylaşacakları Güngör abla ve Kemal; dansı ve özgürlüğü düşleyen Gülistan; kızı Elif’in gidişinin acısını unutmaya çalışan Eczacı Cemal; bir genelevden gelip mahalleye sığınan Hande; geçmişin acılarını ve kayıplarını yaşayıp yine de İstanbul’unu terk edemeyen Madam Zabel… Mihalis, Gülcan, Ohannes, Nahide, Rafi ve diğerleri… Hepimizin hayatından izler taşıyan, tanıdık olduğu kadar çarpıcı karakterler…

Yolgeçen Hanı, Pınar Selek’in darbe sonrası yılların acılarını, tüm renk ve sesleriyle hayatın ve insanların canlılığına sarmalayarak anlatmayı başardığı; gücünü, samimiyetinden ve doğallığından alan ilk romanı.

GAZZE FİLOSU, Uluslararası Dayanışma ve Devlet Korsanlığı, Thomas Sommer-Houdeville, çev. Can Belge, İletişim Yayınları, 152 s., 14,00 TL

İsrail’in Gazze ambargosunun ve Filistinlilere yaptığı zulmün haberleri, medyanın ilgisizliğine rağmen dünyaya yayıldıkça, orada yaşananlara karşı dünya kamuoyunda belirgin bir tepki oluşmaya başladı. Her milletten binlerce insan önce yapılanları sözle kınadı, eleştirdi. Ardından insani yardım kafileleriyle, filolarıyla ambargonun kırılması mücadelesi başladı.

Gazzelilere insani yardım götürmek için bir gemi filosu kurmak… Daha önce birkaç kez denenen bu girişim, İsrail’in Gazze’ye saldırması ve ambargoyu ağırlaştırması sonrasında yeniden gündeme geldi. Yunanlılar, İsveçliler, İrlandalılar, İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar ve Türkler ortak bir çalışma içerisinde halkları seferber ettiler, yardım topladılar, gemilerin hazırlanmasını başardılar. Mavi Marmara da bu gemilerden biriydi. Her aşamasında başka belalarla uğraşan bu ekip, sonunda gemileri yola çıkarmayı başardı. Amaç sivil gemilerle, Gazze’ye insani yardım götürmekten ibaretti. İsrail’in bu harekâtı engellemeye çalışacağı tahmin ediliyordu, ama bunu herkese açık uluslararası sularda, üstelik silah zoruyla yapması beklenmiyordu. 31 Mayıs 2010’da, İsrailli komandoların saldırısına uğrayan Mavi Marmara’da 9 silahsız Türk öldürüldü. Yapılan devlet korsanlığıydı…

Fransız araştırmacı Thomas Sommer-Houdeville, bu organizasyonun başından sonuna kadar içinde olan biri. Bu kitapta, organizasyonun ilk hazırlıklarından saldırıya, tutukluluk döneminden sınırdışı edilme sürecine kadar bütün olayları bir hikâye akıcılığında anlatıyor.

PARÇALANMIŞ ADALET: Türkiye’de Özel Ceza Yargısı, der. Haluk İnanıcı, İletişim Yayınları, 279 s., 18,50 TL

Parçalanmış Adalet, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin devamı gibi kurulan ve işleyen “özel yetkili ağır ceza-özel soruşturma” modelini ele alıyor, bu soruşturma ve yargılama yönteminin “adil yargılama” açısından oluşturduğu tehdidin çeşitli boyutlarına dikkat çekmeyi amaçlıyor: Göz ardı edilen sanık ve müdafi hakları, kanuna aykırı şekilde yapılan uygulamalar, “terör suçlusu” olarak değerlendirilen çocukların yargılanmaları, askerî yargının doğurduğu sorunlar, gizli tanık uygulaması, bilgisayarlarda yapılan aramalar, son çare olarak başvurulması gereken “tutuklama” kararının kural haline gelmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları…

Ceza ve ceza yargılaması hukuku, “iktidar” olgusuyla çok yakından ilgili bir kavram. Ceza hukukunun her alanı aynı zamanda bir iktidar alanı. Bu açıdan bir ülkenin hukuku, mevcut kanunları ve uygulamalarıyla, yönetilenlerle yönetenler arasındaki “iktidar savaşı”nın kurallarının konulduğu bir alan. Türkiye’de de durum farklı değil: Otoriter zihniyet ve ona karşı verilen demokratik mücadele tarihi, bir politik süreç olarak analiz edilebileceği gibi, “insan hakları”nın ülkemizdeki seyri olarak da okunabilir.Parçalanmış Adalet’te, bu çerçeve içinde Türkiye’de özel ceza yargısının kişi hak ve özgürlüklerini ihlal/tehdit eden nitelikleri deneyimli hukukçular tarafından değerlendiriliyor.

Seda Akço Bilen, Ergin Cinmen, Turgay Demirci, Erdal Doğan, Fikret İlkiz, Haluk İnanıcı, Ercan Kanar ve Ümit Kardaş’ın yazılarıyla…


ÇÖZÜM: KÜLTÜR TURİZMİ, Faruk Pekin, İletişim Yayınları, 348 s., 22,50 TL

Turizm, özellikle son elli yıldır Türkiye ekonomisinin önemli girdilerinden birisi olarak değerlendiriliyor. Doğal ve tarihî güzellikleriyle Türkiye’nin turizmde dünyanın önde gelen ülkeleri içinde olduğu söylenip duruyor. Peki turizm istatistikleri gerçekleri yansıtıyor mu? Türkiye’ye gelen turist sayısı, turistlerin yaptıkları harcamalar neyi ifade ediyor? Turizm işletmecilerinin “Tesislerimiz dolu, ancak para kazanamıyoruz” sözlerinin arkasında yatanlar neler? “Güneş-deniz-kum” turizmi gerçekten Türkiye turizminin esas alması gereken model mi?

Kültür turizminin duayen isimlerinden Faruk Pekin, Çözüm: Kültür Turizmi’nde Türkiye’nin onyıllardır ihmal ettiği kültür turizmi alanını kapsamlı bir çerçevede ele alıyor. Kültür turizminin, Türkiye açısından turizm alanında yaratacağı üstünlüğü vurgulayarak, turizmde gerçek bir başarı getirecek modelin neden kültür turizminde olduğunu uygulamadan örnekler vererek anlatıyor, kültür politikalarıyla turizmi ilişkilendiriyor. Turizmin ekonomi alanı dışındaki toplumsal, kültürel, çevresel yönlerine dikkat çeken Pekin, tüm dünyada yükselen bir değer olan kültür turizminin bir ülkenin çehresini değiştirebilecek yönlerini ortaya koyuyor.

Masa başından değil, sahadan yazılmış; ilgili mevzuatla desteklenmiş; alanında referans niteliği taşıyan bir çalışma.

BELİYAT-I MUDHİKE ve KARI KOCA MASALI, Ahmet Mithat, haz. Nüket Esen, İletişim Yayınları, 230 s., 18,00 TL

Ahmet Mithat’ın, 19. yüzyıl Osmanlı dünyasında yazmaya ve edebiyata verdiği önem ve harcadığı emek, hayranlık uyandıracak kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Ahmet Mithat, pek çok edebiyat eleştirmeni ve tarihçisi tarafından yeterince önemsenmemiş olsa da, eserlerinde kullandığı deneysel anlatım tarzları, gerçek bir edebiyatçı olarak yazdığı metinler üzerine düşündüğünü ve çalıştığını gösteriyor. Bu bakımdan anlatım olanaklarını araştırmış, anlatımın sınırlarını zorlamış olan Ahmet Mithat’ın eserlerine, bu anlamda Osmanlı edebiyatını anlayabilmek için de dönüp tekrar tekrar bakmak gerekiyor.

Ahmet Mithat’ın, elinizdeki kitapta bir araya gelen eserlerinden Beliyat-ı Mudhike (Gülünç Belalar), kara mizah denemelerinden oluşuyor. Karı Koca Masalı ise, hem keyifli hem de yazarın kurmacayla oynadığı önemli bir metin. Nüket Esen’in titiz çalışmasının sonucu ortaya çıkmış, Ahmet Mithat’ın şaşırtıcı eser çeşitliliğini gözler önüne seren Ahmet Mithat Kaynakçası’nı da yine bu kitapta bulabilirsiniz.

Çocuklar İçin KEDİ BAKIMI, Katherine Starke, çev. Berna Biçen, İletişim Yayınları, 38 s., 11,50 TL

Kedinizin sağlığını nasıl korursunuz? Kedinizin dilinden nasıl anlarsınız? İki kedi birbirini nasıl selamlar? Kediler mutlu veya öfkeli olduklarını nasıl anlatırlar? Bu kitap, bir kediye nasıl bakılacağını öğrenmek isteyen küçük hayvanseverler için bir başvuru kaynağı. Kitapta, kediniz için yapabileceğiniz bir oyuncak ve oyun evi tarifi de bulacaksınız.

Çocuklar İçin Kedi Bakımı aynı zamanda “internet bağlantılı kitap” deneyimi de sunuyor. Konu başlıklarıyla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyen okurlar, kitabın içindeki internet bağlantıları üzerinden, kedi bakımıyla ilgili çizgi filmler izleyebilir ve eğlenceli oyunlar oynayabilirler.

Çocuklar İçin KÖPEK BAKIMI, Katherine Starke, çev. Berna Biçen, İletişim Yayınları, 38 s., 11,50 TL

Köpeğinizin sağlığını nasıl korursunuz? Köpeğinizin dilinden nasıl anlarsınız? Köpeğinize oturmayı nasıl öğretirsiniz? Köpekler neden hep bir şeyler çiğner?  İki köpek birbirini nasıl selamlar?

Bu kitap, bir köpeğe nasıl bakılacağını öğrenmek isteyen küçük hayvanseverler için bir başvuru kaynağı. Kitapta, köpek eğitimi, köpeğin temizlenmesi ve yıkanması hakkında oldukça faydalı bilgiler ve onunla oynayabileceğiniz yeni oyunlar da bulacaksınız.

Çocuklar İçin Köpek Bakımı aynı zamanda “internet bağlantılı kitap” deneyimi de sunuyor. Konu başlıklarıyla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyen okurlar, kitabın içindeki internet bağlantıları üzerinden, köpek bakımıyla ilgili çizgi filmler izleyebilir ve eğlenceli oyunlar oynayabilirler.

 

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. kötü kapaklarıyla iletişim bu ay da bizi şaşırtmadı..

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir