İletişim’den Ağustos Kitapları

TÜRKİYELİ GAYRİMÜSLİMLER, Baskın Oran, yay. haz. Ülkü Özen, İletişim Yayınları, 773 s., 36 TL

1980’li yıllardan itibaren gayrimüslimler konusuyla ilgilenmeye başlayan Baskın Oran, o zamandan günümüze kadar uzanan bu yazılar derlemesinde konuyla ilgili “devlet refleksi” denilen ve insanı/vatandaşı ezberci kalıplar içine hapseden düşünce yapısıyla hesaplaşıyor.
Oran, Fener Patrikhanesi’nin durumundan bitmek tükenmek bilmeyen “nefret söylemi”ne, Ermeni meselesinden “Sevr Paranoyası”na, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından gayrimüslim vakıflarının hukuki durumuna, Süryaniler’den Türkiye’de doğup büyüyüp vatan hasreti çeken insanlara uzanan bir yelpazedeki yazılarla gayrimüslimlere karşı ülkede var olan sorunlu algıyı gözler önüne seriyor. Konu hakkında kendi özeleştirisini yapmayı ihmal etmeden, geçirdiği düşünsel dönüşümü de ortaya koyan Oran’ın kimi zaman trajik kimi zaman eğlenceli yazıları dönemin gazete kupürleriyle, ilgili haberlerle bir “film şeridi” gibi akıyor.
Türkiye’nin bir türlü aşamadığı sorunlardan olan gayrimüslimler meselesini bütün yönleriyle ele alıp değerlendiren Baskın Oran’ın yazıları, sadece süregiden çarpıklıkları göstermekle kalmıyor, Türkiye’nin zengin bir kültürler mozaiği olması için atılması gereken adımları da ortaya koyuyor…

ZAMANIN FARKINDA, Şule Gürbüz, İletişim Yayınları, 199 s., 16 TL

“Hayatı anlayamamak kadınları anlayamadığını söyleyen adamın sözü kadar perişan bir ifade gelir bana. Be nabekâr, kadını anlayıp da ne yapacaksın, yapacağın değişecek mi? Peki hayatı ne yapacaktım? Onu anlayayım diye psikanaliz mi öğrenecektim, Jung’ları, Laing’leri okuyup şizofreni yolculuklarına mı çıkacaktım, şeyhleri ayrı, doktorları ayrı mı etekleyecektim, kendimle ilgili hem de bu dünyama ait bir söz söyleyecekler diye kulak mı kabartacaktım? Söz doğru olsa zaten kaçardım, yalan olsa bayılır tekrarını duyayım diye yapışırdım da bunun neye faydası olurdu? Zavallı Reich gibi dolaplar yapıp içine mi girseydim, o pos bıyıklı filozof gibi coşkunluk seline mi kapılsaydım, ikinci benlik, birinci benlik öndeki, arkadaki, birincinin sesi, ikincinin ayak sesi diye huzursuzluk ve yetersizlikten tuhaf ama kibirli bir dünya mı inşa etseydim, kibrimin nedenini anlatacağım diye canım mı çıksaydı, birinin ruhu az öteye kıpırdayabilsin diye elli sene gırnata mı çalsaydım, zaten öbür dünyada göreceğim cini, mekiri, meleği göreceğim diye gece üçlerde kalkıp namaza mı dursaydım, avizeler sallanıyor, başım secdeden bir saatten evvel doğrulamıyor diye sonra kime anlatsaydım, arabayla on iki saatlik yolu kendimden geçerek iki saatte almış olsam bile varacağım yere on saat evvelden gelip de ne yapsaydım?”

MARTIN CHUZZLEWIT, Charles Dickens, çev. Murat Belge, İletişim Yayınları, 866 s., 31 TL

İngiliz edebiyatının Oliver Twist ve David Copperfield gibi kültleşmiş kahramanlarının yaratıcısı Charles Dickens, Martin Chuzzlewit büyük bir aile içinde mirastan pay kapmak uğruna dönen entrikaları anlatırken gerilimi tırmandırarak heyecanlı bir roman sunuyor okurlarına. Çıkar çatışmaları sonucu insan ilişkilerinin ne kadar çirkinleştiğini, aile içi gerilimlerin ne boyutlara ulaştığını gördüğümüz Martin Chuzzlewit’te. Amerika seyahatinin yer aldığı bölümlerdeyse yazar, Amerikan yaşam tarzını, geleneklerini ve siyasi düşüncesini nükteli bir üslupla eleştiriyor.
İngiliz edebiyatının bu önemli eserini Murat Belge’nin çevirisi ve G.K. Chesterton’ın dönemi ve eseri inceleyen sonsözüyle sunuyoruz.

“İnsanlar neşelenmek istediklerinde ve tutkunun acınası çekişmelerinden yorularak en silik şeylerde bile şiirin gizemli müziğini aradıklarında, Dickens hep unutulduğu yerden çıkıp gelecektir.”
STEFAN ZWEIG

“Dün Dickens’tan aşağı yukarı yüz sayfa okudum… Ne kadar doğrudan, renkli. Daha çok tekdüze, ama nasıl da zengin ve yaratıcı. Ancak yüce bir yaratıcılık değil bu. Ne varsa orta yerde. ”
VIRGINIA WOOLF

YORGO HACIDİMİTRİADİS’İN AŞKALE GÜNLÜĞÜ (1943), yay. haz. Ayhan Aktar, İletişim Yayınları, 325 s., 22,50 TL

Un tüccarı Yorgo Hacıdimitriadis, İkinci Dünya Savaşı yıllarında uygulanmış Varlık Vergisi’nin kurbanlarından birisidir. Varlık Vergisi borcunu ödeyemediği için 22 Mart 1943 tarihinde Haydarpaşa’dan trenle Aşkale-Erzurum’daki çalışma kampına yollanmıştır. Erzurum’da kaldığı süre boyunca günlük tutan Hacıdimitriadis’in izlenimleri, Varlık Vergisi’nin bugüne kadar çok az bilinen “çalışma kampları” boyutunu gün yüzüne çıkartmaktadır. Yorgo Hacıdimitriadis, o renkli Türkçesi ile Erzurum’daki ilk gününü şöyle anlatır:

“4 Nisan: Pazar olmak münasebeti ile bazı arkadaşlar hamama gittiler. O meyanda [sırada] emir geldi saat birde iş başına hazır olmamız için ve saat birde ikişer kişilik kafile halinde guruba gittik… Pazar olduğundan Erzurum halkı bizi seyre gelmiş ve çokları gülümser ve hakaretli sözlerle alay ediyorlardı. Gurup binasında kazma, kürek ve el arabaları verdiler ve bina yolundaki kar ve sair pislikleri temizlememizi emrettiler. Saat 17.30’a kadar çalışdık. Bina etrafında seyirciler eksik değildi. Çalıştığımız yer arka sokak, geçitle-temizlikle alakası olmayan tam manası ile mezberelik bir mahal [yer] idi. Öyle ki, havanın çok soğuk olmasına rağmen, kazmanın altından teafunlar [pis kokular] hissediliyor idi.”

Ayhan Aktar, kitaba Varlık Vergisi uygulamasını yeniden ele aldığı uzun bir yazıyla, dönemin İstanbul Defterdarı Faik Ökte hakkında bir biyografik araştırmayla ve İstanbul’un ticaret hayatında gayrimüslimlerin konumuna ilişkin iki yeni çalışmayla da katkıda bulunuyor. Bunlara ilaveten, kitapta gazeteci Feridun Kandemir’in Aşkale izlenimlerinden seçmeler bulunuyor. Ayrıca, Aşkale-Erzurum, Eskişehir-Sivrihisar kamplarına yollanan gayrimüslimlerin isim listeleri ilk kez yayımlanıyor.
Yakın tarihimizin karanlık bir dönemini anlamak için önemli bir kitap…

KIZIL FEMİNİSTLER, Emel Akal, İletişim Yayınları, 315 s., 21,50 TL

Birleşmiş Milletler 1975 yılını Dünya Kadın Yılı ilan etti. Aynı yılın Haziran ayında İstanbul’da Çeliktepe’de bir gecekonduda İlerici Kadınlar Derneği isminde bir dernek faaliyete geçti. Bu dernek üç yıl sonra Uzunköprü’den Van’a, Samsun’dan Adana’ya kadar şubeleri olan kitlesel bir kadın örgütüne dönüştü. Kuruluşundan beş yıl sonraki bilanço: 12.000 üye, 33 şube, 35 temsilcilik, son sayısı 35.000 basılan bir dergi: Kadınların Sesi… Bu kitap Türkiye’de 8 Mart’ları ilk kez yığınsal kutlayan, ilk kadın yürüyüşlerini düzenleyen İlerici Kadınlar Derneği İKD’nin hikayesidir.
Bu kitap Emel Akal’ın 1996 yılında ODTÜ Sosyoloji Bölümü’ne master tezi olarak sunulan Türkiye’de Kadın ve Sosyalizm: Örnek Olay İlerici Kadınlar Derneği adlı çalışmasının genişletilmiş halidir. Büyük ölçüde dernek kurucuları ve şube başkanları ile yapılan mülakatlara dayanmaktadır.

ÇİN’İN SOSYOLOJİSİ, Jean-Louis Rocca, İletişim Yayınları, 143 s., 14 TL

Çin’in Sosyolojisi günümüz Çin toplumunu genelgeçer kabullerin ötesine bakarak anlamak isteyenlere yönelik bir çalışma. Çin’in dinamiklerini çözmek için “kadim Çin” ya da “modernleşen Çin” gibi kalıplardan kurtulmak gerektiğini vurgulayan Jean-Louis Rocca, Çin kültürünün köklerinden yola çıkarak bireyselliğe, demokrasiye ve pazar ekonomisine doğru gerçekleşen evrimi inceliyor.
Kendisine özgü tarihsel arkaplanı ve özgün yapısıyla daima ilgi odağı olan Çin toplumunun gerçekliği, vahşi kapitalizmle Tanrı-devletin, bireyselcilikle kolektif kurallara itaatin, eşitsiz toplumsal tabakalaşmayla yaşam standartlarının olağanüstü yükselişinin, demokratikleşen bir toplumla “yekpare” bir siyasal sistemin yan yana gelişinde gizli. Devlet ve pazar, birey ve toplum veya gelenek ve modernlik karşılaştırmasına yönelik perspektifleri çoğaltmayı amaçlayan Rocca, Çin’in 21. yüzyılın ilk on yılı itibariyle bulunduğu noktayı etnik azınlıklara, muhalif gruplara, kurumlara, ekonomik hareketliliğe, nüfus hareketlerine ilişkin güncel bilgilerle destekleyerek çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir