İletişim Yayınları Ocak 2012 Kitapları

İKTİDAR VE DEMOKRATLAR CİLT 2, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 552 s., 32,50 TL

Türkiye’de tek-parti rejiminin sona ermesi, genellikle demokrasiye ya da çok-partili hayata geçiş dönemi olarak adlandırılır. Cemil Koçak, “Türkiye’de İki Partili Siyâsî Sistemin Kuruluş Yılları (1945-1950)” adlı kitap dizisinde, yerleşik sayılan tarihsel kabulleri  tartışmaya açıyor ve bu adlandırmayı sorguluyor. Rejimin değişmesi, fakat dönüşememesi, bu sürecin temel özelliğidir. İçinde yaşadığımız siyâsî sistem ve bu sistemin kuruluş sürecinin yol açtığı sorunlar, bu dönemin de ürünüdür. Bu kapsamlı araştırma, üzerinde hayli tartışılan dönemi, bütün boyutlarıyla ve derinlemesine yeniden ele almayı öneriyor. Bunu önerirken yalnızca dış politika gelişmelerini ya da iç siyâsî tartışmaları değil, bunların aynı anda işlediği dinamik bir analizi hesaba katıyor. Belgeler, anılar, dergiler, gazeteler, diplomatik raporlar ile araştırmalar temelindeki tartışmalarla analiz çerçevesini geniş bir ufka yerleştiriyor. Cemil Koçak, Türkiye’de Millî Şef Dönemi (1938-1945) adlı araştırmasının devamı niteliğindeki bu kitap dizisiyle, Türkiye siyâsî tarihinin tartışmalı dönemlerinden birinin en ayrıntılı ve en kapsamlı panoramasını gözler önüne seriyor.

İktidar ve Demokratlar, Demokrat Parti’nin kuruluşunun ardından iktidar ve muhalefet ilişkilerini ele alıyor. Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi karşılaştırması, DP üyelerinin muhalif geçmişleri, tek-parti iktidarının muhalifler üzerindeki denetim çabaları ve muhalefete siyasi alanda iktidarın biçtiği rol bu ciltte tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriliyor. Amerika ve Sovyetlerle ilişkiler, soğuk savaş döneminin politik silahları ve diplomasinin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisi de tartışmanın çerçevesini çiziyor.

MUSTAFA KEMAL, İTTİHAT TERAKKİ VE BOLŞEVİZM, Emel Akal, İletişim Yayınları, 439 s., 25,50 TL

Henüz memlekette İttihat Terakki Teşkilatından maada kökleşmiş bir taazzuv [şekillenme, örgütlenme] tamamlanmamıştı, Müdafaa-i Hukuklar İttihatçılar vasıtasile istenilen istikamete çekilebilirdi.”

Kâzım Karabekir

Emel Akal, Milli Mücadele’nin “sevk ve idaresi”ni gerçekleştiren kadroları ele aldığı bu araştırmasında, sürecin büyük ölçüde İttihatçıların örgütlenmesine dayandığını ortaya koyuyor. Bu örgütlenmenin de büyük ölçüde İttihatçıların ‘komitacı’ tecrübesinden yararlanarak, yukarıdan aşağıya gerçekleştirildiğini gösteriyor.

“Bu örgütlenmelerin üstünde, hatta dışında bir siyasi aktör olan” Mustafa Kemal, “nasıl ve hangi koşullarda bu mücadelenin liderliğine yükseldi?” Kitabın temel sorusu, bu. Akal, Mustafa Kemal’in İttihatçı güç odaklarıyla mücadele içinde liderliğini kurma sürecini ayrıntılı biçimde ele alıyor.

Bolşevizmle flört, kitabın bir başka ağırlık merkezi. Milli Mücadele yönetiminin ve İttihatçıların Bolşevik harekete duydukları sempatinin kâh pragmatik kâh ideolojik boyutlarını görüyoruz. Dönemin Anadolu’sundaki İslami renge boyanmış Bolşevik propagandası, bu olgunun ilginç bir cephesidir.

Milli Mücadele’nin/Kurtuluş Savaşı’nın önderlik yapısı ve politik sosyolojisi üzerine titiz ve iddialı bir inceleme.

İncirlik Üssü, Selin M. Bölme, İletişim Yayınları, 430 s., 25,00 TL 

İkinci Dünya Savaşı bittiğinde Amerika, hemen tüm dünyada sempatiyle anılıyor; iyiliksever, koruyucu ve kurtarıcı bir imgeyle hatırlanıyordu. Farklı bölge ve ülkelerde, Amerikan askerî üsleri hızla kurulup yaygınlaştı. Amerika, büyük tehlike Sovyetler’e karşı küçük kardeşlerinin yanındaydı. Soğuk Savaş’la birlikte başkalaşan global siyaset dengesi, bu imgeyi aşamalı olarak değiştirdi. Denizaşırı Amerikan üslerinin çoğalması, altmışlı yıllardan itibaren yerel ve milliyetçi tepkiler yaratır oldu. Üslerin başlangıçta belli noktalardaki askerî kuvvetlere lojistik destek vermekten ve kuvvetlerin yeni bölgelere erişiminde yardımcı olmaktan başka bir rolleri olmadığı iddia ediliyordu. Sonraları aynı üslerin, özellikle anlaşmazlık hallerinde ve siyasi tansiyon yükseldiğinde ev sahibi hükümetlere yönelik baskı araçlarına dönüştüğü anlaşıldı. Amerikan üsleri siyasi tartışmaların merkezine taşındı, sol ve milliyetçi politikaların hedeflerine dönüştü. Vakti zamanında Demirel, “Türkiye’de üs yok, tesis var,” açıklamasını yaparken, tam da böylesi bir noktada konuşuyor, kendini savunmak zorunda kalıyordu.

İncirlik Üssü, Türkiye’deki Amerikan karşıtlığının, dış politika tartışmalarının kritik bir veçhesi olmuş ve açıkça ülkedeki Amerikan varlığıyla özdeşleşmiştir. Selin M. Bölme, İncirlik Üssü’nü anlatırken, değişen siyasi dönemleri, Türkiye tarihini ve İkinci  Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin inşa ettiği hegemonyayı irdeliyor. Titiz, sabırlı, mesafeli bir tutumla yanı başımızdaki Amerika’yı, Türk-Amerikan ilişkilerini tartışıyor. İddialı, iddiasının hakkını veren değerli bir çalışma.

MODERN DÜNYANIN YARATILMASI / FELSEFE TARİHİ / CİLT 2, A. Baudart, C. Cals,F. Chenet, A. Cheng, F. Farago, D. Kambouchner, A. De Libera, F.Ribes, J. Russ, Çev. İsmail Yerguz, İletişim Yayınları, 389 s., 24,00 TL 

Felsefe Tarihi serisi, Modern Dünyanın Yaratılması’yla devam ediyor. Ortaçağ’ın felsefi akımlarından yola çıkan bu cilt, Rönesans’la oluşan yeni dünya imajına, modernitenin yaratıcı düşüncelerine ve bugün genellikle “Klasik Çağ” olarak nitelenen
döneme kadar uzanıyor. Jacqueline Russ yönetimindeki ekip, Batı’da dinin düşünce dünyası üzerindeki etkisinin yerini bilimsel ve felsefi bir devrime bıraktığı siyaset felsefesinin filizlendiği Rönesans’la birlikte modern düşünceye uzanan yolun en önemli duraklarını tanıtıyor.

“Modern dünyanın yaratılması”na sahne olan bu uzun dönemde, Doğu’dan Batı’ya tüm düşünce sistemleri, birbirleriyle ilişki içinde ele alınıyor. Plotinus, Nikolaus von Kues, Albertus Magnus, Roger Bacon, Machiavelli, Montaigne, Descartes, Spinoza, Malebranche, Leibniz, Pascal, Hobbes, Locke gibi bu döneme damga vuran filozoflarla Hıristiyan, Yahudi, İslam, Hint ve Çin düşüncelerinden farklı akımlar ve isimler bir arada inceleniyor.

Farklı alanlardan pek çok uzmanın imzasını taşıyan, yalnızca felsefe değil, edebiyat, tarih ve siyaset bilimi alanlarına da
hitap eden bir kaynak eser.

ÇUKURLAR, Louis Sachar, Çev. Tuğba Nur Yıldırım, İletişim Yayınları, 222 s.,    10,00 TL

“Yeşil Göl Kampı’nda göl yoktur. Eskiden burada çok büyük bir göl varmış: Teksas’ın en büyük gölüymüş. Ama bu yüzlerce yıl önceymiş.  Şimdi ise sadece kuru, yavan bir arazi var.”

Stanley Yelnats büyük bir lanetin etkisi altındaydı. Büyük büyük büyükbabası yıllar önce bir Çingene’den domuz çaldığı için lanetlenmişti ve bu lanet nesillerdir Yelnatsların yakasını bırakmıyordu… Bu yüzden Stanley, yine yanlış zamanda yanlış bir yerde bulunmuştu ve işlemediği bir suç için hüküm giymişti. Yargıç, “Ya hapse girersin ya da Yeşil Göl Kampı’na gidersin,” dediğinde hiç düşünmedi… Tabii ki kampa gidecekti, zaten ne zamandır yaz tatilinde kampa gitmek için can atmıyor muydu? Ne var ki erkek çocuklarının “karakterlerini geliştirmeleri” için gönderildiği Yeşil Göl Kampı hiç beklediği gibi bir yer değildi… Görevli eline bir kürek tutuşturmuştu. Stanley’nin de tıpkı diğer çocuklar gibi, uçsuz bucaksız bu çölde, her gün bir buçuk metre derinliğinde ve genişliğinde bir çukur kazması gerekiyordu. Peki kurumuş bir gölün altında gömülü ne olabilirdi ki? Stanley çukur kazdıkça, bu suç ve ceza hikâyesindeki gerçeği ortaya çıkaracaktı.

Filme uyarlanan, yayımlandığı pek çok ülkede çok sayıda ödül alan Çukurlar, şimdiden çocuk klasikleri arasındaki yerini aldı.

İSLÂM UYGARLIKLARI TARİHİ CİLT 2, Corcî Zeydân, Çev. Nejdet Gök, İletişim Yayınları, 848 s.,    43,00 TL

Lübnanlı Ortodoks bir aileden gelen Corcî Zeydân 19. yüzyılın en önemli İslâm tarihi, dil ve kültürü araştırmacılarından biriydi. İngilizce, Latince, Fransızca, Almanca, İbranice ve Süryanice bilen Zeydân, tarihin yanı sıra Arap dili ve edebiyatı konusunda da birçok eser verdi. İslâm tarihinin, ağırlıklı olarak da Osmanlı öncesi dönemin ele alındığı bu ünlü eserinde Corcî Zeydân, İslâm uygarlığı ve Arap halkları konusunda hayli zengin bir kaynak sunuyor. Günümüzde klasik bir İslâm uygarlığı tarihi olarak kabul edilen bu kitap, Batı dillerinin yanında, Farsça ve Urducaya da çevrildi. Orjinali beş cilt olan, Türkçesini iki cilt halinde yayımladığımız İslâm Uygarlıkları Tarihi, Oxford Üniversitesi’nden Türkiye’deki ilahiyat fakültelerine kadar, birçok üniversitede bir asra yakın süredir ders kitabı olarak okutulmaktadır.

Konya Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Doç. Dr. Nejdet Gök’ün günümüz Türkçesine çevirdiği ve dipnotlarla yayına hazırladığı bu eşsiz eser önemli bir başvuru kaynağı.

“Dr. Nejdet Gök tarafından dipnotlar ve bir girişle zenginleştirilerek dilimize kazandırılan bu önemli kitaba Türk okurlarının büyük ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Özellikle Arap dünyasında standart bir kitap olarak kabul edilen bu klasik eserin yayımı, önemli bir kültür hizmeti olmanın yanında, Türk bilim çevresinde büyük bir boşluğu dolduracak, İslâm tarihi ve uygarlığı ile ilgili çalışmalara da bir zenginlik kazandıracaktır.”

Prof. Dr. Halil İnalcık

Benim Bütün Ördeklerim, Hemû Werdekokên Wî, Türkçe-Kürtçe, Christian Duda, Çev. Türkçe’ye çeviren. Bahar Siber, Kürtçe’ye çeviren. Helim Yûsiv, İletişim Yayınları, 56 sayfa, 13,00 TL 

Aslında tilki Konrad’ın niyeti anne ördeği yakalamaktı ve az kalsın bunu başarıyordu da. Ama anne ördek, tilkinin geldiğini duyunca yumurtasını geride bırakıp kaçmak zorunda kalmıştı. Konrad yumurtayı dikkatle eve kadar taşıdı. Karnı çok açtı ve yumurtayı sahanda pişirip bir güzel yiyecekti. Ama eve vardığında, önce yumurtanın kabuğu çatladı sonra içinden bir civciv çıktı… Dostluk, şefkat ve fedakârlık üzerine samimi ve sıcak bir hikâye.

Ji eslê xwe rovî Konrad dixwest werdeka dê bigire û hinek mabû ku serbikefta. Belê gava werdeka dê bihîstibû ku rovî tê, hêka xwe li cih hiştibû û revya bû. Konrad hêk, gelek bi îhtîmam heta malê bir. Zikê wî gelek birçî bû; dixwest hêkê bike hêkerûn û bi îşteheke mezin bixwe. Belê gava geheşt malê qalikê hêkê qelişî û çûçikek jê derket…

Çîrokek samîmî û germ li ser dostînî û rehm û fedakariyê.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir