İletişim Yayınları Ekim 2011 Kitapları

BEN TEK SİZ HEPİNİZ, Hakan Bıçakcı, İletişim Yayınları, 162 s., 13,50 TL

Beni beklerken, her zaman olduğundan daha güzel, daha savunmasız, daha cazip, daha derindi. Kendi eksikliğimi onun anlamlı yüzünden okumak…

Ya gelmezsem kaygısıyla gerilen hatları, büyüleyici bir tereddütle etrafına bakınması, milyarlarca insanın yaşadığı koskoca dünyada sadece beni bekliyor olması… İşte bu baş döndürücü görüntü karşısında huzur içinde ölebilirdim. İnsanın aşık olduğu kişinin kendisini bekleyişini izlemesi harika bir şey. Biliyorum, bu pek rastlanacak bir manzara değil. Çünkü o seni beklerken,

sen orada olmazsın. Orada olduğundaysa, artık seni beklemiyordur.

Cenaze evleri, egzoz kokusu, ucuz filmler, bağıran televizyonlar, kanepeler, uğultulu fotoğraflar, şehrin ağrıyan mafsalları, radyonun dalga boyunda sıkıntı, yağmurluklu adamlar, yılın en kötü gününün en berbat saatinde yaşanan hortlak beyazlığında tesadüfler, gazete ilanları, hırlayan köpekler, tribün çocukları, Hakan Bıçakcı apartmanları, paranormal domatesler, flaşlar ve evet Ninjalar… Tekmili birden…

Hakan Bıçakcı tedirginliği, saplantıyı ve tatminsizliği ustaca anlatıyor. Romanlarındaki tekinsizliği bu defa hikâyeleriyle sürdürüyor.

Hakan Bıçakcı’dan tuhaf hikâyeler… Ürkek ve kasvetli zaman prelüdü…

OSMANLI ve BALKANLAR, Fikret Adanır & Suraiya Faroqhi, çev. Beril Sönmez, İletişim Yayınları, 496 s., 28 TL

Fikret Adanır ve Suraiya Faroqhi’nin derlediği Osmanlı ve Balkanlar kitabı kendi alanlarında uzman on ayrı tarihçinin incelemelerinden oluşuyor. Her bir makale, farklı dillere dayalı arşivlere ve tarih yazımına bakarak Osmanlı tarihini ve Balkanlar’ın geçmişini irdeliyor. Tarih yazımı sorunsalı kadar, klişeler, süregelen ve tartışılmayan olguları yeniden düşünmeye sevk eden zihin açıcı yorumlar bunlar. Hepsinin ortak noktasını, milliyetçi ve tahrif edilmiş bir kronolojik tarihçiliğe karşı verilen bir mücadele belirliyor. Geçmişi yüceltmekten kaçınan, nostaljik değerlendirmelere kapılmayan ve bir altın çağ yaratmaya çalışmayan bir üslup birliğinden de söz edilebilir. Balkanların bitimsiz bir çatışma ekseninde değil aksine oldukça yakın tarihlerde ortaya çıkan çeşitli siyasi, dini ve ekonomik olumsallıklar tarafından şekillendirildiğini düşünüyorlar.

Christoph K. Neumann, Klaus-Peter Matschke, Büşra Ersanlı, Herkül Milas, Johann Strauus, Antonina Zhelyazkova, Fikret Adanır, Géza Dávid, Pál Fodor, Suraiya Faroqhi’nin katkılarıyla…

Osmanlı ve Balkanlar, merkezileştirme, meşruiyet, iktidar paylaşımı, kimlik ve milliyetçiliğin biçimlenişine ağırlık veren araştırma bağlamıyla güçlü bir başvuru kitabı.

PİYASANIN İDARESİ, Ümit Sönmez, İletişim Yayınları, 247 s., 18,50 TL

 “Yanlış mı yaptık bilmiyorum. Ama Türkiye’de, çok fazla özerk kuruluş kuruldu. Devlet içinde; fakat devletten daha yetkili bazı kuruluşlar kuruldu. Onlara söz geçiremiyoruz… devletin etkinliğini yeniden demokratik kurallar içinde işler hale getirmemiz gerektiği düşüncesindeyim.”

Bülent Ecevit, 2001

Neoliberalizmin “küçük devlet güçlü piyasa” ülküsünü devlet eliyle gerçekleştiren kurumlar hakkında bir kitap… Kuruluşları 1980’lerin başına uzanan Sermaye Piyasası Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Rekabet Kurumu… ve 1999-2002 arasında kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Şeker Kurumu, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, Kamu İhale Kurumu… Bu kurumlar, Türkiye’de hem devletin/idarenin hem piyasanın üst organları konumundalar.

Ümit Sönmez, bu kurumlar üzerinden, neoliberalizmin devlet-piyasa ilişkisine dair tasarımını analiz ediyor. Bu tasarıma ilişkin kuramsal modelleri tartışırken, neoliberal ‘çağın’ sihirli kavramı olan yönetişim hakkında sağlam bir çerçeve sunuyor.

Bu kuramsal çerçeve içinde, bağımsız düzenleyici kurumların somut işleyişinin ayrıntılı bir tasviri ve eleştirel değerlendirmesi ihmal edilmiyor kitapta.

MEKTEPLİLER, MÜNEVVERLER, MERAKLILAR, Sevecen Tunç, İletişim Yayınları, 221 s., 16 TL

“Trabzon şehri spor ibtilası geçiriyor. İstanbul’da dans ibtilası, Ankara’da ud, Trabzon’da futbol… Bunlar birer hastalık gibi yakaladıkları adamın yakasını bırakmıyorlar. Trabzon’da mahalle aralarında, ta Kavak Meydanı’na kadar ne kadar meydan, cami havlisi, bahçe varsa birkaç çocuk toplanmış! – Gol gol diye bağırıyor. Hele şu hafta tatilinin işsiz bir sürü halkının Kavak meydanına doğru toplanması bu ibtilayı azdırdı. Şimdi herkeste bir spor heyecanı var.”

Trabzon’un futbolla yatıp futbolla kalkan bir yer olduğunu hep biliyoruz. Bu, futbol bir popüler kültür olgusu ve bir endüstri olmazdan önce de böyleydi. Hatta Trabzonspor’dan önce de böyleydi…

Sevecen Tunç, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1960’ların sonlarına uzanan kesitte Trabzon şehrinde futbolun oynadığı rolü anlatıyor: “Münevverlerleri, mekteplileri ve meraklıları” mıknatıs gibi çeken bir modernleşme ve medenileşme vasıtası olarak futbol… İstanbul’a karşı hüviyetini kabul ettirme iddiasının ve kentin kendisini “Şark’ın merkezi” olarak konumlandırmasının bayrağı olarak futbol…

Sadece bir futbol romanı değil bir şehrin hikâyesi, bir modernleşme hikâyesi. Aile albümünden fotoğraflarla beraber!

KÖTÜLÜK ÜZERİNE BİR DENEME, Terry Eagleton, çev. Şenol Bezci, İletişim Yayınları, 143 s., 14 TL

On beş yıl önce İngiltere’nin kuzeyinde on yaşında iki çocuk, bir bebeği işkence edip öldürdü. Halk dehşetle ayağa kalktı. Oysa bu cinayeti niye özellikle korkutucu buldukları tam açık değildi. Neticede çocuklar, kimi zaman oldukça vahşice davranmaları doğal karşılanan sadece yarı ehlileşmiş yaratıklardır. Eğer Freud haklıysa, çocuklar büyüklerinden çok daha zayıf birer süper egoya ve ahlak duygusuna sahiptirler. Bu yüzden asıl şaşırtıcı olan böyle korkunç olayların daha sık yaşanmamasıdır. Belki de çocuklar sürekli birbirlerini öldürüyorlar da bunu bize çaktırmıyorlardır.

Terry Eagleton, kötülüğü tartışıyor. Geçmişi hatırlatan, ayrıntılara işaret eden, güzel mukayeseler yapan, edebi sakinliğiyle ve o iştahlı üslubuyla kötülüğün tortusuna yoğunlaşıyor. Edebiyatı izleyerek din, siyaset ve gündelik yaşama eleştirel bir dille yaklaşıyor. Önyargıları, nefreti, içine şeytan giren kötüleri, insafsız katilleri, medyayı, sebepsiz cinayetleri, 11 Eylül’ü, körlüğü, ahlakı diline doluyor.

Kötülük Üzerine Bir Deneme, kısa ve tok, ayak direyen bir vicdani çığlık…

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir