İletişim Yayınları Aralık 2010 kitapları

İletişim Yayınları birbirinden güzel kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Bundan sonra her ay yeni çıkan kitapların listesini sunacağız, aynı zamanda her zaman yaptığımız gibi okuduğumuz kitaplar üzerine aldığımız notları da yayımlayacağız.

KARANLIK ODA, Hakan Bıçakcı, İletişim Yayınları, 176 s., 14,00 TL

Geceleri uykumda kendimi mi dişliyordum yani? Böyle bir hastalık var mı?
Uyurgezerliğin bir türü mü bu? Yamyamlığın bir türü mü ya da?
Yoksa ben mi icat ettim? Cinsel fantezi kurbanı olduğumu sanan doktora söyleseydim keşke,“İyi de doktor bey, ben yalnız yaşıyorum,” diye.
Söyleyememiştim. Tutmuştum kendimi. Nedenini de gayet iyi biliyordum
aslında: Kendi kendimi bilinçsizce ısırıyor olmam, en sapkın ilişkiye girmemden çok daha rahatsız ediciydi.

Uzak, sanki hiç varolmamışçasına hatırlanmayacak uzak bir İstanbul semtinde başlıyor Karanlık Oda… Boş bir belediye otobüsü, pırpır eden floresanlar, ıssız ve alelacayip vitrinlerle giriyor söze… Suya daldırıldıkça ağırlığı artan paçavra gibi dibe giden, kendini ve unuttuklarını hatırlamaya çalışan bir fotoğrafçı çıkıyor karşımıza.
Sezgileriyle yürüyen, rutinlerle yaşayan, ürkek ve takıntılı bir adam bu…

Hakan Bıçakcı, akılcılığın maskesini çıkarttığı, her gecenin bir gündüzün içine aktığı şizoid ve polarize bir karanlığı resmediyor. İçinde ısırıkların, sararmış resimlerin, tekinsiz erkeklerin, alışveriş merkezlerinin, sanat galerilerinin, otel odalarının, markaların ve beyhude zaman usancının yaşadığı genç bir roman daha sunuyor bize…

DAĞLARIN KAYIP ANAHTARI, Cemal Taş, Türkçesi Emirali Yağan, İletişim Yayınları, 320 s., 22,00 TL

“Bu dünyada nice dert, bela varsa biz onu gördük, kardeşim. Açlık mı dersin, susuzluk mu? Kış kıyamet günleri dağlarda aç üryan dolaştık. Askerlerin içinde esir kaldık. Çocuklarımızın acısını da gördük, kardeş acısı, koca acısı, her bir derdi kederi yaşadık, kurban olayım kardeş, daha nesini sorarsın?”

Dersim’de 1938 yılında yaşananlar uzun yıllar boyunca Cumhuriyet tarihinin açılmamış “kara kutu”larından biri olarak kaldı, üzerine neredeyse sessizlik perdesi çekildi. Türkiye tarihinin bu karanlık noktası son yıllarda ortaya çıkan bilgi ve belgelerle gittikçe aydınlanıyor. Dağların Kayıp Anahtarı’yla Cemal Taş da 1938’de Dersim’de yaşananlar üzerindeki toz bulutunun iyice aralanmasına yardımcı oluyor.

Taş, Dersim’de olan bitenin yürek burkucu, göz yaşartıcı, insanın boğazını düğümleyen yanlarını bizzat olayları yaşayanlarla, dönemin önde gelen isimlerinin yanında bulunmuş kişilerle görüşerek ortaya koyuyor.
“Sözlü tarih çalışması” niteliği taşıyan Dağların Kayıp Anahtarı zengin malzemesiyle Dersim olayları ve Cumhuriyet tarihi ile ilgili yeni değerlendirmelere kapı açacak, sahici insan öykülerinden/dramlarından oluşan, sarsıcı bir kitap.

ADAMIN ABDALI KALECİ OLUR, Fatih Uraz, İletişim Yayınları, 280 s., 17,50 TL

İngiliz futbol kültüründe kalecilerin (bir de sol açıkların!) hafif deli olduğuna inanılır. “Adamın aptalı kaleci olur,” diye bir söz de var. Öyle ya, kim gönüllü yapar bu mesleği? Bir anlık bahtsızlığın ya da tümüyle çaresiz bir golün, sayısız mükemmel kurtarışla kazanılmış alkışları anında unutturuvermesini kim sineye çeker? Ama “aptal” yerine “abdal” demeliyiz galiba. Dünyadan ve benliğinden geçmiş ermiş kişilere, derviş gönüllülere dendiği gibi… Fatih Uraz, kaleciliğin kitabını yazdı!

Uraz, kılık kıyafetlerinden ruh hallerine, gurur ve sevinçlerine… bu abdalların dünyasını anlatıyor. Kendi zengin deneyiminden anıların yanı sıra, pek çok meslektaşının yaşadıklarından sahneler aktarıyor. Dünyanın ve Türkiye’nin çok sayıda ünlü kalecisini ince ince değerlendiriyor, beş penaltı atarcasına…
Kaleciliğin “sırları” nelerdir? Hangi kalecilik usulü en “doğrusu”dur, hangi kaleciler sahiden en büyüktü? Kaleyi savunan yalnız adamların teknik ve taktik ustalıklarını, her futbolseverin ilgisini çekecek bir iştah ve genişlikle anlatıyor.

Fikret Doğan’ın artistik bir plonjon kadar nefis önsözüyle…

FELAKET HENRY DÜNYALAR HÂKİMİ, Francesca Simon, çev. Bahar Siber, İletişim Yayınları, 190 s., 17,00 TL

Felaket Henry hayallerinde kral olup dünyaya hükmediyor, onun harika, parlak ve çarpıcı planları herkesi dize getiriyor… Ne de olsa o Kral Felaket Henry! Ne mi yapıyor? Aşı olmamak için Hemşire Şırınga’ya oyun oynuyor, dans gösterisini birbirine katıyor, okula gitmemek için hasta numarası yapıyor ve Noel piyesinin yıldızı olmayı başarıyor…

Hepsi renkli resimlerle bu kitapta! Kitapta ayrıca Felaket Henry’nin yıllığı ve günlüğü de yer alıyor. Kral Felaket Henry’nin dünyasını daha yakından tanımak istiyorsanız bu kitap tam size göre…

NOEL GECESİ KÂBUSU, Tim Burton, çev. Barış Pirhasan, İletişim Yayınları, 44 s., 13,50 TL
Hortlaklar Diyarı’nda yaşayan Jack İskeletington, hep aynı şeyleri yapmaktan, renksiz hayatından bıkıp usanmıştır. Hayatına heyecan katmak isteyen Jack bir günlüğüne Noel Baba’nın yerine geçmeye karar verir, ancak şehirde büyük bir kâbusa neden olur.

KİMLİĞİMİ KAYBETTİM, HÜKÜMSÜZDÜR!, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları, 199 s., 15,50 TL

Sıkı sıkı sarılırız kimliklerimize. Kimliğimizdir, bize kan davalarından savaşlara kadar davetiye çıkartan. Kimliğimizdir, bizi ırkçıların, dalkavukların, oportünistlerin hedefi yapan. Kimliğimizdir, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” dedirten.

Kimliğimizi bulmak yerine ondan kurtulmalı mı? Giderek totaliterleşen devletlere, hakkımızda depoladıkları bigilerle hayatımızın her girdi çıktısından bize bir şeyler satmaya çalışan şirketlere karşı, kimliğimizi mümkün olduğu kadar değiştirerek, gizleyerek, yalan söyleyerek korumamız şart. Özgürlük, aitliklerimizden sıyrılmamızda.
Doldurduğumuz formlardan, aşklarımızdan, yolculukta karşılaştığımız yabancılara kadar kim olduğumuzu ifşa etmekle meşgulüz. Oysa ilişkilerimiz, yaptığımız işler, kim olduğumuzdan önemli olmalı… ilişkilerimizde “Kimsin?”, “Kimlerdensin?” diye ne kadar az sorarsak, toplumca o denli kurtuluruz düzenin kalıplarından…

Ulusal, dinî, cinsel kimliklerimizin bizi esir almasına izin mi vereceğiz, yoksa tüm bunlardan sıyrılıp “dünya vatandaşı” olmanın kapılarını aralayabilecek miyiz? Gündüz Vassaf’tan, insanı kendisi ve yaşadığı dünya üzerine düşünmeye sevk eden, çarpıcı sorularla dolu, zihin açıcı bir kitap…

KOMİNTERN’İN ALACAKARANLIĞI (1930-1935), E.H. Carr, çev. Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, 525 s., 29,50 TL

Komünist Enternasyonal (Komintern) 1919 ile 1943 arasında faaliyet yürütmüş komünist dayanışma ağının en geniş katılımlı cephesini teşkil eder. Birinci Enternasyonal’in olumlu mirasına sahip çıkarken, Birinci Dünya Savaşı sırasında kendi hükümetlerinin yanında saf tutan sosyal demokrat partilerin İkinci Enternasyonali’nden de kendisini ayırmıştır. Bu nedenle Üçüncü Enternasyonal adıyla da bilinmektedir. E.H. Carr, Komintern’in Alacakaranlığı 1930-1935’te, Sovyetler Birliği’nin kuruluşunu tamamlaması ve Avrupa’da devrim ihtimalinin sönümlenmesinin ardından komünist partilerin Sovyetler Birliği’ne bağımlı hale geldiği bir süreci ele alıyor. Carr, tek ülkede sosyalizmin korunması, diplomatik ilişkilerde komünist ilkelerin değil de Sovyetler’in diplomatik çıkarlarının belirleyici hale gelmesinin, komünist partileri nasıl etkilediğini tartışıyor. Ulaşabildiği Komintern ve komünist parti arşivlerinin, dergilerin, gazetelerin, araştırmaların ve anıların yardımıyla zengin bir anlatı kuruyor Carr. Komintern’in, Avrupa’da devrim ihtimalinin sönümlenmesi üzerine aldığı kararların faşizm karşısında komünist partileri nasıl yalnızlaştırdığını, bu hatalı politikalara karşı çıkanların nasıl “hain” ilan edildiğini, “hainler”in önerileri haklı çıktığında bunun önemsenmeyip soğuk diplomatik bahanelerin nasıl tedavüle sokulduğunu gösteriyor.

Komintern’in Alacakaranlığı, dünyanın dört bir yanında samimiyetle komünist olmuş bir kuşağın, bağnaz bir siyasal/diplomatik çıkar dürtüsüyle nasıl harcandığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

LİCE’DEN PARİS’E ANILARIM, Tarık Ziya Ekinci, İletişim Yayınları, 1064 s., 43,50 TL

Tarık Ziya Ekinci, 1925’te Lice’de başlayan yaşamında, Türkiye’nin yakın tarihinin tanığı ve öznesi oldu. Öncelikle Kürtlerin tarihinin… 1940’lar ve 1950’lerin gergin atmosferinde, “Kürt uyanışı” veya “Kürt aydınlanması” denen süreci yaşadı. 1960’larda ise bir Kürt aydını olarak, bu sürecin devamının aktörlerindendi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili ve yöneticisi olarak aynı zamanda 1960’lar solunun yükseliş devrinin bir parçası oldu. İkinci TİP’in kurucuları arasında yer alarak 1970’lerin sert siyasal mücadelelerine dahil oldu. 12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrasında defalarca gözaltına alındı, tutuklandı, ardından yıllarca Fransa’da siyasi mülteci olarak yaşadı. 1980’lerden günümüze, Kürt kimliği ve Kürt sorunuyla ilgili tartışmaların içinde yer aldı. Lice’den Paris’e Anılarım tüm bu zengin deneyimi yansıtırken tanık olduğu tarihin eleştirel okumasını da yapıyor.

Kürt sorunu, sol ve siyasetten ibaret değil Tarık Ziya Ekinci’nin anıları.

Çocukluk ve gençliğinin Lice’si, Diyarbakır’ı var; öğrencilikten mülteciliğe gündelik hayat sahneleri var; hekimlik deneyimleri, dostluklar, insan halleri var… Dopdolu bir yaşamdan manzaralar ve hiç bitmemiş aktif bir siyasal tanıklığın muhasebesi…

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir