İhsan Oktay Anar

efrasiyab

İhsan Oktay Anar ile tanışmam aslında pek eskiye dayanmaz, 2006’nın 2007’ye yaklaştığı günlerde ablamdan aldığım Puslu Kıtalar Atlası kitabını bir günde heyecanla okuyunca o zamana kadar yazdıklarını hemen okumak isteyip, bir çırpıda bitirmiştim. Daha sonra Suskunlar ve Amat geldi, onları da kısa zamanda okudum. İhsan Oktay Anar o zamana kadar hiç okumadığım türden bir edebiyat yapıyordu ve anlattığı masallar çocukluğumdan beri dinlemekten yorulmadığım şeylerdi. Bu yüzden bazen anlamlarını bile bilmediğim kelimeleri hayal gücümle birleştirip, kelimelerin anlattığından daha fazlasını kendim yarattım. Gerektiği yerde sözlüklere başvudum, hayranlığımı körükledim. Her biri özenle seçilmiş ve eleştirmenlere malzeme verecek kadar da göndermelerle dolu karakterleri benim için sadece birer masal kahramanından ibaretti, bu aşamada Rendekâr, Bünyamin ya da Davud’un kimlerden esinlenerek yaratıldığını gülümseyerek anladım, ama özellikle hiç düşünmedim. (Ben keyif aldım, bu kısmı eleştirmenlere bıraktım, maalesef bu onların işiydi!)

Cumartesi günkü sempozyumda Handan İnci’nin de bahsettiği gibi, mutlu okurlar için Uzun İhsan bir masal kahramanıydı ve gerçekle olan ilişkisi bizi en son aşamada bile ilgilendirmiyordu. Alaattin Bey’in açıklamalarını dinledikten sonra Zeynep ile görüşmemizde Zeynep bana “İhsan Oktay’ın göndermeleri Orhan Pamuk gibi kullanmadığını, karakterlerinin isimlerinde yaptığı göndermelerin yazarın mizah anlayışının ve kültürel birikimin izleri olduğunu ve bundan bir yol haritası çıkartmanın eserlerinin bütünlüğü açısından bir faydası olmadığını” anlatan güzel bir açıklama yaptı, bir mutlu okur olarak sonuna kadar katılıyorum. Açıklamayı destekleyen Orhan Pamuk karakterlerine baktığımızda Pamuk’un karakterler üzerinden yaptığı göndermelerin eserlerin anlaşılması açısından araştırıp okunması gerekiyor.

İhsan Oktay Anar temelde bir merakın eseri. Cumartesi günü kendisi için bir sempozyum düzenlendi ve tüm konu kendisiydi, yüzlerce kişi onun hakkında konuştu durdu, yaptıklarını açmaya çalıştı, kitaplarına anlam katmaya, onu daha iyi anlamaya çalıştı, ancak kendisi böyle bir sempozyumda bile yer almadı. Aslında bu bile İhsan Oktay’ı çok iyi anlatıyor, kendisinde olmayan ya da bir şekilde engellemeyi başardığı o merakı eserleri üzerinden okuruna çok iyi aktarıyor. Kitaplarının sayfasını çevirirken bir sonraki sayfada ne olacak heyecanını ve merakını duyuyorsunuz, aynı zamanda yarattığı Kostantiniye’nin her detayını kafanızda heyecanla canlandırıyorsunuz.

Sonuç olarak İhsan Oktay Anar Türk Edebiyatı’nın son yıllardaki en önemli yazarlarından birisi, benim de her yaptığını takip edeceğim ender isimlerden. Seçtiği, basından ve insandan uzak yolun en doğal hakkı olduğunu biliyorum, Salinger’vari bu davranışını da aslında yazarlara çok yakıştırıyorum. “Tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek” birisinin bizimle aynı çağda yaşayıp, yazmasını seviyorum.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir