İhsan Oktay Anar Sempozyumu

Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü, edebiyatımızın son yıllardaki en önemli yazarlarından İhsan Oktay Anar için bir sempozyum düzenledi. Yaşayan ve edebiyat için yeni sayılabilecek bir isim için böyle bir sempozyum düzenleme düşüncesine ve bunun için verilen emeklere saygı duyuyorum, ancak beklentilerimin altında olduğunu söylemeliyim. Özellikle yeni yapılan Santralistanbul’un böyle bir etkinliği kaldıracak büyük bir etkinlik merkezinin olmaması düşündürücü, kampüsten ziyade bir alışveriş merkezi gibi tasarlanan bu tip yerlerde maalesef böyle temel eksiklikler pek önemsenmiyor.

Saat 9.30 gibi sergi açılışı gerçekleşti ve yaklaşık yarım saat sonra sempozyum açılışı yapıldı. Önce Bezmârâ isminde adını daha önce duymadığım bir grup sahne aldı, giriş açısından güzel sayılabilecek bir dinleti sundular ancak biraz fazla süre aldılar, özellikle öğleden sonraki seanslarda konuşmacılar bile on beşer dakika süre alabilirken yan etkinliklerin daha destekleyici rolde ve kısa olması faydalı olurdu.

Açılış konuşmalarını Murat Belge ve Ahmet İnam yaptılar. Murat Belge bir evsahibi gibi kısa ve rahatlatıcı bir konuşmadan sonra Ahmet İnam’a sözü verdi ve Ahmet İnam sempozyuma giriş için yeterli sayılabilecek ancak kendi içinde zaman zaman çelişen bir konuşma yaptı. Postmodernizme dâhil etmekte zorlandığı İhsan Oktay Anar’ı postmodernizmin tekrar tanımıyla savundu, psikanalitik incelemelerin “kendince” gereksiz şeyler olduğundan bahsettikten sonra sözü “gelişen kendiliğindenliğe” getirdi, biz de karşılık düşünceler arasında dinledik kendisini. Aslında diğer konuşmalara bakıldığında ortalamaya yaklaşan bir konuşmaydı ve sanırım demek istediklerini pek iyi ifade edemedi. Murat Belge’den daha detaylı bir konuşma bekleyenler ve sözü tekrar alacağını düşünenler hayal kırıklığı yaşadılar, program açılışı da böylece sona erdi. Bu konuşmalardan sonra program ikiye ayrılıyordu, bu aşamada yine salonda kalarak Gürsel Korat’ın eleştirilerini, Meddah gösterisini ve Elif Şafak’ın kişisel penceresinden İhsan Oktay dinlemeyi tercih ettik. (Program gibi biz de ikiye ayrıldık ve bir grup Kurmaca Oyunları konusunu tercih etti)

Gürsel Korat tam bir tez öğrencisi edasıyla hazırladığı konuşmasında İhsan Oktay’ın yarattığı dünyanın, kullandığı zaman kavramının ve karakterlerinin temel noktalarını inceleyerek eleştirilebilecek bölümlerine de değinmeyi başardı. Daha sonra bir yan aktivite olan ve Elif Şafak konuşmasına geçişi gerçekleştirmesi gereken Meddah gösterisi yine bir yan aktivite olarak çok zaman harcadı ve sonlara doğru agresif ve yersiz bir tepkiyle karşılaştı. Elif Şafak kendisinden beklediğim tarzda ancak beklemediğim yalınlıkla güzel ve kısa bir konuşma yaptı. Yazarların da diğer yazarların sözlerine ihtiyacı olduğundan bahsetti, İhsan Oktay’ı nasıl tanıdığına dair kişisel tecrübelerini ve Anar’ın kendi üzerinde bıraktığı izleri çok güzel bir dille aktardı. Günün yarısı da bu konuşmayla kapandı. Daha sonradan buluştuğumuz arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla Kurmaca Oyunları bölümü de pek bekleneni verememiş, böylece diğer tarafı kaçırdığımıza pek üzülmedik.

Öğleden sonra kalabalık bir grup olarak yemek sırasında epeyce zaman kaybettiğimizden 14-15 arası olan programı kaçırdık, aslında Semih Gümüş’ü dinlemek istiyorduk ama küçük bir salonda gerçekleşen programa ortasından girip saygısızlık etmek istemedik. Öğleden sonra yine seçenekli programda önümüzde “Başka Dünyalara Aktarmak” ve “Metinler Semboller” isimli iki program vardı. Handan İnci farkıyla Metinler Semboller’i tercih ettik. Programı açan Handan İnci sempozyum boyunca dinlediğimiz en doyurucu konuşmayı yaparken “Mutlu Okur”u unutmayıp, önemini savunmasıyla ben ve benim gibilerin de kendini yalnız hissetmemesini sağladı. Konuşmasının ortasında Alaattin Karaca’ya attığı bakış ve İhsan Oktay edebiyatının “ameliyat masasında” çözülmesinin pek de hoş olmadığını vurgulaması gülümsememe yol açtı. Alaattin Karaca, Anar’ın göndermelerini özellikle isimler üzerinden yorumlarken, iyi hazırlanmış, akademik anlamda başarılı olsa da mutlu okur’un pek hoşuna gitmeyen bir konuşma yaptı. Daha sonra sözü alan Asuman Kafaoğlu Büke ise Alaattin Karaca ile benzer ancak daha yumuşak ve rahat bir konuşma ile İhsan Oktay’ın beslendiği kaynaklara değindi. Sempozyumun bana göre en başarılı olan bu kısmında tek problem süre kısıtlaması nedeniyle bu değerli isimlerin metinlere bağlı konuşma yapmalarıydı, böyle bir konuyu aslında sohbet havasıyla ve daha rahat bir şekilde incelemek güzel olurdu. (Konuşmalar sonunda soru soran arkadaşlar hakkında pek olumlu şeyler düşünmüyorum açıkçası, sorulan sorular da ardına soru işareti koymakta zorlanacağınız, genelde bildiklerini göstermeye yarayan ve onay bekleyen düşüncelerden ibaretti)

Sinemaya Uyarlamak kısmına kalmadık. Ancak Derviş Zaim ve Mustafa Altıoklar mazeret bildirerek katılamamışlar ve Ezel Akay tek başına sempozyumu sonlandırmış. Emeği geçen herkese teşekkür edilmesi gereken içeriği doyurucu olmasa da organizasyon yönünde mekandan dolayı oluşan aksaklıklar dışında başarılı bir sempozyuma katıldık. Kayıtsız şartsız ve bilgi almaya çalışan insanlar olmadan böyle bir organizasyonu gerçekleştirmeleri çok güzeldi, hayatım boyunca bu kadar rahat ve rahatsız edilmeden katıldığım bir aktivite hatırlamıyorum.

Bugün çok fazla İhsan Oktay Anar dinledm, bir sonraki yazımda da bugün dinlediklerimin ışığında bana göre İhsan Oktay Anar’ı yazacağım.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

3 Comments

  1. Açıkçası beklentilerimin çoğunu karşılayamadı bu sempozyum. Murat Belge ve Ahmet İnam hakkında söylediklerine ekleyecek bir şeyim yok. Keşke ben de o salonda devam etseydim ama Elif Şafak’ın İhsan Oktay Anar’ı okuma serüvenini dinlemektense “kurmaca oyunlar” daha güzel bir konu başlığı gibi geldi. Ama o oturuma girdiğime pişman oldum ki dayanamayıp yarısında çıktım ve kendimi santralistanbul’un müzesine attım. Semih Gümüş’ü izlemek istiyordum, onu kaçırdığıma üzüldüm gidenlerden nasıl geçtiğini öğrenirim artık yarın öbür gün. Dün benim adıma da tek doyurucu konuşmayı yapan Handan İnci oldu, onu da dinlemek için biraz uzun bir yol izlemiş oldum.

  2. Söylediklerinizin çoğuna katılmakla beraber Handan İnci konusunda farklı fikirlerim olduğunu belirtmek isterim.Alaattin Karaca ve Asuman Kafaoğlu Büke’nin yanısıra kendisi “Metinler ve Semboller” kategorisindeki ilk konuşmacı olmasına karşın antipatik bir giriş yaptığı kanaatindeyim.Farklı bir fikir olarak orada bulunması hoş duruyor gibi gözükebilir kimilerine göre,ancak konuşmaya başladığı andan itibaren ısrarla İhsan Oktay Anar yazınının dediğiniz gibi ‘ameliyat’ masasına yatırılmasının mutlu okur açısından hoşnutsuzlukla karşılanabileceğini tekrar etmekten ibaret bir konuşma yapması bana gereksiz geldi.Belki kendisini başka içerikteki konuşmacılar bölümünde konuştursalardı zannımca amacına daha uygun bir konuşma yapmış olurdu .Alaattin Karaca ise meraklı okurun bildiklerinin dışına çok çıkmasa da açıkladığı sembollerle dinleyici açısından ve konu içeriği bakımından daha doyurucu bir metin sundu.Handan İnci’yi ilk kez dinleme fırsatı buldum,ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim ; bir konuşmacı olarak çok cırtlak ve itici bir ses tonu var :) Bu da kendisini dinlemeye başlarken konuştuklarına odaklanmak istesem de çoğu zaman dediklerini dinlemek istemememe yol açtı diyebilirim.Kendisi biraz da heyecanlı bir hanım sanırım gözlemlediğim kadarıyla :)
    Son olarak şunu da eklemek isterim ki İhsan Oktay Anar edebiyat dünyamızda nitelikli okura farklı ve özgün bir pencere açmakla kalmayıp bu pencereden yüksek kalitede bir içerik sunmaktadır(Naçizane görüşüm)
    Söz konusu böyle bir okur kitlesi olduktan sonra – benim de sempozyumda harcanan emeğe duyduğum saygının yanısıra bulduğum aksaklıklar olmasına rağmen- ister istemez düzenlenen etkinliklerde eksik kalan yönler bulunacaktır diye düşünmekteyim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir