I Know You Are But What Am I / Mogwai

Varlığının yanında tüm sözler ^hiç^

Dünyanın tüm zamanları seni anlatıyor bana

Ne zaman anımsamaya başlasam ; önce gözlerimden başlıyorum gülmeye sonra kocaman bir ağız oluncaya dek yüzüm çoğalarak devam ediyor gülümsemem… oysa eskiden çok eskiden dediğimiz günlerden kalma bir imge..bir kuş kanadı , bir su damlası gibi bir iz sadece..bir iz… ve arkasında kocaman gülücükler saklanmış .. şimdi zihnim almıyor ben o günlerde nasıl taşıdım bu kahkahayı içimde…

Oysa hep dumanlıydı soruları.. gözlerimi yakarlardı da boğazımdan ses çıkmazdı.. ardına bakmayı denediğimde duman ahenkle yerini kamaşan bir şey’e bırakırdı… öyle kamaşırdı ki gözlerim o’nun ne olduğunu görmeyi belki de gerçekten hiç başaramadım..

İçimin baş kişisi en gür sesiyle bağırıyordu –ki öyle pek konuşmazdı o günlerde de; sonradan iyice ünsüz kaldı- “özlemek hiç bu kadar huzur vaat etmemişti” … diğerleri de başka hiçbir konuda anlaşamadıkları halde; bu seste paydayı oluşturuyorlardı cılız sesleriyle..

Gözlerime bakıyordum .. pencereden izliyordum gözlerimden başlayarak yüzümün kıvrımlarını… o’na yakalanır yakalanmaz yaşayan bir bedene dönüşüyordu gözlerim… ve gözlerimin tam ortasına yerleşmiş o iki kan damlasından kancalı soru işaretlerinin yerini iki yıldız alıyordu.. yakından baksanız göremezdiniz.. içimdeki yeryüzünü ise aydınlatan tek onlardı.. o güne dek çakıl taşlarından medet uman yeryüzüm bu iki yıldızına bağlanmışlardı en kısa sürede.. isimlerini bile yazmışlardı üstlerine avi ile habi.. yani uykusuz mandıra ile bulut şarküteri.. onlar da gerçek miydi hiç bilemedim ki…

Anlatılacak ne çok şey vardı .. ve anlatılacak ne çok hiçlik… iç duvarlara yazdılar her sözü.. ve kapıyı ardına dek kapadılar…

Tek gülümseme.. zaten biz hep dudağımızdan sarkan gülümsemenin gölgesinde konuşmamış mıydık…

Ve biliyordum şimdi bildiğim gibi , gerçek olmadığımı… bu olamayışa ellerimi küçük kılarak kendimin ve o’nun biçim verdiğini..

Elimdeki fincanı gösterdim sana ; içini bir H. İle doldur , diye..

Bilmiyordum bir merdiven olduğunu istediğimin..

Bir merdiven ki

ancak bir basamağında durulurken görülebiliyordu

bir üstteki basamağı.

O günlerde bunu hiç bilemezdim.

Parmağımı uzatıyor, duvara çiziyorum yüzünü.. gölgeler..

Bir gölgenin gözünün içinde kendi yüzümü görüyorum.

Öyle kıpırtısız , öyle durgun bir yüz; hareket eden bir parmağın peşinde.

Bir fincanda ısıtıyorum ellerimi,

bir anahtar deliğinden süzülebilecek denli küçültüyorum seni..

Akşamları bu evde karşılıyorsun beni,

dudaklarını oynatma…

songul@tramvayduragi.com

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir