I Heart Huckabees


2004 yapımı David O. Russell filmi.

Albert Markovski (Jason Schwartzman) hayatındaki basit bir tesadüfü çözmeleri için yine bir tesadüf neticesinde kartlarına ulaştığı dedektif ikilisi Vivian (Lily tomlin) ve Bernard (Dustin Hoffman) ile anlaşır, ne olursa da bundan sonra olur zaten. Bir çeşit kişisel dedektif olan bu ikili Albert’in hayattaki amacını ve durduğu yeri anlamasını sağlamaya çalışırlar. 24 saat boyunca karakterimizi gayet absürd şekillerde sürekli takip ederler ve çıldırtana kadar hayatına müdahale ederler. Bu sırada olaya Albert’in hayatını mahveden Brad Stand (Jude Law) dahil olur, dedektiflerimiz onun hayatına da dalarlar.

Konu hakkında daha fazla bir şey yazamayacağım çünkü temelde hiçbir şey filmin konusu değil, ne anlattığını ya da neler söylediğini anlamanız için izlemeniz gerekiyor, tek söyleyebileceğim oldukça geveze bir film ama diyalogları zekice yazılmış ve keyif veriyor.

Genel olarak I Heart Huckabees izlediğim en ilginç filmlerden birisi diyebilirim. Felsefenin temel noktalarını karakterler ve olay üzerinden gayet düz bir şekilde geçen ve bazı yerlerde ciddi anlamda insana kahkahalar attıran güzel bir yapım. Oyuncular da gayet iyi seçilmişler, özellikle Tommy Corn karakterini canlandıran Mark Wahlberg tam anlamıyla destan yazmış, eşinin evden ayrıldığı sahnede sorduğu sorular, soru sormaya devam etme şekli ve bunları yaparken gerçekten kafasının karışık olduğunu anlatan duruşu ile kusursuza yaklaşmış ki filmin bence en muhteşem sahnesini yaratmış. Hikâyeye giren Caterine Vauban (Isabelle Huppert) önceleri filmi biraz dağıtmış gibi dursa da genel yapıya katkısı sonda anlaşılıyor, o da güzel olmuş.

İçerisinde hiçbir şeyi tam olarak barındırmayan ve belli ki bir şey anlatma derdi de olmayan ancak keyifli bir film bu, zamanı güzel geçirmenizi sağlar ayrıca Jude Law’ın uyuz bir karakteri oynaması bile filmi izlemek için yeterli! Kısaca güzel bir karmaşa, bol kahkahalısından.

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 11 Ekim 2011 -- Contagion
    İddialı bir kadroya sahip olmasından dolayı merak ettiğim Contagion’u, Filmekimi’nde izleme şansı buldum. Festival sonrasında “Salgın” ismiyle Türkiye’de de gösterime girecek olan film hakkındaki görüşlerim pek olumlu değil. Adından da anlaşılacağı üzere bir salgını konu ediyor. Domuz ve yarasa...
  • 10 Mayıs 2011 -- 64. Cannes Film Festivali’nde Türkiye
    NURİ BİLGE CEYLAN’IN YENİ FİLMİ CANNES’DA GÖRÜCÜYE ÇIKACAK 64. Cannes Film Festivali’nde, Altın Palmiye için yarışacak 20 filmin gösterim tarihi kesinleşti. 2008'de "Üç Maymun"la festivalden En İyi Yönetmen Ödülü alan Nuri Bilge Ceylan’ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmi de Altın Palmiye için ...
  • 17 Ocak 2010 -- Sherlock Holmes
    Sherlock Holmes, dünya üzerindeki milyarlarca insanın adını ezberlediği bir dedektif ve kullandığınız Windows’un bile onun gibi bir Dr. Watson’ı var! Sinema için hazır ve güncelenmesi gereken bir konuydu Sherlock Holmes. Bu güncellemeyi Guy Ritchie yapmaya karar verdiğinde herkes heyecanlanmıştı...

One Comment

  1. “How am i not myself!”

    Saçma gibi görünen harika şeylere bayılırım. Bu da çok sevdiğim bi filmdir, sağol hatırlattığın çün. :)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free