Hooverphonic İstanbul Konseri

17 Mayıs akşamı Salon İKSV’nin perdesi kenara ayrılmış kapısından girip kafaları sola çevirmeyi bir kez daha yaptıktan sonra, karşımızda tanıdık Hooverphonic’i bulamadık. Konseri yeni albümlerinden (The Night Before) One Two Three’yle açmışlar, uzun sarı saçlar yerine koyu kıvırcık saçlar getirmişlerdi. Ama sağa sola sallanan insanların beklentileri Club Montepulciano’yla beraber karşılandı ve konser, bir iki klasik, bir iki yeni albüm diyerek devam etti.

Gece, solistleri Geike Arnaert’in solo kariyerine yoğunlaşma kararıyla gruptan ayrılması üzerine Geike’nin yerine geçen Noémie Wolfs’un görücüye çıkmasıydı bir nevi. Mikrofonu nasıl kavrıyor, nerede gözlerini kapatıyor, nasıl salınıyor dikkat ettik hepimiz. “Beni böyle hatırlayın” dercesine yine The Night Before’un kapağındaki gibi siyah-kırmızı çizgili üstüyle Noémie Wolfs yine de geride durarak basçı Alex Callier’in otoritesini hissettirdi bize. Kalabalıktan istenen şarkılara “Benim de en sevdiklerimdendir” gibi tepkiler veriyor, grup üyelerini neredeyse saz ekibini tanıtan solist mahcubiyetiyle takdim ediyordu. Hele aradan fırlayan İrlandalı bir dinleyicinin Callier’e “Bu aslında senin grubun” demesiyle sahnede anlık bir sessizlik oldu bile denebilir.

Küçük krizin bir şakayla savuşturulmasından sonra Mad About You geldi, ardından ifadesizce bir sonrakinin son şarkı olduğunu duyuran Alex Callier’e sahnedeki setlisti gözleyen biz inanmadık. Dinleyicileri çok yormadan geri gelen gruptan, beklediğimiz Salt & Vinegar’ı ve ardından Renaissance Affair’i dinledik. Bu şarkıyı ilk defa canlı dinleyebilmemizin hikayesi ise komikti. Şarkı kaydedilirken, Callier bir türlü Geike Arnaert’in vokallerinden tatmin olamamış, ona şarkıyı defalarca söyletmişti. Şarkının sonunda duyduğumuz ses ise o zamanlar 18 yaşında olan Arnaert’in yediği onca azar üzerine burun çekişiymiş. Ancak bundan sonra şarkıyı canlı çalmaları mümkün olmamış, çünkü fazla duygusallaşıyorlarmış. Tabii Noémie Wolfs’la beraber dinleyebildik şarkıyı. Belki de o ana kadar çok dikkat ettiğim bir şarkı değildi. Ancak IKSV Salon’un iyi ışık düzeniyle, ve albüm kaydından daha öndeki kemanıyla beni en çok etkileyen şarkı oldu.

Bu anekdottan sonra sahneden inen Hooverphonic bir kez daha geri geldi. Bu kez Hollanda’da bir radyo programı için yaptıkları White Lies coverı Bigger Than Us’ı çaldılar. En son Alex Callier’in sevgilisinin uyuyamadan tavanı izlemesiyle ilgili olduğunu öğrendiğimiz How Can You Sleep’i dinledik. Grubun parlak işlemeli takımlarıyla selamlandıktan sonra evlerimize yollandık…

2006 Galatasaray Üniversitesi bahar şenliklerine geldiklerindeki gibi tüm şarkılara eşlik edemeyen kalabalık grubu biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da, yeni yüzüyle Hooverphonic’i benimsediğimiz bir geceydi. Sonuç olarak, belki de konserin yine de amosferik olması ve herkesin eğlenmesinin sebebi Hooverphonic’in ilk dinlenişte bile sevilebilecek, canlı performansı iyi bir grup olmasıydı.

Fotoğraflar: Ali Güler

Author: Ayşen Arıkazan

i like to move it move it.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir