Hayat Var

Sanırım bir sinema izleyicisine zor gelen birkaç şeyden biri de, sevdiği bir yönetmeni eleştiren bir yazı yazmaktır.

Bilindiği üzre Reha Erdem’in son filmi Hayat Var, yaratmış olduğu beklentiyi çok fazla karşılayamamakla eleştiriliyor son zamanlarda. Bunda Reha Erdem’in diğer filmlerindeki başarısının etkisi yadsınır gibi değil. Mesela benim için en önemli filmi olan A Ay’da -ki ilk uzun metrajıdır- bir hayâl’i önümüze koyan Erdem, burada gerçek’i, o artık aşina şiirselliğinden ödün vermeden göstermeye kalkınca, devrelerimiz yanıyor.

Film, Beş Vakit’de de rol almış genç oyuncu Elit İşcan’ın canlandırdığı Hayat karakterinin ergenliğe giriş sancılarından bahsederken, onun dünyasına da davet ediyor bizi. Karısından boşanmış, denizci bir baba (Erdal Beşikçioğlu). Bir ayağı çukurda, yatalak bir dede (Levent Yılmaz). Tüm bunların ortasında, Hayat. Okulda, evde, sokaktaki suskunluğu. Parasızlığın yanında, bir de anne – baba sevgisinden uzak kalış.. İllegal yollardan para kazanmaya çalışan ilgisiz baba figürüyle de, terk eden sevimsiz anneyle de, ne idüğü belirsiz dedeyle de, kendisini taciz eden bakkalla da, ona aşık küçük erkek çocuğuyla da hep bir mesafesi olan Hayat. Zaman zaman eve gelen bir fahişeyle, zaman zaman da bahçedeki hindiyle zamanı emekleten; ‘erken ergen’ bir kız çocuğu. Üzüldüm ben ona.

Yaşam dediğimiz, beklentilerimize karşılık verecek kadar cömert olamayabiliyor. Bazı şeyleri öğrenemeden, tadamadan geçip gidiyor zaman, baktığımız sudan bile iğrenir olabiliyoruz. İşte Hayat’daki de biraz bu. Bir topkeki dahi paylaşmazken dedesiyle, aynı dedesinin yastık altı ettiği parayı küçücük bir çocuğa emanet edebiliyor. Hep bir karmaşa, acelesiz zaman, bu esnada keşfedilen ‘kadın olma’ durumu. Tüm itilmiş genç kızların toplamı gibi Hayat, bakkal tecavüz eder, okulda öğretmeni tartaklar, evde babası şefkat göstermez: Çareyi kaçmakta bulmaktan başka bir alternatifi kalır mı böylesi bir masumun?

Öhöm.. Bakın film, kesinlikle beklentilerimi karşılamadı, kesinlikle. Ben o acıyı daha derinden duymak için gitmiştim salona ama gülümseyerek çıktım kapıdan. Çünkü ne yaparsak yapalım, bu bir film. Hem de ses  ve kurgu açısından öyle böyle olmayan bir film. Türkiye’de yalnızca Reha Erdem’in çekmeye cesaret edebileceğine inandığım bir film. Arabesk’i, bir şehirlinin gözünden ifade edebilmenin filmi. Fatih Özgüven ne kadar eleştirirse eleştirsin, benim için ‘film’. Çünkü bir filmin salt sinematografik perspektifle ele alınmasında beis görüyor ve artırıyorum: Yeni bir hayat yaratılana değin, benim elimde bir hayat var.

Saygılar.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir