Hart Crane

“Sonra, kesiksiz bir kıvrılışla, yüzüstü bırakıp gözlerimizi
Dosyalanıp kaldırılacak dolu yaprakları açan
Yelkenler gibi birden görünüverecek:
-Asansörler bizi yaşadığımız günlerden indirinceye dek..”

Epeydir aklımdaydı; hımbıllığımı yenip, özel ilgi alanıma giren bir kavramla adının üzeri bir karış kum olmuş isimleri yanyana getirmek istiyordum. İntihar beni kurcaladı, her daim. Ancak çıkış noktam, otobüste, yazın bu beter sıcağında, Syllogismes de l’amertume’unu okuduğum Emil Michel Cioran’ın şu cümlesi oldu: “Bir tek iyimserler intihar ederler, artık iyimser olamayan iyimserler. Diğerlerinin hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre, niçin bir ölme nedenleri olsun ki?”

Elbet Cioran’ın bahsettiğini olumladığı ve desteklediği kadar, değilleyen cümleleri de var. Bunu şimdilik düşünmedim. Meseleyi düşündüm, tekrar, yine. Çünkü hep oradaydım, dönüp durmuştum. Bitmeyen kaşıntı gibi. Cesaret, umutsuzluk, yokluk/varlık gibi alışıldık sınırlandırmalara adeta kafa tutuyordu. Hareket ve etki alanı çok genişti. Düşünülüyordu, konuşuluyor, uygulanıyordu. Resimlerce, filmlerce, öykülerce, şiirlerce  mütemadiyen eşeleniyordu ve devamı da gelecekti. Sonuçlar aynı olduğunda yöntemler önemsizleşiyordu. Akıl yoruluyor, bazen karışıyor, ekseriyetle usanıyordu.  Pekçokları deneyimlemişti, yerimize ‘düşünür’ler dahil.  Edebiyatçılardı, müzisyenlerdi, politikacılardı, futbolculardı, işçilerdi, katillerdi.  Beceremeyenler de vardı, sonuçtan tatmin olmayanlar da. Onlar da manyetik alandaydı. Abluka oradaydı. İnsanın yakasında, pusuda. Ama ölümden bir ton, bir nota farklıydı. Beklemeye tahammülü yoktu. Neye hizmet ediyordu?

33 yaşında, rotası ve adı önemsiz bir gemiden kendisini Antil Denizi’ne bırakmadan önce, güvertedekilere “Hepiniz hoşçakalın!” diye bağırdığı rivayet edilen (bir gemiye bindiğine ve bir daha kendisinden haber alınamadığına dair de iddialar mevcut) bir ‘gencölen’in, kötü aydınlatılmış küçük bir odayı andıran büyülü bir şiirini bırakıyorum aşağıya: Bu bir tanıtım yazısı ya da yazar incelemesi olarak sayılmasın, mutsuz bir evliliğin semeresi olarak yirminciyüzyıla doğan Amerikalı şair Harold Hart Crane, ‘müntehirler’ etiketimizin miladı olsun diye. Vira.

 

CHAPLINESQUE

 

Biz de kendimizce bir uyum sağlarız
Rüzgarın bol ceplere
yerleştirdiği
Rastgele avuntularla yetinip.
Çünkü biz, kapının eşiğinde
Açlıktan kıvranan bir yavru kedi bulup
Onu sokağın şiddetinden koruyacak
Ve yırtık dirsekleri ısıtacak kadar dünyayı sevenlerdeniz.

 

Hemen bir yana çekilir, buruşuk işaret parmağıyla
Bizi tedirgin eden kaçınılmaz tokadı
Şaşı gözleriyle son bir yılışıklığa dönüştürünceye kadar-
Hem de nasıl bir saflıkla ve şaşırmışcasına
Oyalar, geçiştiririz !

 

Hem sonra bütün bu eğilip bükülmeler
Katlanır bir bastonun piruetlerinden büyük
yalanlar değildir ki;
Bir bakıma, marifet sayılmaz cenaze törenlerimiz.
yürek bir yana ,sizi de, her şeyi de atlatabiliriz.
üstelik suç bizde mi , yürek de yaşamak zorundaysa !

 

Oyunun gereği bu yılışmalar; ama biz
Kimsesiz dar sokaklarda ayın
Kutsal bir kase yaptığını gördük boş tenekelerden
Ve bütün o eğlencelerin ve arayışın gürültüsünde
Bir kedi yavrusunun miyavlamasını duyduk

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir