Harry Brown

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Harry Brown karısı hastanede yalnız kalmış bir adamdır. Tek arkadaşı Leonard ile genellikle sessizce satranç oynar. Dışarıda ise suç vardır. Her gün yeni bir olay olmakta, çeteler sokakta rastgele ateş edip birilerini öldürmektedir. İngiltere’nin suç işleyen çocuklarına pek yabancı sayılmayız aslında. Daha önce onların hikâyelerini çok izledik. Ama bu film buradan biraz daha başka bir yola sapıyor. Harry önce karısını kaybediyor, ardından arkadaşı çetenin kurbanı oluyor. Şimdiye kadar sokakta olup bitenlerle ilgilenmeyen bu yaşlı eski asker eline silah alıp sokağa çıkıyor.

Kendi adaletini kendisi sağlayan yaşlı adam hikâyelerine de yabancı değiliz Clint Eastwood sayesinde. Ancak film “kendi adaletini kendin sağlaman dışında bir seçeneğin yok” tezini savunarak biraz ileri gidiyor. Hiç durmadan küfür eden, sokakta rastgele ateş eden, uyuşturucu satan bu çocukların ölümünün normal olduğunu, hatta böyle olması gerektiğini iddia ediyor gibi. Polisleri çok aciz çiziyor (“başka şansımız mı var” ancak böyle söylenir). İdealist polis dedektifi Alice’i bile öylesine susturuyor ki, bu, “demek bu çocukları öldürmenin suç olduğunu düşünüyorsunuz” diyen birinin ağzına inen bir tokat gibi.

Michael Caine iyi oynamış, yönetmen de o kadar iyi çekmiş ki sonuçta göze çok hoş görünen bir film çıkmış ortaya, bazen bu şıklığa kapılıp filmin ne dediğini unutmak bile mümkün olabilir aman dikkat. Daha önce böyle filmleri çok izledik, izlemeye de devam edeceğiz. Ancak en azından izleyicinin bu konuları tartışabileceği farklı bakış açıları sunan filmleri izlesek, onların biraz da olsa bir anlamı var gibi. Oysa Harry Brown “öldürmelisin” diyerek noktayı koyuyor.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir