Hanna

Dönem filmleri çeken Joe Wright bu alışkanlıkla olsa gerek masal motiflerini kullandığı bir aksiyon filmine el atarak oyun oynamayı sürdürüyor. Hanna babası ile birlikte ormanda yaşar. Her türlü konfordan uzak olan mağaradaki bu yaşantının Hanna’nın eğitiminin bir parçası olduğunu öğreniriz. O babası tarafından bir “ölüm makinesi” olarak yetiştirilmekte ve hazır olacağı günü beklemektedir. Hazır olduğundaysa babasının düşmanı CIA Ajanı Marissa Wiegler’in peşine düşecek, ikisinden biri ölene kadar da durulmayacaktır.

Yönetmen artık çok tanıdık gelmeye başlayan “ölüm makinesi genç kız” hikayesini anlatırken masalsı bir görsellik kullanıyor. Bunu yaratırken doğrudan filmin içine de kattığı Grimm Kardeşler’in dünyasından faydalanıyor. Peki, bu masal görselliğinden, kötü kalpli cadı Marissa’nın, masum görünüşlü Hanna’nın, eski CIA Ajanı baba Erik’in ve Safari (evet fazla bariz bir kelime oyunuyla ormanda yetişmiş vahşi bir kızı öldürmeye gidecek bir ekibin barının adı Safari ) adlı barı işleten tuhaf Alman karakterlerin kovalamacasından sonuçta iyi bir film çıkıyor mu ortaya? Kesinlikle hayır, bir yerden sonra senaryodaki boşluklar, mantık hataları iyice rahatsız etmeye başlıyor. Bunların husumeti neydi, neden birbirlerini kovalayıp duruyorlardı, televizyondan korkan kız bilgisayar kullanmayı ne zaman öğrendi, filmin bize sürpriz olarak sunduğu şey ne kadar da uyduruk diye düşünmekten yorulup sadece “Chemical Brothers” müziklerini dinlemeye başladığınızı fark ediyorsunuz.

Değer mi peki derseniz, Cate Blanchett’i izlemeye her zaman değer, Hanna rolünde Saoirse Ronan da iyi iş çıkarıyor. Eric Bana’nın oyunculuğundaysa bir hantallık var sanki, senaryodaki boşlukların farkında olarak neden bütün bunları yapıyorum, niye benim düşmanımdı bu kadın diye düşünmekten yorulup oynayamamış da olabilir tabi. (Aslında bu adam bana her zaman biraz hantal gelmiştir.) Umrunda olur mu Joe Wright bilmiyorum ama ben zaten Atonement’i de sevmemiştim.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. Şu sıra pek konuşulan bu filmde dağınıklıktan başka bir şey bulamamıştım ben. Bitmesi ile keyfim yerine gelebilmişti ancak. Atonement’a ek, ben Joe Wright’ı da sevmemiştim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir