Gidiyorum Bu

Polis filminin senaristi ve yönetmeni Onur Ünlü’nün, ‘Ah Muhsin Ünlü’ zamanlarından eseri.. 5 yıla yakın bir süre zarfında şiir ile uğraşan Ünlü, 2000 yılında, kısıtlı imkanlarla bastırdığı ancak dağıtamadığı kitabının ardından sinemaya yelken açıyor.. Zamanla edebiyat çevrelerinde hayli konuşulmuş, başucu edilmiş bir hale geliyor kitap.. Şizofrengi’deki şiirler toplandıkları yerden seslenmişler ve etkileri tepki bulmuş: Gidiyorum Bu, şairinin, “özel hayatım benim şiir, 5 film çeksem yine de tek şiir kadar memnun etmez beni” dediği çiziktirmelerinin tümden adı. Kitaptaki “Kablo” isimli şiirin ilk dizesinden alıyor adını.

Bir Eskimo türküsü ile başlayıp da, Cahit Zarifoğlu dizesi (‘Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim’) ile biten acı bir serüven bu uzaklardan bakıldığında. (Yakından göz atmak daha fazla acı veriyor, yine de elimi taşın altında bulmak zorundayım yazının sonunda.)

Obscure’den taraf olana, popüleri yeren, sistemin çarkına çomak sokan, muhalif duruşuyla kendisiyle yöndeş görüş sahiplerini de yanına alarak, “kötü” olana karşı bir duruş yaratan, tavır takınan; yaraya pansuman kabilinden filantropi ürünü eserlere ve eser sahiplerine; göz önünde olmayıp piyasalaşmayana karşı çok şahane, çok ciddi hisler beslemeyi ata sporu haline getirmişiz gibi geliyor yine de bana.. Şairinin sadece kendisinin anlamlandırdığı ve/veya anlamlandırabileceği, ancak okura hiçbir giriş-çıkış kapısı bırakmadığı öyle imgeler, ifadeler, anlatılar var ki yavan kalıyorsunuz. Bir okurun, okuduğu hakkında sadece “Naifmiş!” diyebilmesinin endişesi, ağrısı bence bu. Benim kitabı elime almadan önceki heyecanlarımla, kitabı terk ettikten sonraki heyecanlarım arasında büyük yarıklar oluştu diyebilirim. Yine de, o kadar kapalı anlatımla, yer yer çok yalın, şairinden beklenmeyecek ölçüde yalın cümlelerle grogi duruma gelen bir ben..

“Ah aşk!
bir topluluğun fotograf çekildikten sonra
dağıldığı
an.”

diyor Ah Muhsin Ünlü, ‘Birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim’ diyor. “Burçak beni sevmiyor” diyerek üzüyor da, o muzip, şiddete düşkün ve farklı okumalara açık tarzıyla da yer yer gülümsetmeyi biliyor. Siyasi olmayı bir yaşam duyarlığı, bir refleks haline dönüştürmeyi becerebilmiş kurnaz sözcükler, akışkanlığını okura içselleştiren yamasız cümleler yaratıyor şiir arenasında.

Ancak dedim ya, bir yer geliyor ki James Joyce’dan Ulysses okuyor gibi hissedip, “Bu kadar basit mi şiir yazmak?” gibi katı bir reaksiyon gösterebiliyorsunuz.. Bu belki de, her şiiri, “Törer Bambosu Patlaka” gibi görmek isteyişimizin doğal bir sonucudur, veyahut bizden bir iz görmek arzumuzun geri çevrilişine çocukca sinirlenmemizdir.

Uzatmayacağım; o yüzden burada kesiyorum. Okuyanlardan eleştirilerini bekliyorum.

firat@tramvayduragi.com

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

1 Comment

  1. Ah Muhsin Ünlü’yü okudum, çizdim karaladım, okudum. Sonra polisi, güneşin oğlu filmini izledim okudum dinledim. Ve Ah muhsin ünlü’yü tekrar okudum. Yorum mu? Hayır.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir