Gazze Blues

Burada daha önce de bir Etgar Keret alıntısı vardı. Nimrod Çıldırışlar‘ından Şişe’yi paylaştıktan sonra, şimdi de genç yazarın Samir El-Youssef’le birlikte çalıştığı, kısa öykülerden mürekkep Gazze Blues’dan, “Müthiş Yapıştırıcı“yı paylaşmak istiyorum. Çeviri yine Avi Pardo. Ve tabii ki: Go Keret Go!

..

“Dokunma ona,” dedi.
“Ne bu?” diye sordum.
“Yapıştırıcı,” dedi. “Özel bir yapıştırıcı. En iyisinden.”
“Niçin satın aldın?”
“Çünkü ihtiyacım var,” dedi. “Yapıştırılması gereken pek çok şey var burada.”
“Yapıştırılması gereken hiçbir şey yok,” dedim. “Bu saçmalıkları neden satın aldığını anlayabilsem.”
“Seninle neden evlendiysem ondan,” dedi. “Zaman öldürmek için.”

Kavga etmek istemiyordum, bir şey demedim, o da demedi.

“Bir işe yarıyor mu bu yapıştırıcı?” diye sordum. Kutunun üzerindeki fotoğrafı gösterdi bana, tavandan baş aşağı sarkan bir adam.

“Hiçbir yapıştırıcı insanı bu şekilde yapıştıramaz,” dedim. “Fotoğrafı baş aşağı çekmişler. Yere bir avize koydular herhalde.” Kutuyu elinden alıp fotoğrafı inceledim. “Bak, pencereye bak. Jaluzileri ters asma zahmetine bile katlanmamışlar. Adam gerçekten tavandan baş aşağı sarkıyorsa jaluziler ters. Bak,” dedim bir kez daha parmağımla pencereyi göstererek. Bakmadı.

“Saat sekiz olmuş bile,” dedim. “Gitmeliyim.” Evrak çantamı kapıp yanağına bir öpücük kondurdum. “Epey geç geleceğim. Çalışmam gerek.”

“Mesai,” dedi. “Evet, biliyorum.”

Bürodan Abby’yi aradım.

“Bugün görüşemeyeceğiz,” dedim. “Eve erken dönmek zorundayım.”
“Neden?” diye sordu Abby. “Bir şey mi oldu?”
“Hayır… Yani, belki. Bir şeylerden kuşkulandığımı sanıyorum.”

Uzun bir sessizlik oldu. Abby’nin soluğunu duyabiliyordum.
“Onunla yaşamaya neden devam ettiğini bilmiyorum,” diye fısıldadı. “Birlikte hiçbir şey yapmıyorsunuz. Kavga bile etmiyorsunuz. Hiçbir zaman da anlayamayacağım.” Sustu, sonra  tekrarladı. “Keşke anlayabilseydim.” Ağlıyordu.

“Üzgünüm, Abby, gerçekten üzgünüm. Dinle, şimdi biri girdi içeri,” diye yalan söyledim. “Kapatmak zorundayım. Yarın geleceğim. Her şeyi o zaman konuşuruz, söz.”

Eve erken döndüm. “Selam” dedim içeri girerken, ama yanıt alamadım. Evin bütün odalarına baktım. Hiçbirinde yoktu. Mutfak masasının üzerinde yapıştırıcı tüpünü buldum, boşalmıştı. Oturmak için iskemlelerden birini çekmeye çalıştım. Kımıldamadı. Bir kez daha denedim. Bir milim bile oynamadı yerinden. Yere yapıştırmıştı iskemleyi. Buzdolabının kapısı açılmadı. Onu da yapıştırmıştı. Olup bitenleri kavramakta zorluk çekiyordum. Neden böyle bir şey yapsın ki? Nerede olduğunu bilmiyordum. Annesini aramak için salona girdim. Telefonun ahizesini kaldıramadım, onu da yapıştırmıştı. Masaya bir tekme attım, başparmağım kırılmadı iyi ki.

Sonra güldüğünü duydum. Yukarıdan bir yerden geliyordu sesi. Başımı kaldırdım ve oradaydı, salonun tavanında duruyordu, yalınayak.

Ağzım bir karış açık bakakaldım. Sesime kavuştuğumda, “Ne yapıyorsun orada… Aklını mı kaçırdın?” dedim.
Cevap vermedi, gülümsedi sadece. O tavandan sarkık haliyle gülümsemesi o kadar doğaldı ki, dudakları yerçekiminin etkisiyle kendiliğinden aşağı doğru esniyormuş gibi.

“Merak etme, indiredeceğim seni oradan,” dedim. Telaşla kitaplığıma gidip en kalın kitapları aldım. Ansiklopedilerden bir kule inşa edip üzerine çıktım.

“Bu canını yakabilir biraz,” dedim, dengemi sağlamaya çalışarak. Gülümsemeye devam ediyordu. Var gücümle asıldım, yararı olmadı ama. Dikkatli bir şekilde aşağı indim.

“Merak etme,” dedim. “Komşulardan yardım isteyeceğim. Yan komşuya gidip yardım isteyeceğim.”

“İyi,” dedi gülerek. “Ben buradayım, bir yere gitmiyorum.”

Ben de güldüm. Tavandan baş aşağı sarkmış haliyle o kadar güzel ve aykırıydı ki. Aşağı dökülen uzun saçları, beyaz tişörtünün altında iki mükemmel gözyaşı damlasını andıran göğüsleri. Kitap kulesinin üzerine çıkıp öptüm onu. Dilini dilimde hissettim. Ayağımın altındaki kitaplar devrildi ama havada kaldım, bir tek dudakları tutuyordu beni.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir