Futbol Üzerine

“Bir gün trende maç için İstanbul’a gelen bir Fenerbahçe taraftarına rastlamıştım. “Annem ameliyat olurken ben Fener’in maçına gittim” diyordu; ve bununla övünüyor, Fenerbahçe’yi bu kadar çok sevmesinin bir üstünlük gibi görülmesini istiyordu. Gerçekten kutsal davalara kendini adamış insanlar bile, böyle bir davranıştan ötürü bu kadar kıvanç duymazlar. Böyle bir bağlanma, bir yandan büyük bir manevi boşluğun bir yandan da artık “patolojik” denebilecek özlemlerin göstergesi. (Cumartesi günü “Ne mutlu Beşiktaşlıyım diyene” sloganı yazılı pankartlar da vardı; bu da kulüp sevgisinin kendini aşan bir yerlere doğru boşalıverdiğinin bir kanıtı.) Tavır bu olunca, seyircinin bilinçli bir denetiminden söz edilemez. Savaşa gider gibi maça giden, ne yoldan olursa olsun beklediği sonucun alınmasını alkışlayan, kendi adamı karşı takımdan birinin bacağını kırsa içi burkulmayan bir seyirci, futbolun böyle olmasında pay sahibidir. Kendisinin de katkıda bulunduğu kalitesizliği hak etmiştir dolayısıyla.”

Murat Belge bu üstteki satırları Cumhuriyet gazetesinin 11 Haziran 1982 tarihli baskısında yazdığında yurt dışında oynanan futbol ile ligimizde oynanan futbolun farkını vurguluyor, bir yandan da insanımızın bu garip oyuna acınası şekilde bağlanmasının sebeplerini her zamanki yöntemleriyle sorguluyordu. Yazının üzerinden 27 yıl geçti, futbol kalitesi biraz daha yükselse de büyük liglerle aramızdaki uçurum devam ediyor.. Bunun yanında asıl sorun olan insanımızın bu oyuna “körlemesine bağlanması” aynı şiddetiyle sürüyor. Yine maçlarda şiddet, maç öncesi ve sonrası kavgalar ve bilinçsiz câhil seyirci bu sporu araç olarak kullanıyor. Murat Belge pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da 27 yıl öncesinden sonuna kadar haklı..

Futbol’un ülkemizde birçok insan için bir iletişim aracı olduğu açık, bazılarımız babamızla, bazılarımız da arkadaşlarımızla sadece bu spor üzerinden konuşabiliyoruz. Çocuklarının hayatının nereye gittiği bilmeyen babalar, takımlarının gidişatını en ince ayrıntılarına kadar biliyor, hayat planlamasında çocuğuna yardımcı olmak yerine yapılacak yeni transferlerle yeni sezonların hesabını yapıyorlar. Ülkemizde birçok erkek hayatındaki özel günler sorulduğunda eşi ya da çocuğuyla ilgili bir cevap vermiyor, tuttuğu takımın kupa kazandığı veya ezeli rakibini yendiği anları yüceltiyor.. Bunun nedenleri Murat Belge’nin de belirttiği gibi çarpık hayatlarımızda oluşan devasa manevi boşluklar ve bunları neyle kapatacağımızı bilememiz. Ülke olarak yakın geçmişimiz utanılası anlardan oluşuyor, bu anlar da zaten bize pek hatırlatılmadığı için çoğumuz bilmiyoruz ya da öğrenmeye çalışırsak engelleniyoruz. İşte futbol tam da bu noktada hayatlarımıza giriyor, 80 sonrası dönemi hatırlamak istemeyen büyüklerimiz o karanlık geçmiş yerine 80 sonrası tüm şampiyonları sayıyorlar bir çırpıda, biz de ucundan yakalıyor, onların saydıklarını 2000’lere taşıyoruz.

Futbol hakkında yazdığınızda er ya da geç “kitlesel afyon” sözüne gelirsiniz, ancak ben burada bu sözü, hatalı kullanıldığını anlatmak için kullanıyorum. Futbol bir silah değil, aslına bakılırsa güzel bir spor ve belirli bir kesim tarafından insanları uyutmak için kullanılmıyor. Futbolu insanlar bir şekilde doğrultmayı başaramadıkları hayatlarını örtmek için bireysel olarak kullanıyorlar, tüm başarısızlıklarını kendilerinden daha yüce saydıkları takımlarının başarıları ile unutuyorlar, kolay yoldan başarıya ulaşmak için, hayatlarında en azından bir “başarıda” paylarının olduğunu düşünmek için takımlarını destekliyorlar.

Bizim toplumumuz suçlu bir geçmişe sahip olduğundan bunca kalitesizliğe rağmen bu spora daha da sıkı sarılıyor, rahatsız ve acınası geçmişimizi sahada koşan adamların hızıyla geride bırakıyoruz. İçine düştüğümüz her açmaz daha da karmaşık bir hal alıp ilk halini unutturdukça ülke olarak her zaman işimiz zor, bir gün olur da geçmişimizle hesaplaşırsak verdiğimiz hesabın faturası ilerde yine kabarık gelecektir.. Bu yüzden bu ülkede futbol asla sadece futbol olamayacak, biz de keyifle izleyemeyeceğiz..

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. sen de en az murat belge kadar haklısın :A

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir