Ful Yaprakları

Civan Canova’nın yazdığı Turgay Kantürk’ün rejisörlüğünü üstlendiği, benim de geçtiğimiz hafta Cevahir sahnesinde izleme şansı bulduğum yaklaşık üç yıldır oynanan bir oyun. Oyuncularından Musa Uzunlar’ın son dönemde televizyon dizilerinde elde ettiği ün neticesinde magazin programlarında da epeyce yer alan ve günümüzde tiyatro için popüler sayılabilecek bir oyun Ful Yaprakları.

Oyunun ilginç bir sahne kullanımı var. Sabit sahnesinin arkasındaki ekran kullanımları ve sahne dışı bir yerin de oyuna ekranlar sayesinde dâhil edilmesi güzel ve yenilikçi. Ancak metni tamamlayan harici görüntülerin özellikle ilk perdede fazlaca kullanılması tiyatronun o eskiliğine ve ruhuna biraz gölge düşürüyor. Özellikle de karakterlerin sanal iletişimini sağlayan mesajlaşma yazılımının sesleri son derece gereksiz ve izleyicinin aşina olduğu sesler olmalarından ötürü de büyüyü bozan rahatsız edici bir unsur. Sahne için söyleyebileceklerim bunlar, alışmakta zorlandım ve zaman zaman rahatsız etti ama değişikliğe zaten kolay alışamayız.

Müziklere geldiğimizde ise bazen oyuncuları işitmemizi engelleyecek seviyede olsa da genelde üzerinde metin taşıyan önemli eserleri tercih ettikleri görülüyor. Sahne kullanımına yansıyan yenilikçi denemeler müzikte de sürmüş, klasiklerin yanında modern klasiklerden Massive Attack da duyabiliyorsunuz. Ayrıca zorlama olmadan, doğal ve etkileyici durduğunu da söyleyebilirim.

Özlem Güveli, Özden Çiftçi ve Musa Uzunlar oyundaki rolleri canlandırıyor. Özellikle Musa Uzunlar Richard karakterinin tüm gerekliliklerini yerine getiren harika bir oyun sergiliyor, Özden Çiftçi de rolünde gayet başarılı. Özlem Güveli bana biraz abartılı oyunculuk sergiliyor gibi geldi, ancak Tiyatro oyunculuğunun büyük bir kısmı abartılı geldiğinden pek bir şey söyleyemiyorum. Sadece mimikleri fazlaca gözüme battı.

Civan Canova ilginç bir metin ortaya çıkartmış, insan yalnızlığının türlü halleri var ve her oyuncu kendi yalnızlığını bir diğeriyle yaşıyor. Karakterlerin birbirleriyle ilişkileri biraz zorlama gibi dursa da metni beğendim. İzleyiciyi düşünmek için zorlamasına rağmen yorucu olmayan ve akıcı bir metin var. Oyuna gitmeden önce Osamu Dazai’nin “İnsanlığımı Yitirirken” adlı eserini okumuştum, kendimce epey bir benzerlik kurdum ama üzerinde düşünüp tartıştıkça olayın sıcaklığından kaynaklandığını söyleyebilirim. Richard’ın yalnızlıktan aldığı gücün özellikle üzerine basılması ve Musa Uzunlar’ın da oyunculuğu ile bunu çok iyi yansıtması oyunun en sağlam yanlarından.

Aslına bakılırsa Tiyatro ile ilişkim oyun izlemenin ötesine hiçbir zaman geçmedi ve bu yüzden de Tiyatro eserlerinde neyi eleştireceğimi pek fazla bilmiyorum. Eserin temel öğeleri hariç fazla bilgim olmadığından beğendiğim ya da beğenmediğim unsurları iyi açıklayamıyorum. Sadece izlediğim bir oyun hakkında gözüme çarpanları aktarmaya çalıştığım ve benim için deneme diyebileceğim bir yazı oldu bu, okuyanlar için de oyun hakkında temel bir bilgiden öteye gitmemiştir, sabrettiğiniz için teşekkür ederim.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. Devlet Tiyatroları’nda Yangın Duası’ndan sonra izlediğim en farklı oyundu. Metinde gereksiz bulduğum bazı noktalar olsa da genel anlamda beğendim. Musa Uzunlar iki kadın oyuncuya göre gerçekten çok iyi bir performans sergiliyor. Daha fazla tiyatroya gitme isteği duymamı sağladı bu oyun.
    Burda oyun yorumları da görmek güzel…

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir