Benjamin’in Aylak Adam’ı: flâneur

Walter Benjamin

Alman kökenli Yahudilerin hazin ve haşin bir tarihi vardır.

Hannah Arendth, Marx, Adorno, Benjamin, Einstein…

 

Sürgünde, sürüncemede, biraz  dışlanmış, biraz ittirilmiş, pek  sevilmeyen, ve ‘başka’ insan olmanın kendine ait bir ‘öteki’liği. Ve ‘öteki’ olarak ittirilmenin yarattığı boşluğu dolduran onca bilgi, erdem, değer ve zenginlik.

 

 

İşte bu boşluk doldurucuların en dolularında biridir  Walter Benjamin.

enjamin haliyle bir Yahudi. Seneleri  fakirlik içinde geçiyor. Malum sebeplerden ötürü Fransa’ya sürgüne gönderiliyor. Nihayetinde Naziler tarafından yakalanmasına ramak kala, cebindeki uyuşturucuyu içerek intihar ettiği iddia ediliyor.

Uyuşturucuya şaşrımıyoruz,  

Keza kendisi dönemin filozoflarından Bloch, yazarlarından Selz gibi sıradışı insanlarla deneysel bir çalışma olan ‘Esrar Üzerine’ adlı ilginç eserin yaratıcılarından. Kültür Endüstrisi kavramının fikir babası ve en sert eleştiricilerinden Adorno ile de sıkı dost.

 Özetle Walter, özgün bir bitkinin doyasıya yetişip serpilmesi  için gerekli bereketli topraklara fazlasıyla sahip.

 

Pasajlar

 

Benjamin’in başyapıtına “Pasajlar” denilir ve Pasajlar, akıcı şiirsellikle ve uyumlu analizlerin bir araya geldiği enfes sayfalardan oluşur. Kitap adını, bölümlerinden biri olan, 19 yüzyılda Paris’i çepeçevre saran günümüz alışveriş merkezleri olarak da adlandırabileceğimiz mekanlardan yani “Pasajlar” dan alır.

 

Benjamin’in Pasajlar bölümünün girişinde seçtiği dizilerdeki haliyle AVM’nin atası Pasajları şu şekilde tanımlattırır:

“Büyülü sütunları bu sarayların

göstermekte amatöre her yandan

direkleraltında sergilenen mallarla

yarıştığını endüstrinin sanatlarla. ”

 

(Nouveaux tableaux de Paris, 1828)

 

 

 

flâneur

 

İşte bu Pasajlar’da sık sık geçen harmonik kelimelerden biridir flâneur.

 

Okur okumaz çoğumuzun, günümüz ‘modern’ insanı olarak kendimizi ucundan köşesinden bulabildiğimiz bir kavram.

Öyle ki flâneur gezen, bazen aylak aylak (bknz.yusuf atılgan) ama öyle aylak aylak gezen haliyle  sık sık düş-ünen ve sürekli çıkarımlar yapan kişi demek. Boş gezenin dolu kalfası misali.

Berman’ın ‘Katı olan her şey buharlaşıyor” kitabında Baudlaire ile ilgili bir bölüm vardır. Dönemde yaşanan değişikliklerin sanatçıyı ve eserilerini nasıl biçimlendirdiğini Pasajlar ile benzer tarihsel dönemi ele alarak nefis bir şekilde inceler Berman.

İşte Benjamin de, Berman ile paralel düşünerek, 18 yüzyılın tipik fransız edebiyatçısını bir flâneur olarak algılar:

Paris sokaklarında aylak gezen ama içsel felsefe yapan düşünürler.

(Bu arada dişi aylak insana flaneuse denilir)

Berman gibi  Walter de Baudelaire ile örneklendirir düşüncelerini.

Fikirlerde pervasızca yaşayan ama mekana konuk ol-amayan flâneur, sokakları, caddeyi, cumbaları, kaldırımları bir müzedeki yağlı boya tablosuna ya da bir botanikçinin bitki kıvrımlarına bakar gibi inceler. Sokağın nabzıyla kanını dolaştıran, doğadan şehre sürülmüş sapiensin uyumsuz, garip normunu oluşturan insanl türüdür onlar. Şehirler insan ruhunu bizzat insan eliyle olan dönüşümlerle ele geçirirken, Rimbaud, Joyce ya da Celine hatta Keroac  eserlerinde hep bu dönüşte kaybolmamaya çabalayanları yaratmışlardır. Balzac’a göre onlar gözün gastronomistleridir.

 

 

flâneur Saint Beuve’nin dediği gibi bir şey yapmanın zıttı mıdır  yoksa serserliğe bir methiye midir?

Evi dışındaki mekanı evi sayan flâneur aylaklığın erdemleştiği yeni bir bohem insan hali midir yoksa modern toplumda dayatılan yaşama seyirci, pasifize edilmiş bir bireysi midir?

 

 

Ünlü sosyolog George Simmel, modernite ve yeni insan yaşam formlarını incelerken,

18 yüzyılın insanı din ve devlet bağlarından,

19 yüzyılın ise kişiler ve mekanlar arası bağlardan kopardığını iddia eder.

Bireyin bireyselleştiği ölçüde karşılaştırılamaz ve karışamaz olduğunu, bu yüzden de birbirine bağlılıkları daha da belirginleştiğini düşünür. Metropolisler ise bu boşluğu Pasajlarla doldururken, flâneurlar ise günümüzde neon ışıklar ve çekici vitrinleri önündeki ‘tüketici’ye başarıyla dönüştürülmüş gözüküyor.

Horton Plaza ya da Universal CityWalk bu başarıya ‘mekansal’ örnekler olarak verilebilir.

 

flâneur’a yakınsayan günümüz turistlerinin çoğu  artık tur şirketleri tarafından ‘düşünmeye’ bilgilendiriliyor. Dahası ‘Başı boş gezmek”günümüz dünyasında ciddi oranda olumsuzlaştırılmış bir algı. İşsizler ve sokak insanları, ‘öteki’ olarak boş gezenler sınıfına dahil olurkenedilirken, ‘modern’ dünyanın bunca ‘boşluğunun’ olmamasına şaşmamalı.

Yine de umarım birileri 19yüzyılın ürettiği mekanda flâneur olamasa da hayatta flâneur olmayı becerebilecektir.

 

 

 

 

  • Simmel, G., The Metropolis and Mental Life The Sociology of Georg Simmel’ New York:Free Press, 1976
  • Berman, M., Katı olan Her şey Buharlaşıyor, İletişim Yayınları, 1994
  • Benjamin, W., Pasajlar, YKY Yayınları, 2008
  • Benjamin,W., Esrar Üzerine, İmge Yaynları, 2012

 

 

 

 

Author: F.Sibel Ağlamaz

Share This Post On

2 Comments

  1. As the Collection Spet you will be responsible for daily cash collections.

  2. Very energetic blog, I enjoyed that a lot. Perhaps there is a part 2?

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir