Filistin’de Sinema Yapmak

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 17. Adana Altın Koza Film Festivali’nde “Filistin’de Sinema Yapmak” adlı panel gerçekleştirildi. Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünü üstlendiği ve simultane çevrilen panele Bashar Ibrahem, Vicky Habib, Nasri Hajjaj, Liona Badr ve Najiva Najjar konuşmacı olarak katıldı. Filmlerin politik içerikleri dolayısıyla değil, estetik dilleri hakkında konuşmak için böyle bir panelin düzenlendiğini söyleyen Taşçıyan “Filistin sinemasının özgün bir dili var. Dünyaya örnek oluyorlar” dedi. Sonra da konuşmacılara film yapımının onlar için neler ifade ettiğini sordu. Konuşmacılar genel olarak Filistin’de sinema yapmanın zorluklarından bahsettiler. Fakat bu zorluğun yaratıcılıklarını da tetiklediğini söylediler. Filistin sinemasının geleceğinden de umutlu olduklarını belirttiler. Yapımcı ve sinema yazarı Liona Badr 1980’lerde belgeselciliğin iyi tanındığını söyledi. “Direncin sözlüğünü yapıyorduk. Pek çok film dünyada gösterime girdi. Sadece bizim yönetmenlerimiz değil, yabancılar da Filistin filmi yaptılar. Yapımcılar Filistinli direnişçilerle birlikte çalıştılar… Ayrıca kadın sinemacıların sayısı artıyor. Sadece teknolojide değil, iletişimde de devrim yaşanıyor. Daha ucuza film yapılabiliyor artık” diyerek sözü Filistinli yapımcı Nasri Hajjaj’a devretti Badr. Hajjaj, Mavi Marmara’da hayatını kaybeden tüm şehitlere ve ailelerine taziyelerini sunarak başladı konuşmasına. Daha sonra da Filistin’deki belgesel sinemacılığı hakkında önemli şeyler söyledi: “1948’den beri ciddi sorunlar yaşanıyor. Bunlar da ekonomik ve sosyokültürel alanlardaki gelişimi ciddi biçimde etkiledi. Filistinliler’in bir kısmı göç etti, diaspora uzun zamandır yaşıyor. İnsanlar da bir şekilde dertlerini anlatma ihtiyacı hissediyorlar. Siyasi düşüncelerin açıklanması bağlamında belgesel yapımcılığına odaklandık. Filistin halkının dertlerini bu şekilde anlattık. Ayrıca Filistin halkı işgalin ardından gruplara ayrıldı. Filistin sineması da benzer şekilde parçalandı. Gerek Batı Şeria’da gerek Filistin’de yaşayan halkın sorunlarını dile getirmeye çalıştık. Filistin sineması pek çok platformda yaşıyor. Bazı Filistin filmleri kendilerine özgü karakterleri olan filmlerden oluşuyor. Elimizden geldiğince, tüm sorunlara rağmen istikrarlı bir biçimde sinema yapmaya çalışıyoruz.”

“Filistin: Barışa Hasret” programı kapsamında gösterilen Nar Ağaçları filminin yönetmeni ise daha çok uzun metraj yapımlar ve bunların dağıtım sorunları üzerinde durdu: “Öykülerimizi daha çok belgesel olarak anlattık. Filistin’le ilgili uzun metraj filmleri yabancılar yaptı ama biz de bu türe olan ilgiyi son dönemlerde arttırdık. Filistinli tarafından yazılmış, çekilmiş, oynanmış filmler yapmaya başladık. Bu da kendimizi daha bağımsız hissetmemizi sağlıyor. Zaten işgal altındaki topraklarda film yapıyoruz. Çekmek zor ama filmin dağıtımı daha da zor. Devletten destek almıyoruz, kalkınmış bir ülke değiliz. Daha çok dağıtıma ve seyirciye ihtiyacımız var. O sebeple bu tür festivaller bizim için çok önemli.”

Önemli bir Arap gazeteci olan Vicky Habib ise sanatın ortak bir dil olduğu konusunun üzerinde durup şunları söyledi: “Filistin’de sinema yeniden canlandı. Siyasetle ilgili filmler yapılıyor ama Filistin halkının günlük sorunları da çok önemli. Eskiden yapımcılar üzerinde büyük baskılar vardı ama buna rağmen çok iyi filmler yaptılar. Filistin’in insani yönünü anlatmayı tercih ediyoruz. Sinemanın uluslar arası dilini kullanarak bunu dünyaya anlatmak istiyoruz. Sanat ortak bir dil, biz de bunu kullanmaya çalışıyoruz.”

Saygın bir Arap yapımcı olan Bashar Ibrahem de Filistin sinemasının zaman içinde değişime uğradığının altını çizdi. Ibrahem “Büyük resme bakmak istiyorum. Sinema aslında insanları ve kültürleri bağlayan bir köprü. Filistin sineması deyince işin içinde sadece Filistinliler yok. İsrailliler, İranlılar ve Lübnanlılar da var. Sinemacılar Filistin’deki tabloyu daha farklı bir açıdan anlatmak istiyorlardı. Önceden direnişçilerin hikayeleri vardı. Ama 1980’den sonra sokaktaki halka odaklanılmaya başlandı. Ciddi bir entelektüel değişim yaşanmaya başlıyor. Teknik anlamda da geliştiler. Genç sinemacılar daha ucuza daha çok film çekmeye başladılar. Bazı filmler diasporanın bakışından daha farklı noktalara da değindiler. Artık Filistin insanlık onuru olarak gündeme geliyor. Filistin ya da Arap sorunu olarak değil!” dedi.

Konuşmacılara kişisel deneyimleri sorulduğunda ise oldukça ilginç şeyler çıktı ortaya. Liana Badr Filistinli sinemacıların Gazze’de ya da Kudüs’te doğru düzgün çekim yapamadıklarını söyledi. İsrail yönetiminin ya da askerlerinin bu tür şeylere izin vermediklerini belirterek “Filistin bir dünya hapishanesidir!” dedi. Nasri’nin hikayesi ise sanırım en yürek burkanıydı. Nasri, Lübnan’daki en büyük mülteci kampında doğup büyümüş. Sekiz yıl boyunca bir çadırda yaşamışlar. Daha sonra Arap Birliği bursuyla Londra’ya gidip sosyoloji eğitimi almış. Gazetecilik yaparken sinemaya ilgi duymaya başlamış. Tunus’a gidip iki belgesel çektikten sonra Ararat’ın izniyle Filistin’e girmiş, ilk defa! Amacı, babasının doğduğu köye gidip çekim yapmakmış. Fakat köye gittiğinde hayalindekinden farklı bir manzarayla karşılaşmış. Devamını şöyle anlatıyor: “Evleri yıkıp yerle bir etmişler, yerine de incir ağacı dikmişlerdi! Nefesim kesildi, öleceğimi hissettim. Kendime şunu sordum; ‘O an ölsem ne olurdu?’ Öleceğimi sandım ama ölsem bile beni oraya gömmezlerdi. Böyle bir hakkınız yok. Buna izin vermiyorlar. İsrailli birisi Filistin’de öldüğünde oraya gömülebiliyor ama Filistinli birisi Filistin’de öldüğünde oraya gömülemiyor! Bu, İsrail kanunu!”

Najiva Najjar da İsrailliler’in barış yanlısı olmadıklarını düşündüğünü söyledi. “Barış istiyorlarsa nende on yedi yaşındaki çocuklarını askere alıp, ateş etmeyi öğretip şiddet aşılıyorlar ki? Ayrıca bizleri orada çok kısıtlıyorlar. Hiçbir sebep yokken, sırf canları istiyor diye on saat bekletiyorlar bizi. İşgal, işgalcilerin sorunu. Biz yaşamaya devam ediyoruz” dedi. Vicky de insanların Filistinliler’le ne tür sorunları olduğunu bilmediğini, ama sadece Filistinli olduğu için öldürülen insanlar gördüğünü söyledi. Vicky ayrıca eski Filistin sinemasının çok katı olduğunu belirtti. “Bazı Lübnanlılar ‘Bunlar duygu sömürüsü yapıyorlar!’ diyordu. Yeni Filistin sineması ise daha ılımlı ve yaratıcı” dedi. Ibrahem ise Filistin sorunlarının gerçekçi bir şekilde ifade edilmesinin çok önemli olduğunu belirtti. “Filistin 60 yıldır işgal altında ve sadece İsrailliler ile değil, Mısırlılar, Lübnanlılar ve Araplar’la da ciddi sorunları var. 60 yıllık kahredici bir işgalin ardından bile sinema yapmaya devam ediyorlar. Bu süreç belki de onları bir süre sonra daha yaratıcı hale getirecek. Filistin filmleri önemli film festivallerinden ciddi ödüller alıyorlar. Uluslar arası anlamda önemli bir yerde Filistin sineması. Filistinli sinemacılar da siyasetçilerden daha akıllı ve etkili!” diyerek salonda kocaman bir alkış kopmasına neden oldu Bashar Ibrahem.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir