Extremely Loud & Incredibly Close

Uyarlama konusunda önyargılarımla mutlu olduğumu anlamama sebep olan bir eser daha. Bakış açımı değiştirmem gerekiyordur belki de. Basılı halini okuduğum bir şeyin görüntülü halini seyrederken pek bir müşkülpesent oluyorum. Düşünüyorum sonra filmini daha çok sevdiğim bir kitap var mıdır diye. Aklıma sadece Atonement geliyor. Onun da önce filmini izlemiş sonra kitabını okumuştum. Eserin ilk tanışılan hali daha özel geliyor belki de bana. Neyse, bu vasıtayla sormuş olayım: Filmini kitabından daha çok sevdiğiniz bir eser veya memnun kaldığınız bir uyarlama var mı? Var diyenler beri gelsin. Kitabı da bulunan pek çok film izlediğimden değil de genel olarak öyle bir kanı bulunduğundan dolayı merak ediyorum.

Jonathan Safran Foer şüphesiz ki sinemaya fazla gelen bir yazar. Anlatısının üç farklı koldan ilerlemesi sebebiyle hakkını verecek bir uyarlama için eserlerini iki-üç filmlik seriye dökmek veya mini dizi haline getirmek gerekiyor bana kalırsa. Aslında anlatının tek koluna odaklanmak uyarlama açısından en makul tavır belki de. Çünkü farklı disiplinler sonuçta. Kitabı olduğu gibi filmde görmek mümkün değil. Öyle her şeyi merkeze alamıyorsunuz. Periferide kalanlar anlamını yitiriyor ondan sonra. Babaanne kitapta bu kadar işlevsiz miydi? Dede sadece Oskar’a yardım eden birisi miydi? Kitabı okuyunca, bu kadar da çok sevince kıyaslamadan edemiyorum. Uyarlama olarak değil de başlı başına özgün bir yapımmış gözüyle bakmaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Kendimi kandırmaya çalışıyormuşum gibi olduramıyorum zihnimde. (Aynı şey Everything is Illuminated için de geçerliydi. Liev Schreiber ne kadar iyi niyetli olsa da kitabı okuyan herhangi birisinin filmi kitap kadar sevebileceğini zannetmiyorum. Dediğim gibi iki saatlik bir film Foer’in kitaplarının hakkını vermeye yetmiyor.) Oskar’ın finaldeki dileğinin orijinal bir şekilde görüntüye döküldüğü bir bölüm de vardı ama bu tarz filmin bütününde kendini gösteremediği için sonuca da etki edemiyor.

Ben film boyunca bir hikayeyi dördüncü ya da beşinci elden dinliyormuşum etkisine kapıldım daha çok. Geçtiği ağızlarda bir şeylerini yitire yitire deforme olarak gelmiş sanki. Kulaktan kulağa es geçilmiş bir şeyler. Ben de biraz yabancılık çektim onun için. Sonuç itibariyle senaristinin de yöneteninin de önceki işlerini pek sevmeme rağmen bu işlerini pek sevemedim. En iyi yanı Thomas Horn’un keşfi ile Max von Sydow’un varlığı.

Bir de şunu belirteyim: Kastta geçmiyor ama tren sahnesinde Oskar ile Kiracı’nın arasında oturan kişi Jonathan Safran Foer değil miydi?

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir