Erken Kaybedenler

Emrah Serbes “Erken Kaybedenler”de kızgın ve kırgın genç adamların hikâyelerini son derece rahat ve güzel bir dille anlatıyor. Hayatı anlamak ya da anlıyormuş numarası yapmak oldukça zor, bu anlama ve anlamlandırma çabasına bir de büyümenin zorluğu eklendiğinde, geleceğin aslında yaşadığımız anlardan oluştuğunu görüp şaşırıyoruz. Emrah Serbes “şaşkın” çocukları büyütüp adam etme derdine girmeden, oldukları gibi yazmayı tercih ederek birçok güzel hikâyeye imza atmış.

Çocukken herhangi bir ilişki kurma çabası oldukça zorlayıcı olabiliyor. Doğal ve kendi halinde gelişmesi gereken baba-oğul ya da anne-oğul ilişkisi tıkandığında tüm dünyadan nefret etmeniz için birkaç dakika yeterli olabilir, zaten dünyaya sıra gelmeden en az üç kere kendinizden nefret etmişsinizdir! (Hikâyeler erkek çocuklara ait olduğundan ilişkileri “oğul” ortak paydasına aldım.) Genelde erkek çocuğun modeli babadır ve hayattan beklentileri babası üzerinden şekillenir. Emrah Serbes birçok hikâyede çocuk ve bu “örnek erkek” arasındaki ilişkiyi inceleyerek, neredeyse herkesi yakalayabilecek şekilde hikâyelerine yedirmeyi başarmış.

Sade ve ne anlattığını bilen, yer yer gerçekten çok komik olabilen bir dili var Emrah Serbes’in. Hikâyelerin akıcı bir şekilde okunmasını sağlayan bu dil zaman zaman küfürler de barındırıyor. Yazarın küfür kullanımına eleştiriler olsa da bence kullandığı küfürler hikâyeye ve anlatıma ivme kazandırıyor. Ayrıca o yaşlarda hayatımızın önemli bir noktasında duruyor küfür ve bu kitabın içinde birden fazla Holden Caulfield var..

İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın tanıtımı için seçilen “Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu” başlığı aslında pek uygun olmamış. Derli toplu bir okumanın ardından kitap üzerine etraflıca düşündüğümde, anlatılan neslin yoldan çıkmaktan daha çok yolu bulmakta zorlanan bir nesil olduğu sonucuna vardım.

Bu nesle aslında hepimiz, yani tüm erkekler bir ara dâhil olduk. Emrah Serbes’in yazdığı bu hikâyeleri de sanırım bu neslin çocuğu olduğumdan çok sevdim, eğer bizden olduğunuza inanıyorsanız, okumadan geçmeyin derim.

En sevdiğim hikâye olan “Kimi Sevsem Çıkmazı”nın en sevdiğim yeri ile bitireyim;

“Lamba kim..”

Author: Burak Kartal

Share This Post On

5 Comments

  1. Emrah Serbes’in rahat dili öykülere dahil olabilmemizdeki en büyük etken. Bu yüzden anlatılan daha önce başımızdan geçmiş bile olsa bunu bizi hiç yansıtmayan bir dille anlatmış olsaydı bu kadar sevemezdik diye düşünüyorum. Barda abisinin sevgilisini tavlamaya çalışan çocuğun büyümüş de küçülmüş hallerine abartısız 1 saat gülmüştüm.

    Ben de senin gibi düşünüyorum, kitabın “manifesto” kısmı yanlış adrese postalanmış. Yazı da pek güzel olmuş, ellere sağlık.

  2. “Anneannemin son ölümü”nü çok sevdim, açılış öyküsünün bu kadar iyi olması kitapla ilgili beklentileri arttırıyor, bu beklentilerin altında da kalmıyor kitap. “Bu yaştan sonra komünizm heyecanını yaşamak ister misin?” :)

  3. “Lamba senden değerli mi evladım lambanın amına koyayım.Lambanızı sikeyim.”
    bu cümlelerin olduğu bir sayfasını gördüm sadece, yavaşça kapadım kapağını evden uzaklaştırdım kitabı. Bir eğitimciyim ben, evde lise öğrencisi kardeşim var, ilköğretimde okuyan yiğenlerim var…
    Üniversite eğitimimde bir dönem boyunca “kitap inceleme” dersi aldım.Bu cümlelerle bu kitaba onay veren talim terbiye kurulu bana öğrenci eğit diyor, oldukça ironik bir durum. Okulda benim dediklerim neye yarar ki evde bu kitabı okuyunca?
    Kitabın dili ile “yansin alayi ibnelerin su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim..”

  4. evdeki tdk sözlüklerini de uzaklaştır mümkünse ya da “S” harfini sonra “Si” hecesini bulup sonra da uygun harfi yerleştirip anlamlarına bir bak bakalım ne yazıyor isim ve fiil olarak? yani şimdi öz türkçe bir sözcüğün yer aldığı bu kitapta, bu kitaba onay vermeyecek talim ve terbiye kurulu olursa o iş olmaz. ayrıca kitabı uzaklaştırmayıp okusaydın o küfürlerin mizahi yönünü görüp eğlenirdin bile, lisedeki kardeşin küfür için çok küçükmüş gerçekten ama ilköğretimdeki yeğenlerin büyüyünce okur haklısın. korkmayın bu kadar küfürden biz öğrendikte ne oldu yahu?

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir